Anadilde eğitim ve üniversite mücadelesi

Kırmızı-Beyaz Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

Anadilde eğitim ve üniversite mücadelesi
01 Ekim 2014 Çarşamba 02:07

02-mansete
‘Anadilde eğitim talebi yalnızca Türk ve Kürt emekçisinin ayrışmasını, ulus devletin yıkılmasını ifade etmiyor. Aynı zamanda özerk üniversite, bilimsel, parasız eğitim talebi ile mücadele eden gençleri de doğrudan etkiliyor’
Hemen yazının başında belirtelim, Aydınlık’ın başlatmış olduğu “Kürtçe Eğitim Dili Olabilir Mi?” başlıklı tartışmayı bir edebiyat öğrencisi gözüyle hem dilbilimi hem de üniversite mücadelesi özelinde inceleyeceğiz.
DİL ÖZELLİKLERİ NELERDİR?
Kanımızca meseleye dilin tanımını yaparak ve dilin özelliklerini inceleyerek başlamak en doğrusu olacaktır. Muharrem Ergin’in dil tanımına bakalım: “Dil, insanlar arası anlaşmayı sağlayan tâbii bir vasıta, kendisine mahsus kuralları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimaî bir müessesedir.”
Kısaca dilin özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz. Bir, doğaldır; iki, toplumsaldır; üçüncüsü ve en önemlisi canlıdırlar. Diller durağan değil durmadan ilerleyen, gelişen ve kimi zamanda yok olan bir unsurdur. O halde şunu söylemekte bir sakınca yoktur; bir dil var oldukça ve gelişiminin zemini oluşturulsa o dil eğitim dili/bilim dili olabilir. Fakat bu kural tek başına yeterli değildir.
SINIFLI TOPLUM EKONOMİ VE DİL
Bu durum tek başına yeterli değilse, diğer önemli faktörler nelerdir? Yukarıda dilin bir başka özelliğinden, toplumsal olmasından bahsettik. Pekâlâ, şu iddiayı da ortaya atabiliriz: Dil, insanoğlunun toplumsal emeğe geçişiyle, üretimle, artı değerle, yani sınıflı topluma geçişle beraber gerçek anlamda var olmuştur. Bir dilin gelişimini devletin oluşumunda ve iktisadi, toplumsal gelişmenin sonuçlarında arayabiliriz.
Dünya üzerinde binlerce dil içerisinde kullanım yaygınlığı, en fazla olan dillere bakalım. Bu dillerin en büyük özelliği sağlam devlet geleneği oluşturan ve en geniş biçimde pazarlara, ticaret yollarına hükmeden veya bunlarla derin ilişkiler kuran uygarlıkların dilidir. Bir dönem Roma’nın geniş coğrafyalardaki egemenliği Latinceyi, Orta Asya’da Hunlar’dan Avrupa’nın içlerine uzanan Osmanlı’ya kadar uzanan süreç de Türkçe’yi örnek gösterebiliriz. Veya bugün dünyada en yaygın kullanım alanı olan İngilizce’ye bakalım. 16. yüzyılda çok az kullanım alanı olan ve bilimsellikten uzak olan bir dil, pazarın genişlemesiyle beraber bugün bilim ve eğitim dili haline gelmiştir. Öyleyse bir dilin eğitim/bilim dili olmasındaki en önemli faktör kendi pazarını oluşturması ve diğer pazarlarla doğrudan ilişkisidir. Bu ilişki kısa süreli bir pazar ilişkisi değil, yüzler veya binlerce yıllık bir sürecin doğal bir sonucudur.
EMPERYALİZM ÇAĞIRDA ANADİL
Elbette bir dil için eğitim ve bilim açısından yetersiz demek onu hor görmek, ayaklar altına almak demek değildir. Bir durum tahlilidir. Her dilin gelişimi için bir zemin yaratılabilir. Türkiye’ Kürtçe için Kürdoloji Enstitüleri kurulmalı, Kürtçe seçmeli ders olarak okutulmalı ve bu alandaki çalışmalara destek olunmalıdır. Türkiye’de zaten bu konuda adımlar atılmaktadır. Fakat “Demokratik Özerklik ve Anadilde Eğitim Talebi” gibi talepler toprak birliğini, iktisadi yaşam birliğini ve dil birliğini bölmeyi amaç edinen tamamen siyasi bir taleptir.
Bugün emperyalist merkezlerin en büyük talepleri ulus devletlerin yıkılması, gümrüklerin ortadan kalkması ve sermayenin serbestçe dolaşımıdır. Devletin piyasadan elini çekmesi ve gümrükler vasıtasıyla ekonomi alanındaki korumanın ortadan kalkması hedeflenmektedir.
Emperyalist/neoliberal merkezler nasıl devletin piyasadan, ekonomiden elini eteğini çekmesini istiyorlarsa aynı şekilde ulusal kültürde, eğitimde de devlet rolünün kısıtlanması ve eğitimin yerel yönetimlere devrini talep ediyor. Özetle eğitim evrensel bilgiden, bilimden soyutlanarak bölgesel, mezhepçi, etnik ve piyasacı anlayışlara teslim ediliyor.
Emperyalizm çağında anadilde eğitim talepleri ezilen milletlerde ortaya çıkan tipik tartışmalardandır. Örneğin Lenin, Ekim Devrimi öncesi yapılan tartışmalarda “Ulusal Kültürel Özerklik” isteyenlere karşı ciddi bir savaş vermiştir. Lenin şöyle diyor: “Başka başka uluslar tek bir devletin sınırları içinde yaşadıkları sürece, milyonlarca, milyarlarca iktisadi, yasal, toplumsal bağla birbirine bağlıdırlar. Eğitim, bu bağlardan nasıl ayrı tutulabilir? (...) Eğer tek bir devletin sınırları içinde yaşayan değişik ulusal-topluluklar, iktisadi bağlarla birbirine bağlıysalar, o ulusları ‘kültürel’ ve özellikle eğitsel alanda sürekli olarak bölüp ayırmak saçma ve gerici bir şey olur. Tam tersine, okullar, gerçek anlamda yapılan şeye bir hazırlık olsun diye, ulusal-toplulukları eğitsel alanda birleştirme çabası gösterilmelidir.”
 Anadilde eğitim talebi bölgede emperyalizmin çıkarları ile örtüşüyor. Bugün anadilde eğitim talebi ulus-devletlerin yıkılması ve neoliberalizm bayrağının göndere çekilmesi, Türk ve Kürt emekçilerinin teslim alınmasından başka bir şey değildir. Bu talep hem Türkçe’nin hem de Kürtçe’nin, hem Türk emekçisinin hem de Kürt emekçisinin önünde büyük bir engeldir.      
ANADİLDE EĞİTİM VE ÜNİVERSİTE
Anadilde eğitim talebi yalnızca Türk ve Kürt emekçisinin ayrışmasını, ulus devletin yıkılmasını ve emperyalizmin bölgesel hâkimiyetini ifade etmiyor. Aynı zamanda özerk, demokratik üniversite ve bilimsel, parasız eğitim talebi ile mücadele eden biz gençleri de doğrudan etkiliyor. Türk ve Kürt gençlerinin ayrı okullarda eğitim görmeleri hem bilimsel eğitim niteliğini düşürecektir, hem de üniversiteler başta olmak üzere tüm eğitim kurumlarının piyasaya teslimi anlamına gelmektedir.
Anadilde eğitim talebi, bugün Türk ve Kürt gençlerinin zihinsel ve toplumsal gelişiminin önündeki büyük bir engeldir. Anadilde eğitim talebi, bugün Türk ve Kürt gençlerinin daha fazla piyasada ucuz işgücü olarak kullanılması demektir. Anadilde eğitim talebi, bugün Türk ve Kürt gençlerinin daha fazla sömürülmesi ve geleceksizleştirilmesi demektir. Türk ve Kürt gençleri olarak, Türk milleti olarak bu tuzağa düşmeyeceğiz!
KÜRTÇE VE KÜRTÇENİN ETİMOLOJİSİ
Burada ara veriyoruz ve tekrar meseleyi dilbilgisine odaklıyoruz. Dilleri niteliklerine göre üç ana gruba ayırabiliriz: Doğal diller, yapma diller ve özel diller. Kendi doğal şartları içinde doğup gelişen dillere doğal diller, bir veya birkaç kişi tarafından belli kurallar çerçevesinde üretilen dillere yapma diller diyebiliriz. Özel diller ise belli bir sosyal grup arasında oluşturulan bir dil türüdür.
Bir de doğal dillerin çeşitli şekillerde karışması sonucu oluşan diller vardır ve bunlara “Karma Dil” denir. Berke Vardar, karma dilleri şöyle tanımlamaktadır: “Çeşitli dillerin karışmasından oluşmuş dil. Karma diller, yeterince gelişmemiş bir aşamada bulunan çeşitli toplulukların, ülkelerine gelen gelişmiş topluluklardan bireylerle daha kolay ilişki kurabilmek, alış veriş yapabilmek vb. nedenlerle onların dillerinden büyük ölçüde öge almaları sonucu oluşmuştur.”
Etimolojik olarak incelediğimizde Kürtçe’nin de bir karma dil olduğunu görüyoruz. Rusya Bilimler Akademisi hazırlanan ve tabloda da gösterdiğimiz üzere “Kürt Dilinin Etimolojik Sözlüğü”ne göre Kürtçe’nin %99’unu başka dillerden gelen sözcükler oluşturmaktadır. Bunların %40’ı Arapça, %39’u Farsça, %15’i de Türkçe’dir.
Kürtçe bu haliyle dahi eğitim/bilim dili olmaktan uzak, yalnızca bölgesel bir dil görünümündedir. Kürtçe elbette bir eğitim ve bilim dili haline gelebilir; fakat gerek etimolojik yapısı, gerekse bölgedeki ekonomik ilişkilerdeki kullanım yaygınlığı bize bu konuda bir zaman hesabı yapmamızı güçleştirmektedir.
Nadir Temeloğlu
Kırmızı-Beyaz Dergisi Genel Yayın Yönetmeni


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.