Gazinin evlat hasreti

Gazi Kadir Garip, belden aşağısını hissetmiyor. Ama bir evladı olsun istiyor. Tüp bebek için yalnızca 3 deneme şansı var. ‘Ben bu hayattan uçup gideceğim. Bir çocuğum olsa, geride bir parçamı bırakacağımı bilsem olmaz mı?’ diyor

Gazinin evlat hasreti
06 Nisan 2015 Pazartesi 11:41

Koray Gürbüz / Gazi 

KKTC’de vatani görevini yaparken gazi olan Kadir Garip, evlat hasretiyle yanıyor. Denizli’de yaşayan Garip, 2006 yılında evlenmiş, eşi için “Yaşama sevincim” diyor. Belden aşağısını hissetmeyen Kadir Garip, babasının çabasıyla hayata yeniden tutunmuş. Çiftçilikle uğraşıyor. Garip, “Tüp bebek için gazilere de 3 deneme şansı verilmesi hak mı?” diye soruyor. Söz gazimizde... 

SÜREKLİ SAVAŞA HAZIR OLMAK 

Kıbrıs’ta vatani görev yapmak, memleketin bir başka köşesinde askerlik yapmaktan çok farklıdır. Çünkü her an savaş çıkacakmış gibi yaşarsın, sürekli taarruza hazır olmak zorundasın. Onun için sıkı bir disiplin ve eğitim şarttı. Yanaşık düzenden tutun, spor, atış, savaş eğitimleri, sık sık yapılan tatbikatlar, olayı biraz daha zor hale sokuyordu. Birçok birlikte içme ve kullanma suyu taşıma usulüyle elde edilebiliyordu. İçmek için bile su bulamayabiliyorsun. Askerlik zor ve meşakkatli ama Kıbrıs’ta askerlik yapmak, hele de Kıbrıs Türk Kuvvetleri’nde asker olmak çok büyük onurdu. Görev yaptığım birlik Yunan Alayı’nın sancağını almış kahraman bir birlikti. Şartlar ne kadar zor olsa da kendimi tanıdığım, memleketimin ne kadar büyük olduğunu anladığım yerdir Kıbrıs. 

TAVUK HASTALIĞI  

Bir gün nöbet yerindeyken, birden aşırı terlemeye başladım, vücudum sırılsıklam olmuştu. Komutanım hemen beni Lefkoşa’daki Askeri Hastane’ye gönderdi. Doktor genelde Kıbrıs’ta yaygın olan, mide bulantılı, 40 dereceye ulaşan yüksek ateş ve aşırı yorgunluk gibi belirtileri olan, kas ve eklem ağrılarından ötürü hareket kabiliyetini sıfırlayan Tatar Humması da denilen Tavuk Hastalığı’na yakalandığımı söyledi. Hastanede uyanmadan 4 gün baygın yattım. Beşinci gün istirahat ve ilaç vererek birliğime gönderdiler. Birliğime gittiğimde denetleme olduğunu, asker kalmadığını belirtip beni hududa nöbete yolladılar. Henüz kendime gelememiştim fakat emir demiri keser! Nöbet kulübesine çıktım. Çıkarken başım dönmeye başlamıştı. Etrafı kolaçan etmek için dürbünle bakıyordum, gözümü dürbünden çektim ve 10 gün sonra Ankara GATA’da açtım. Nöbet kulübesinde düşmüşüm ve beni Lefkoşa Askeri Hastanesi’ne sonra da acilen GATA’ya göndermişler. Hastanede yaklaşık 1 yıl yattım. Belim kırıldığı için şu anda belden aşağıyı hissetmiyorum. Tekerlekli sandalyeye bağlı yaşamak zorundayım. 

KIBRIS’I VERELİM’ DEMEK ŞEHİTLERE HAKARETTİR 

Kıbrıs’ı verelim, kurtulalım diyorlar! Verip kurtulmak kolay da bizim onurumuz ne olacak, ben harp malulüyüm. Kıbrıs’ta binlerce şehit ve gazi verildi, bunların hiç mi önemi yok? Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Vatan sadece bir toprak parçası değildir”. Kuzey Kıbrıs’ı da vatan saymamak o topraklar üzerinde bunca sene uğraş vermiş ve o toprakları bayındır kılmış şehit ve gazilere hakarettir. Bu nedenden ötürü öncelikle bilinmesi gerekir ki yavru vatan Kıbrıs, bizim gerçekten bir parçamızdır. Onu umursamamak, bizimle alakası yok demek, baksana zaten halkı Türkiye’den nefret ediyor diye düşünmek, bırakın gitsin demek tam anlamıyla vatan hainliğidir.  

Bunca sene Kıbrıs’a, sadece para ve asker yardımı yapıp, Kıbrıs’ın kalkınacağını ve güçleneceğini düşünen mantık, Kıbrıs halkının psikolojisini kavrayamamış ve Kıbrıslıların açık bir şekilde İngiltere tarafından asimile edilmesine neden olmuştur. Kıbrıs yalnızlığa itilmiştir. Ortada gerçekten bir Kıbrıs sorunu kalmışsa ki, ben artık böyle bir sorunun kaldığına inanmıyorum, bu Kıbrıs halkının değil, tamamen bizi yöneten hükümetlerin suçudur. 60’lı yıllar boyunca Rumların yaptıkları bugünlere ulaştırılmadı, unutturuldu. Kıbrıs’a sahip çıkmak her Türk vatandaşının boynunun borcudur. 

BABA BACAĞIN NEDEN YOK?’ 

Yıllardır gazi arkadaşlarımla birlikte hastanede tedavi görmekteyiz. Vatan uğruna döktüğümüz kanlarla hepimiz kan kardeşi olduk. Yürütülen politikalara bakıyorum, kendi kendime soruyorum: “Bizler, boşu boşuna mı gazi olduk? Ben boşuna mı tekerlekli sandalyeye mahkûm edildim? Bakın gazi arkadaşım Yılmaz! Boşuna mı iki kolunu, bir bacağını ve bir gözünü verdi. Çocuğunu bile kucaklayamıyor! Arkadaşım Ozan, babasını boşuna mı şehit verdi?” Kıbrıs’la ilgili, Güneydoğu’yla ilgili karar verecek olanlar gelsinler bu adamların çektiklerini görsünler. Bizi kimse anlayamaz. Bir Gazi arkadaşımın 3 yaşındaki çocuğu babasına soruyor: “Baba senin neden kolun yok, bacağın yok!” diye! Söyleyecek bir şey bulamıyorum. Bakın Başbakan Davutoğlu, askere kurşun sıkan teröristin düğününe danışmanını göndererek bilezik takıyor; ardından telefonla arayarak tebrik ediyorlar. Ben Davutoğlu’nun bir gazinin düğününe katılıp, bırakın altın takmasını, bir tebrik mesajı bile gönderdiğini duymadım.  

GEL LAN BURAYA EŞŞOĞLUEŞŞEK’ 

Pek çok konuda, özellikle sağlık harcamalarında biz gazileri devlet görmüyor. Örneğin, tüp bebek konusu... Devlet, gaziye de 3 kez deneme hakkı veriyor. Bu 3 denemenin 1.700 lira olan ilaç masrafının ilk denemede yüzde 30’unu, 2. ve 3. denemelerde ise sadece yüzde 20’sini ödüyor. Ayrıca 5 bin lira olan doktor masrafının sadece 2 bin lirasını veriyor. Özel hastanede ise tamamını sen karşılıyorsun. Bu, gazileri anlamak mı? Doktorlar bana “Tüp bebek yöntemi ile çocuğum olabileceğini” belirttiler. Biz de bir umut ile doktor doktor gezmekteyiz. Ama devlet diyor ki, 3 kere deneyebilirsin! 

Sokakta gördüğüm çocuklar, bana afacan afacan baktıklarında lanet okuyorum bu hayata. “Baba” diyecek bir sesi ben de duymak istiyorum. Ben bu hayattan uçup gideceğim. Bir çocuğum olsa, ben de geride bir parçamı bırakacağımı bilsem olmaz mı?  

Çocuğuma top oynamayı, domatesin, ay çekirdeğinin nasıl yetiştirileceğini öğretmeye çalışırken onun sağlıklı hayatını kendim yaşıyormuş kadar sevineceğimi o kadar iyi biliyorum ki. Benim kullanamadığım bacaklarıma inat onun koşup zıplaması... Gel lan buraya eşşoğlueşşek” diyeceğim ona. Bana babam derdi, ona da babası dermiş. Çocuklarının huzur dolu bakışları arasında can vermek, her insanın hakkıdır.  

EVLATLIK EDİNMEK İÇİN 

Bir başka sorun evlatlık edinme konusu. Gazi arkadaşlarım, evlatlık çocuk için müracaat ettiklerinde yıllarca sıra bekliyorlar. Neden? Evlat edinmek isteyen gazilere, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ayrı bir uygulama yapması gerekmez mi? Binlerce çocuk sıcak bir eve hasretken gazilerin evlat edinmek istemesi suç mu?  

Bu durumları sırasıyla, Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’na sözlü ve yazılı olarak da en başta Tayyip Erdoğan’a, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’na, bildirdim. Ama yine bir şey olmadı. Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’e söyledim, beni Korgeneral Metin İyidil’e yönlendirdi. Ama yine olmadı.  

2007 referandumunda Tayyip Erdoğan “Evet demek, şehit ailelerine ve gazilere pozitif ayrımcılık demektir” diye reklam panolarına yazdırmıştı. Ben ve arkadaşlarım pozitif ayrımcılık görmedik. Aksine durumumuz daha kötüleşiyor. Tekerlekli sandalyemi bile hayırseverler aldı.  

BARBARLIK MÜZESİ 

Lefkoşa, Dereboyu Caddesi’ndeki barbarlık müzesini görünce hain pusular hafızalara kazınıyor. Kadınları ve çocukları öldürdükleri evden bahsediyorum. Sınır boyu savaşın izleriyle dolu. Alayköy’de, Kolejtepe bölgesi halen savaş alanı gibi kapalı. Maraş’ta asfalt içinden çıkan ağaçlar, bitkiden kapanmış yollar var. Makarios’un Dubai’den getirttiği özel plaj kumları, Birleşmiş Milletler’in askeri kuleleri, Şehit Pilot Cengiz Topel’in uçağının kalıntıları, kayıp otobüs, Beşparmak’taki tank ve hikâyesi, mavi ev, St.Hilarion Kalesi, Girne Kalesi, en değişik yer olan Erenköy; insanı bir başka yerde olduğuna inandırıyor. 

KARDEŞİMİN CENAZESİNE BİLE GİDEMEDİM 

Kardeşim Mustafa, benden 4 yaş küçük, 3 yaşındayken çok rahatsızlandı. Babam hastaneye götürdü. Epilepsi hastası olduğunu söylediler. Annem ve babam 8 ay boyunca kardeşimin yanında hastanede kaldılar. Ben de dedemlerin yanında. Babamın sosyal güvencesi olmadığı için maddi olarak çok zorluk çektik. 10 koyunu vardı, hepsini sattı. Fakat bu para bizim 1 aylık masrafımızı bile karşılamadı. İlaçları çok pahalıydı. Ben de katkı için 8 yaşından 18 yaşına kadar çobanlık yaptım. Babam gündüz çalışır, akşam kurbağa toplamaya çıkardı. Annem de aynı şekilde...  

Çocukken kardeşimle birlikte yatardık. Bana o kadar içten sarılırdı ki anlatılmaz. “Ciğerimin köşesi” diye hitap ederdi. Ben rahatsızlığımdan dolayı GATA’ya gittim. Evi aradım annemin sesi çok kötü geliyordu. Mustafa’yı sordum, hasta dedi. Babamı aradım o da ağlayarak çok hasta dedi. Annemi bir daha aradım ve konuşmaya zorladım, Mustafa’nın üç gün önce vefat ettiğini söylediğinde dünyam yıkıldı. 18 yaşındaydı. Halen içimde ukdedir Mustafamın cenazesine katılıp onu son kez öpememek.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.