Bir savaş günlüğünden -(TAMAMI)


Seyyit Nezir

Seyyit Nezir

Okunma 27 Ekim 2012, 17:54

 

Yüzyıl önce tutulan bir savaş günlüğünün tam bugünkü sayfasında şu cümleler yer alıyor: “15 teşrinievvel 1328 / 28 Ekim 1912: Köprülü’den dün geçtik. Bulgarlar bizimle eğleniyorlardı. Şimdi Pirlepe yolundayız.

“Sözde Edirne tarafında muzafferiyet varmış, filan ve falan... Bunlara kimse inanmıyor. En büyük intizamsızlık, açlık, perişanlık içinde ricât ediyoruz. ... Artık Rumeli’nin gittiği muhakkak. Fakat bütün şu kolordular, şaşırmış koyun sürüleri gibi, kurşun ve gülle altında, kar, çamur ve hastalık içinde mahvolacak.”

Ertesi günde şunları okuyoruz: “... haber aldık ki, üç gün evvel Üsküp düşmüş. ... Hiçbir şey düşünmüyor, dilimdeki peksimet yaralarının sızılarını dinleyerek ilerliyorum.

“Demek Türklerin yaşama hakkı yokmuş...”

Günlük, öyküleri çocukların dünyasını kaplayan Ömer Seyfettin’in... Yazar, 8 Ekim’de 100. yılına girdiğimiz Balkan Savaşı’nda asker olarak yaşadıklarını anlatıyor.

Kurşundan evvel ne öldürür?

Belediye’nin düzenlediği (11-17 Ekim) Edirne Kitap Fuarı’nın başarısında önemli payı bulunan, özverili ekibiyle sabahtan akşama yayıncı ve yazarların yanı başından hiç ayrılmayan kültür müdürü Ender Bilar’la bir söyleşimiz sırasında söz Balkan Savaşı’na gelince, hiçbir yayınevi etkinliğinde konunun ele alınmadığına değinmiş, savaşı günbegün yaşayan bu yazarımızı da anmıştık. Bilar’a söz verdim: Tahir Alangu’nun “Ömer Seyfettin: Ülkücü Bir Yazarın Romanı” (May Y., 1968) kitabında da sunulan günlüğün kimi sayfalarından seçtiğim kesitleri baştan alıp okurlarla paylaşıyorum.

17 Ekim: “Diyorlar ki, harp başladı... Fakat kimsenin bir şeyden haberi yok. Ne telgraf geliyor, ne gazete.”

30 Ekim: “Rumeli eski şeklini alamaz. Artık Rumeli bir daha yapışmamak üzere Türk ilinden kopmuştur. Avrupa’nın orduları gelip Sırp ve Bulgarları buralardan çıkaramaz ya! ... Bölüğün yarısından ziyâdesi Türkçe bilmiyor. Tabur Babil Kulesi gibi...”

1 Kasım: “Asker son derece yorgun ve perişan. Bölükteki zabitler hasta. Yüzbaşı ishal oldu. Mülâzımısâniyi sıtma tutuyor. ... Hep Edirne tarafındaki muzafferiyeti bekliyormuşuz. Eğer orada galibâne muharebe edersek, ileri gidebilecekmişiz. Orada mağlup olursak, muharebe bitmiş sayılırmış.”

4 Kasım: “Gece o kadar soğuk oldu ki, benim çarıklarım donmuş. Ayağımı kımıldatamıyorum. Soğuktan hiç uyuyamadım. ... kurşundan evvel soğuk ve kar bizi öldürecek. Bizi bire kadar kıracak.”

9 Kasım: “Kar durmadan yağıyor. Askerin hepsi hasta. ...”

Kurşundan ve karakıştan önce bir askeri ne öldürür? İsmet Paşa, “savaşı kafanda yitirir ya da kazanırsın” demişti. Ömer Seyfettin bu gerçeği, farkında olmaksızın yakalıyor aslında.

10 Kasım: “Kuvve-i mâneviye denilen şey külliyen iflâs etti. ... Bölüklere yirmi ikişer tane yeni nefer verdiler. Tüfek atmasını bilmediklerini, ömürlerinde tâlim görmediklerini söylüyorlar.”

Tarihi bilmeli miyiz?

20 Kasım: “Dün gece yüksek bir boğazın taşlığında kaldık. Bütün kuvvet, ürkütülmüş hayvanlar gibi dağıldı. ... Bütün toplarımızı düşmana terk ettik.

“Şimdi çadırda oturuyor, ayaklarımın yaralarını yıkıyorum.”

22 Kasım: “Bütün kolordular birbirine karıştı. Bu nihayetsiz karışıklıklar içinde ben de kayboldum. ... İkinci tabur zabitlerine rastgeldim.”

25 Kasım: “Önünden geçtiğimiz Toska köyleri bize silâh atıyor. ... İçeriye asker sokmuyor, ateş ediyorlar.”

28 Kasım: “Yollarda bir parça mısır ekmeğini on kuruşa satıyorlar.

“Kıtlık bütün şiddetiyle başladı. ... Bir mısır ekmeğini bir mecidiyeye aldık.”

Balkan bozgunu üstüne yazılanları 100. yılda anımsamayı sürdüreceğiz. Bu savaşta yitirilenlerin “anavatan kaybı” olduğunu vurgulayan İlber Ortaylı da, “İnsanlar, tarihi bilmek zorundadır” diye uyarıyor zaten.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.