Gençlik Yatağan’a kalkan oldu

Gençlik Yatağan’a kalkan oldu
04 Aralık 2014 Perşembe 09:30

16manset-taylankara

Hemen herkesin yaşamında yapmak istediği akılcı ya da akıldışı hedefleri vardır: kimisi dünyayı dolaşmak ister, kimisi Norveç fiyordlarını görmek ister, kimisi bilmem ne marka bir araba sahibi olmak ister; benimkisi ise Krakow’a gitmekti. Niye Krakow? Çünkü birbirinden farklı zamanlarda en çok görmek istediğim iki yerin ikisi de büyük bir tesadüftür ki Krakow’daydı. Bu iki yerden yaşamımın değişik zamanlarında haberdar olabilmiştim: biri yazar Stanislaw Lem’in mezarı, diğer ise Auschwitz toplama kampı. Stanislaw Lem ile ilgili kısmı daha önce bir yazıda anlatmıştım.

Krakow nasıl bir şehir diye soracak olursanız bu konuda hiçbir fikrim yok, çünkü gezmedim. Beni Lem’in mezarının bulunduğu mezarlığa götüren taksi şehir merkezinden geçerken ne kadarını gördüysem o kadarını biliyorum. Daha önce gördüğüm herhangi bir şehirden farklı bir şehirmiş gibi gelmedi bana, bunu merak etmedim, hala da etmiyorum. Krakow’un en ünlü yemeği, Krakow’un gece hayatı, Krakow’un gezilip görülecek yerleri de beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor ya da en fazla diğer şehirlerinki kadar ilgilendiriyor. Krakow’un benim için anlamı iki yerden ibaretti, hala da öyle: S. Lem’in mezarı ve Auschwitz toplama kampı.

Auschwitz’in adını ve ününü ilk ne zaman duyduğumu hiç hatırlamıyorum ama ilk duyduğumda Polonya’da olduğunu bile bilmiyordum. Auschwitz’in bir toplama kampı olması birçok insan için üzerinde düşünülecek bir konu değildir. Ancak bu konu üzerinde düşünmem bir ansiklopedide gördüğüm bir fotoğraftan sonra oldu. Auschwitz’e kapatılmış kaburgaları sayılabilecek kadar zayıflamış, yüzleri çökmüş tutsaklar, üç katlı, hayvanların bile yatmayacağı samandan yataklardan (yatak sözcüğünü başka bir sözcük bulamadığımdan kullanıyorum) dışarı bakıyordu.

AUSCHWİTZ’DE ÖLDÜRÜLENLER

Sonrasında Charlotte Delbo’nun Auschwitz’in Külleri kitabını okumuştum. Orada Auschwitz ismi artık soyut bir tarihi ismin ötesine geçmiş, onlarca trajik öyküyle kafamda canlanmış, ete kemiğe bürünmüş, yüz binlerce insanın acısının toplu mezarlığında kolayca hazmedilemeyecek bir gerçekliğe dönüşmüştü. Auschwitz ismi, en ilgisiz yerlerde bile karşıma çıkıyordu. Yazar Norman Finkelstein’ın bütün ailesi, Kafka’nın kızkardeşi Ottla Auschwitz’de öldürülmüştü. Viyana Üniversitesi’nde görevli birçok Yahudi akademisyen Auschwitz’de yok edilmişti. (O akademisyenlerin anısına üniversitenin avlusunda şu an kare şeklinde bir yazıt asılmıştır.) Viyanalı akademisyen Dr. Victor Frankl Auschwitz’den kurtulan az sayıda insandan birisiydi. Annesi, kardeşi ve karısı Auschwitz’de öldürülürken kendisinin kurtulduktan sonra daha 52 yıl yaşayacağını herhalde tahmin edemezdi (1997’de 92 yaşında öldü).

Tarihte gerisin geri bakarak Auschwitz’i kim hazmedebilmiştir? Orada olanları gerçekten öğrendikten sonra birkaç dakika bunların üzerinde düşünmek çok zordur. Yapılanların korkunçluğu, insanın bu derece alçaklaşabileceğine inanamamak olayları idrak etmeyi zorlaştırır: ama gerçektir işte. Binlerce kez yazıldığı için artık bir klişe olan “Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır.” cümlesi, ancak Delbo’nun kitabını okuduktan sonra tanıdık gelebilmişti. Adorno bu cümleyi söylerken bunları mı hissetmişti acaba?

Auschwitz’in Külleri kitabında kışın dondurucu soğuğa karşın bir kısmı çıplak ayakla geceden itibaren saatlerce karların üstünde hareketsiz bekletilen tutsaklarla ilgili bir bölüm hatırlıyorum. Şubat ayına denk geldiği için dışarda lapa lapa kar yağıyordu. O bölümü okuduktan sonra balkona çıplak ayakla çıkıp birkaç dakika kar üzerinde yalın ayak durmuş ve okuduklarımı daha iyi anlayıp beynime yedirmeye çalışmıştım. Auschwitz ile duygusal bir bağ kurmak istiyordum. Orada olanları yeterince anlamak, bir “Auschwitz duygusu” oluşturmak için... “Auschwitz duygusu”nun benim için ilk algısı donmuş ayaklardır. O günden sonra Auschwitz’i bir gün görmek benim hedeflerimden biri haline geldi.

Taylan Kara


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.