Aykut Diş yazdı:Üniversitelerde yaşanan gerginlikler nasıl bitirilir

Aykut Diş yazdı:Üniversitelerde yaşanan gerginlikler nasıl bitirilir
27 Mart 2015 Cuma 14:40

Demagojik söylemlere dayanarak çeşitli açıklamalarda bulunmanın etkili bir propaganda yöntemi olduğu sanılır. Duygusallık, samimiyet vb. ya da sarsıcılık gösteren ifadelerin ve sıfatların etkileyiciliğinden faydalanan tarzların ikna ihtimali her zaman daha fazla olmuştur çünkü. Ancak insanları ikna etmenin ve onların desteğini almanın yolu öne sürülen argümanların olgularla buluşmasından geçer. Kurulan “sıcak”, “güzel” ve “yakın” cümleler dert anlatmaya çalıştığınız insanın hayatındaki gerçeklikle örtüşmüyorsa, kimseyi ikna edemez ve kimsenin desteğini alamazsınız. Bir laf cambazından öteye geçemezsiniz. Yani demagoji doğru bir yöntem değildir. Tarih “-mış” gibi yaparak gerçeklerle yüzleşmekten kaçanların ya da gerçeği eğip bükenlerin hezimetleriyle doludur. 

İKİ GERÇEK 

Üniversiteler uzunca bir süredir en sağduyulu kesimlere dahi hatalar yaptırabilecek, provokasyonlara açık bir gerginlik cenderesinin içerisinde. Silahlar çıkıyor, pusular kuruluyor, havai fişekler patlatılıyor. Satırlar ve bıçaklar çekiliyor, şişeler atılıyor. Ege Üniversitesi’nde, ülkücü öğrenci liderlerinden Fırat Çakıroğlu’nun bıçaklanarak öldürülmesi olayı ve Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi’ndeki silahlı provokasyon meselenin aciliyetini yeterince ortaya koyuyor. Hacettepe Üniversitesi’ndeki son gerilimlerle birlikte yeniden zirveye çıkan bu durumu ülkemiz ve üniversitelerimiz adına sonlandırmak göreviyle karşı karşıyayız. Ancak meseleleri doğru anlayarak ve siyasi olarak kavrayarak çözümler geliştirebiliriz. 

Üniversitelerde yaşanan gerginliklere dair havada uçuşan açık mektuplar ve değerlendirmeler en önemli iki gerçeği es geçiyor: 

1- Üniversitelerde şiddet ve bu şiddete dâhil olan herkes gençliğin AKP iktidarına karşı politikleşmesinin önüne barikat kuruyor. 

2- PKK’nın hem üniversitelerde, hem de ülke genelinde Amerika’yla ve AKP’yle yaptığı “stratejik” ortaklığa dayanan pervasızlığı ve şımarıklığı öğrencilerin büyük çoğunluğunda haklı rahatsızlıklar yaratıyor. 

Atatürk heykellerinin örgütlü ve planlı bir şekilde kırılması, Türk bayraklarının indirilmesi; tüm Türkiye’de ve üniversitelerde çeşitli biçimlerle milli ve evrensel değerlere saygısızlıklar yapılması… Üniversitelerde kendisi gibi düşünmeyen öğrencilerin tartaklanması; yine kendisi gibi düşünmeyen ya da kendisine tabi olmayan solcu, Atatürkçü, milliyetçi gruplara yönelik saldırı girişimleri… “Eylem, direniş, boykot” diye adlandırılan nedenlerle üniversitelerin sürekli tahrip edilmesi… Cumhuriyet mitinglerini, Gezi Parkı eylemlerini “darbecilikle” itham… Dinci ve feodal gericiliğe sarılmak… AKP’yle, MİT’le, Amerika’yla kurulan ortaklıklar… 

GERİCİLİĞE VE BÖLÜCÜLÜĞE KARŞI TAVIR BELİRLEYİCİDİR 

Siyasi saflaşmadaki yerinden de kaynaklı olarak, kendisi ve cephesindeki kuvvetler dışındaki her şeye ve herkese giderek büyüyen bir kin ve nefretle yaklaşan PKK, tavırlarıyla ve söylemleriyle uzun süredir üniversitelerde yaşanan gerginliklerin baş sorumlusudur. PKK özellikle de büyük merkezlerdeki üniversitelerde canlı fikir hayatının ve ifade özgürlüğünün önündeki en önemli engel haline gelmiştir. Bıçak kullanmaktadır, sopa taşımaktadır, havai fişek patlatmaktadır. Körle yatan şaşı kalkmıştır. AKP’yle düşe kalka gericiliğin kinciliğini benimsemiştir. Kendi liderinin ağzından ‘emperyalizmin taşeronu’ olduğunu belirterek atın binicisine göre kişneyeceği kuralını doğrulamıştır. (1) Türk gençliği emperyalizmin PKK aracılığıyla yaptığı cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığına, ve Türkiye’yi bölme iddiasına tabi ki de karşı çıkacaktır. “Biji Serok Obama” diyerek eli kanlı haydutların tankıyla topuyla iş yapanlara tabi ki de tavır alacaktır. Çünkü gençlik 1908’den 1968’e, Haziran ayaklanmasına her dönem memleket meselelerinde en önde saf tuttu. Gençlik bağımsızlıkçıdır, vatanseverdir, halkçıdır. Mahir Çayan’ın gericiler tarafından kırılan Atatürk büstünü onararak orada nöbet tutması (2) ve 6. Filo’nun kovalanması göstermelik, şuursuzca yapılan şeyler değil; planlı ve bilinçli eylemlerdi. Bugün de emperyalizm destekli gericilik ve bölücülük tarafından bir “özgürlükmüş” gibi sunulan Türkiye’ye yönelik girişimleri bertaraf etmek, gençliğin en devrimci görevidir. 

Kimse Atatürk heykelinin başının ayaklar altına alındığı görüntülerin Türk gençliğinde yarattığı haklı öfkeyi küçümsememelidir. Haziran’da ayaklananlara ve milli bayramlarda cumhuriyet ve özgürlük için meydanlara çıkıp, AKP’nin barikatlarını yıkanlara “darbeci” denilmesi meşru bir tepki doğurur. Türk gençliğinin ülkesiyle, üniversitesiyle, can güvenliğiyle ve fikir özgürlüğüyle ilgili düşüncelerini küçümseyenler, dikkate almayanlar ve o öfkeyi itham edenler dünyayı değiştirme iddialarını kendi kabızlıklarında boğarlar. 

MESELE TÜRK KÜRT MESELESİ DEĞİL 

Dün (26 Mart 2015 günü) PKK tarafından, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde sınavına giden bir TGB yöneticisine saldırı girişiminde bulunuldu. Yaklaşık iki hafta önce ODTÜ’de 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümüne dair çalışma yürüten TGB temsilcisi, PKK’nın başını çektiği ve çeşitli “sol” grupların da temsilcilerinin olduğu bir grup tarafından pusuya düşürülmek istenmişti. İstanbul Üniversitesi’nde savaş çağrılarıyla ve intikam yeminleriyle sözde “Nevruz kutlamaları” gerçekleştirildi, “işgal” adı altında Hukuk Fakültesi’ne ciddi maddi zararlar verildi. Daha önce de benzer bir yıkma eylemi Ege Üniversitesi’nde olmuştu. Hacettepe Üniversitesi’nde herhangi bir grubun üyesi olmayan öğrencilerin okulun meydanında yapılan “Nevruz kutlamasındaki” aşırılıklara verdikleri tepkiye aldıkları cevabın şiddet olması, farklı grupların devreye girmesini ve henüz sonu gelmeyen olaylar silsilesinin başlangıcını beraberinde getirdi. Çünkü üniversitedeki bayrak yürüyüşünden birkaç gün önce PKK’nın sosyal medya sayfalarından yürüyüşe saldırı yapılacağı ilan edilmişti. 

Tüm bunlara rağmen, ortaya çıkan şiddet eylemleri tasvip edilemez. TGB’li öğrenciler sağduyulu davranarak Hacettepe Üniversitesi’ndeki şiddet eylemlerinin hiçbirine katılmadılar. TGB’liler üniversitelerdeki şiddet eylemlerinin kazananın hiçbir zaman öğrenci olmayacağını bilirler. Türkiye gençlik hareketindeki yanlış ve tehlikeli fikirlerin sonucu olarak “en ileri politik yöntem” diye kışkırtılan şiddetin nihayetinde apolitikleşmeye hizmet ettiğini ve sistem kuvvetlerini güçlendirdiğini defalarca gördük. Olgulara dayanan bir siyasi kavrayışla; üniversitelerimizde can güvenliğimizi tehdit eden, eğitim-öğretim hakkımızı engelleyen, ifade özgürlüğümüze ve fikir hayatımıza kasteden tüm anlayışlara karşı dik durmak zorundayız. 

Hacettepe Üniversitesi’nde bayrak yürüyüşüne katılan öğrencinin kaygılarını, İstanbul Üniversitesi’nde fakültesi tahrip edilirken o ana tanıklık eden gencin korkularını esas almayan çağrılar demagojiktir. Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi’ndeki silahlı kışkırtmayı gören öğrencinin tedirginliğini de paylaşmaktır bu. O duyguları ve kaygıları esas almak vatanseverlerin ve devrimcilerin görevidir. 

PKK’nın bıçaklı sopalı saldırılarını örtbas etmek ya da onun arkasına takılarak şiddet eylemlerine “solculuk” adına dahil olmak “halkların kardeşliği”ne katkı sunmuyor. Mesele Türk ya da Kürt meselesi değildir. 

Devrimciler ve vatanseverler, doğruları söylemekten ve siyasi çalışmalarını sürdürmekten bir adım dahi geri atmazlar, atmayacaklar! 



Etiketler; #Aykut Diş

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.