Dini gereksinme kaynağı: Güvenlik duygusu-(TAMAMI)


Seyyit Nezir

Seyyit Nezir

Okunma 07 Temmuz 2012, 17:35

 

 

Öykülerini beğeniyle okuduğum Alişan Çapan, Perulu yazar Maria Vargas Llosa’yla yapılmış, aydınların son yıllarda en çok kafa yorduğu konulara dair bir söyleşiyi çevirerek Sözcükler’de yayımladı (S: 38, Temmuz 2012). Daha bir açımlayarak yeniden vurgulamayı düşündüğü güncel ve evrensel konulara güçlü bir yazar eşliğinde dönme fırsatı doğunca kimileyin nasıl da tartışmaya istekleniyor insan... “Gösteri Uygarlığı” denemesinde ele aldığı konuları El Pais yazarı Jan Martínez Ahrens’le söyleşide yeniden ele alan Llosa, “postmodernizmin çuvallamış bir deney olduğu” saptamasının yanı sıra pek çok konuya uzanıyor. Bu yakıcı konulardan biri dinin işlevi.

Din cehaletin ürünü mü?

Ahrens’in söyleşideki son sorusu din üstüne: “Kitabınızda her ne kadar dinlere saldırmıyor, bilakis onlara hoşgörüyle yaklaşıyor olsanız da, aydınlanmacı ateizme derinden derine bir övgüde bulunuyormuşsunuz gibi geldi bana. Hatta bir noktada insanların maneviyatındaki boşluğun din haricinde, ancak derin bir kültür birikimiyle doldurulabileceğini söylüyorsunuz?”

Dikkat edilirse soruda, saygı gözetmekle birlikte dine karşı çok ince bir kışkırtıcı söylem var. Yeni Ortaçağ’da dinsel bağnazlığın teknoloji destekli yöntemlerle azdırılmasına karşı aydınların geçmiş çağlarda olduğundan çok daha uyanık bulunması, Hegel’in “uyuyan bilinç” olarak tanımladığı ve uyanan öfkesiyle binyıllardır insanlara neler yaptırabildiği ise kitaplar dolusu pek çok örnekte sergilenen dine karşı tavrını şöyle açıklıyor Llosa:

“İnsanların daha bilgili hale gelmesiyle dinin geri çekileceğine, giderek yok olacağına dair gelenekselleşmiş liberal düşüncenin bugün geldiğimiz noktada safdillik olduğunu düşünüyorum.”

 

‘Aklını dinle bozanlar’

Din konusunda Selahattin Hilav’ın saptamalarına eleştirel bir tutumla değindiğim peş peşe iki yazı (Aydınlık Kitap, 30.06.12 ve 06.07.12) dolayısıyla gelen elmeklerden biri, daha önce de gönderilen “aklını dinle bozanlar” başlıklı bir fıkrayı anımsatırken, dindarların asla kabul edemeyeceği bir müşrik tavrıyla,

Llosa’nın değindiği dine karşı hayırhah yaklaşımı örnekliyor: Sofrasında her zaman konuk bulunmasını isteyen İbrahim Peygamber, bir süredir konuk göremeyince dağ bayır dolaştıktan sonra rastladığı bir ihtiyarı sofrasına buyur etmiş. Sofranın müdavimleri besmeleyle oturduğu halde ihtiyardan hiç ses çıkmayınca İbrahim, “Ey çok yaşamış adam, ihtiyarlar dinlerine bağlı olur. Yemeğe başlarken Allah’ın adını anman gerekmez mi?” diye konuğu terslediğinde, “Ben putperestim.” yanıtını almasıyla büsbütün celallenip ihtiyarı kovmuş. Olaydan sonra Cebrail, Allah adına gelip İbrahim’e şöyle seslenmiş: “Ya İbrahim, biz o ihtiyarı bize inanmadığı halde yüz yıldır yaşatıyor, rızkını veriyoruz. Sense onu sofradan kovdun.”

Dinlerde gerçekten bu hoşgörülü yaklaşım var mı? Ben rastlamadım.

Okurken kaldığımız yere dönelim, Llosa dinin kaynağını şöyle açıklıyor: “İnsanların büyük bir çoğunluğu, ister kültürlü olsun ister cahil, evrende yok olup gideceği düşüncesinden rahatsız oluyor.

Nasıl olursa olsun, varlıklarını devam ettirebilecekleri bir öbür dünya tasavvuru onlara çekici geliyor.

Dini ayakta tutan temel olgu bu.”

Llosa haftaya yeniden döneceğimiz saptamalarını sürdürüyor: “Dinin yerine getirmesi gereken bir işlevi var. ... güvenlik duygusunu, kültürel seviyesine bakmaksızın herkese hissettirmek. İnsanların günün birinde yok olup gidecekleri gerçeğine (başka bir dünya tasavvuruyla) tahammül etmelerini sağlamak.”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.