5 Soruda ABD-İran anlaşması

İran ile içinde ABD’nin de bulunduğu BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri arasındaki müzakerelerin ilk adımında uzlaşı sağlandı. Tarihe ABD ve İran anlaşması olarak geçecek uzlaşı dengeleri değiştirecek

5 Soruda ABD-İran anlaşması
04 Nisan 2015 Cumartesi 11:21

12 yıldır devam eden nükleer pazarlıkta nihayet ilk viraj dönüldü.  Anlaşmanın merak edilen boyutlarını Aydınlık olarak okurlarımıza sunuyoruz. 
- Anlaşma sürecine nasıl gelindi?
Altyapı çalışmalarını ABD’nin yaptığı ‘Barış için Atom’ programı çerçevesinde nükleer programını başlatan İran, 1967 senesinde Tahran Nükleer Araştırma Merkezini kurmuştu. 1979 İslam Devrimi’nden sonra Batı’nın feshettiği anlaşmalara rağmen Rusya ile yoluna devam eden İran yönetimine nükleer tesislerinden dolayı ilk ambargo 1996 yılında ABD tarafından başlatıldı. 
 Yaptırımlara karşı ‘Direniş Ekonomisi’ modeline geçen İran’ın nükleer faliyetlerini durdurmaması üzerine Batı bloğu İran ile pazarlıklar için 2004 yılında ilk teması kurdu. Fakat bu süreçte yaptırımlar ve müzakereler birlikte ilerledi. 2013’te Hasan Ruhani’nin iktidara gelmesinden üç ay sonra ise ABD ve İran arasında doğrudan ilk görüşme gerçekleştirildi ve aynı yılın Ekim ayında müzakerelere tekrar başlandı. 18 ay süren konuşmaların ardından 31 Mart tarihinde anlaşma için belirlenen süre doldu ve 2 Nisan 2015 tarihinde zorlu pazarlıklar meyvesini verdi, anlaşma sağlandı.
- Anlaşma hangi maddeleri kapsıyor?
İran ve 5+1 ülkeleri arasında varılan anlaşma nükleer faliyetlerin kısıtlanmasını ve yaptırımların geri çekilmesini konu alıyor. Nükleer faliyetlerin kısıtlanması başlığı ise İran’ın uranyum zenginleştirmesine son vermesi ve ağır su üretimini durdurmasından oluşmakta. Anlaşma uyarınca İran uranyum zenginleştirmesini 3.67 birimin üzerinde gerçekleştirmeyecek. Aynı şekilde ülkedeki, Fordo tesisi yalnızca fizik ve nükleer araştırmalar için kullanılacak ve Arak tesisinde üretilen ağır suyun plütonyum seviyesi azaltılacak. Natanz tesisi ise Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun denetimi altında faliyetlerine belirlenmiş sınırlar içinde devam edebilecek. 
Tüm bu şartlar göz önüne alındığı takdirde İran’ın uranyum zenginleştirme kapa-sitesinin üçte iki oranında azalacağını ve 15 yıllık süre zarfında yeni zenginleştirme tesislerinin ve ağır su reaktörlerinin inşa edilemeyeceğini söyleyebiliriz.
İran’a sunulan 10 ve 15 yıllık plan karşılığında ise yaptırımlar adım adım kaldırılacak. İran nükleer serüveninden dolayı birçok yaptırımla karşı karşıya kalmış, sadece 2011 ve 2012 yıllarında iki defa devalüasyon yaşanmış, ülkenin temel dayanağı petrol 2,5 milyon varilden 1,1 milyon varile kadar gerilemişti. Bununla birlikte Batı Bloğu’nun İnsan Hakları’na aykırı biçimde uyguladığı ambargo  ilaç fiyatlarının da %308 artmasına sebep olmuştu. 
- ABD anlaşmayı yorumluyor? 
Amerikan Devlet Başkanı Obama iki  gün önce yaptığı konuşmada İran ile varılan anlaşmanın en iyi seçenek olduğunu, bunun dışındaki ambargo ve saldırı planlarının işe yaramadığını itiraf etti. ABD’nin Camp David’den sonra en uzun süre masada kaldığı anlaşma ABD basınında da birinci gündemi oluşturdu. New York Times ve Washington Post gazeteleri yorumlarında uzlaşmanın bölgede tüm dengeleri değiştireceğini öne sürerek Obama’nın “son kozunu oynadığı” fikrini öne çıkardı.
- Bölge güçleri anlaşmayı nasıl yorumluyor?
İsviçre’nin Lozan Kentinde anlaşmaya varıldığının açıklanmasının ardından Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi  Federica Mogherini ve İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif kameralar karşına geçerek anlaşmanın ayrıntılarını kamuoyuna duyurdular. Zarif yaptığı açıklamada uranyum zenginleştirme faliyetlerine getirilen kısıtlanmanın 10 yıl geçerli olduğunu ve nükleer tesislerin dönüştürüleceğini ancak kapatılmayacağını ilan etti. Zarif, geçmişten gelen güvensizliğin aşılması için tarafların eline şans geçtiğini sözlerine ekledi.
Bölgenin güçlü aktörlerinden Rusya ise anlaşmayı selamladı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov anlaşmayı cesaret verici olarak tarif ederken bu uzlaşının İran’a uygulanacak yaptırımların kalkmasında eşik olduğunu vurguladı. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov da İran’a yardım etmek istediklerini bildirerek İran’a uygulanan silah ambargosunun geçerliliğini yitirdiğini dile getirdi.
Öte yandan Almanya Şansölyesi Angela Merkel hükümet sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada ABD lideri Obama ile telefonda görüştüğünü ve varılan anlaşmadan memnuniyet duyduğunu belirtti.
- Anlaşmadan kimler memnun değil?
İran ve ABD arasında varılan anlaşma tahmin edileceği gibi en büyük tepkiyi İsrail’den gördü. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Obama’ya İran ile varılan uzlaşmanın İsrail’in varlığını tehdit ettiğini söyledi. İsrail İstihbarat Bakanı Yuval Steinitz ise daha ileri giderek İran’a karşı silahlı gücün masada kalması gerektiğini ifade etti. Suudi Arabistan da benzer biçimde İran’ın yayılmacı politikalarından duyuduğu rahatsızlığı dile getirdi. Obama Netanyahu’yu ve Suudi Arabistan Kral’ını gelişmelerden sonra bilgilendirdi. 
Anlaşmanın taraf ülkerleri içinde ise çatlak sesler yükselmeye başladı. Amerika’da Cumhuriyetçilerin muhtemel Başkan adayı Marco Rubio yaptğı açıklamada uzlaşmayı ‘çok verildi az alındı’ sözleriyle eleştirdi. Cumhuriyetçilere göre görüşme ve varılan anlaşma yalnızca Obama yönetimini bağlıyor. 
İran’da da Amerika’daki eleştirilere benzer tonda itirazlar bir hayli yaygın. İran Meclisi Güvenlik ve Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Muhammed Kevseri görüşmelerin başından beri ileri sürülen şartlardan ibaret olduğunu ve İran’a bir şey kazandırmadığını belirtti. 
Tahran sokaklarını sevinçle dolduran gençlerin tersine üniversitelerde etkin olan ‘İran’ın Çıkarlarını Koruma Komitesi’ verdiği ilk tepkide, İran görüşmeci heyetinin gerçekleri halktan gizlediğini, İran’ın kırmızı çizgilerinin çiğnendiğini vurgulandı.  
'İRAN SORUNU YENİDEN TANIMLANMALI'
Stratfor’un kurucularından ve istihbarat dünyasının önemli isimlerinden George Friedman kaleme aldığı yazıda Rusya ve Çin’in tutumu nedeniyle ambargo sisteminin işlemez hale geldiğini, umut edilen Tahran’a karşı ayaklanmaların ise hükümet tarafından kolaylıkla çözüldüğünü belirtti. George Fridman yazısının devamında  ABD-İran ilişkileri için Roosevelt’in Stalin’le, Nixon’un Çin’le görüşmesini örnek vererek, Washington’a “İran sorununu yeniden tanımlamayı” 
önerdi. 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.