40 yıl önce 40 yıl sonra jet yakıtının bedeli

Davut’un yıldızı uğruna nice güneşler batarken, tartışılıyor: “Erdoğan, İsrail’e jet yakıtı vermiş midir, vermemiş midir?” Tıpış tıpış sandığa gidilirken, tanıdığımız Erdoğan jet yakıtının bedelini -içte ve dışta-...

40 yıl önce 40 yıl sonra jet yakıtının bedeli
03 Ağustos 2014 Pazar 11:36

02jet

Yazın bu güneşli günlerinde, tatili ve masmavi suların sevgiyle okşadığı sahilleri düşlerken; Akdeniz’de bir kıyı, kin dolu füzelerce dövüldü. Kâbus, dünyalar güzeli çocukların kana bulanmasıyla başladı...
Ve bir Gazzeli kız çocuğu, güzel gözleriyle dünyaya bakması gereken küçük bir kız çocuğu, minik elinde, paketini dahi henüz açamadığı, mutluluğunu yaşayamadığı çikolatasıyla sonsuzluğa uçtu. Babacığının, anacığının, insanlığın çaresiz çığlıkları arasında...
Bu saldırıyı yapan İsrail ordusuna jet yakıtını Erdoğan mı verdi? Belgeler, yalanlamalar ve yine köpük saçan hakaretler, hakaretler...
Jet yakıtının yeri önemlidir bizim siyasi tarihimizde. 40 yıl öncesine, 1974’e zaman yolculuğu yapalım. Kıbrıs adasında Türkler, Yunanistan’daki askeri cuntanın desteklediği EOKA yanlısı Rumlarca pervasızca katledilmektedir. Türkiye’de Ecevit hükümeti (CHP-MSP koalisyonu) bulunmaktadır. Garantör Türkiye, “Ayşe’yi tatile çıkarmak” zorunda kalır ama Barış Harekatını yapacak, akan kana son verecek Türk jetlerine yakıt bulunamamaktadır. Türkiye’de üretim yapan yabancı sermayeli rafineliler, jetlerimize yakıt vermezler. Maliye Bakanı Deniz Baykal, bizim kaynaklarımızı kullanmalarına rağmen, bize sırt dönenlere sert çıkar ve “sizi millileştiririm!” der. Sonuçta millileştirilmezler ama bu kelime, tahrip gücü yüksek bomba etkisi yapar.
Soydaşlarımızın katliamdan kurtarılması ve adaya barış getirilmesi, -emperyalistlerce şeytan olarak adlandırılan- Kaddafi’nin verdiği jet yakıtı ile olur. Ancak Ecevit, Erbakan’ın hayal dünyasının zenginliğine (!) dayanamaz, anlaşmazlıkların büyümesi üzerine istifa eder. Hükümet kurulamazsa erken seçim olacaktır. Türkiye’de, “Kıbrıs Fatihi Ecevit”, “Halkçı Ecevit” heyecanı esmektedir. Sağ partiler, erken seçim sonucu CHP’nin tek başına iktidar olmasını engelleyecek formülü bulurlar: 1. Milli Cephe Hükümeti kurulur.
1977 yılına gelindiğinde, yer gök Karaoğlan’dır. CHP yüzde 41,4 oy alarak birinci parti olur. Ancak kazanılan 213 milletvekili yeterli olmaz ve kurulan azınlık hükümeti Meclis’ten güvenoyu alamayarak düşer. Akabinde 2. Milli Cephe Hükümeti kurulur. Ama Ecevit, “11 kumar borcu olmayan milletvekilini” Güneş Motel’de bulur; 2. Milli Cephe hükümetini devirerek tekrar hükümetini kurar. Enerji Bakanı ise Deniz Baykal olur.
‘AK günler’in gelişi
Haklı davamıza engel olunması nedeniyle dile getirilen “millileştirme” tehdidinin emperyalist dünyada ve Türkiye’deki uzantılarında psikolojik tahribatı devam etmektedir. Ne de olsa Ecevit’in seçim vaatleri arasında “düzen değişikliği” de vardır. TÜSİAD gazetelere tam sayfa ilanlar vererek hükümeti istifaya davet eder. Bir düğmeye basılmıştır artık. Terör hızlanır, etnik ve dinsel kışkırtmalarla Malatya ve Maraş katliamları yaşanır, enflasyon yüzde 100’ü geçer, grevler yayılır. Ve o dönemlerde, şimdiki gibi “hükümete karşı darbe yapılıyor” yaygarası koparmak, bu eylemleri “hükümeti düşürme” suçu olarak görmek akıllara gelmez. Matematik terimleri, henüz yalan yanlış siyasette girmemiştir. 1973’ten beri geleceği müjdelenen “Ak Günler”in, akılla ilgisi vardır ama bugünkü “AK”lıkla ilgisi yoktur. İstifa kültürü Karaoğlan’da vardır. Karaoğlan istifa eder.
Bu seyir, 1880 darbesine ve sonrasına gider. Acılar, acılar... Hala devam eder.
Bir şey daha olur. Türkiye çıkarına aykırı hareket edeni millileştiririm diyen Baykal, kara propaganda ile vatandaşın zihninde “iktidarı istemeyen” ve “hizipçi” yapılır. Yıllar yıllar sonra bile... Vatandaş hiçbir zaman gerekçelendiremediği nedenlerle “Baykal’ı istemezük” diye homurdanır. Emperyal tanrılar, buraları “yeni”leştirmek ister, yeni dünya düzeni ister, Büyük Ortadoğu Projesi’ni hayata geçirmek ister. Sona, Cumhuriyet’in tüm kurumlarında operasyonlar yapılır. Rotalar değişir. Türkiye “yeni”leştirilir.
Jet yakıtı, başarılı bir siyasetçinin, bir politikanın ve bir ülkenin geleceğini değiştirir. Türk halkının menfaatleri için dik durmanın bedeli böyle yaşanır. “AK” günler beklenmedik şekilde gelir.
Davut’un yıldızı uğruna nice güneşler batarken, tartışılıyor: “Erdoğan, İsrail’e jet yakıtı vermiş midir, vermemiş midir?” Tıpış tıpış sandığa gidilirken, tanıdığımız Erdoğan jet yakıtının bedelini -içte ve dışta- ödeyebilir mi?

Avukat İsmail Altay

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.