Batı İmparatorluğu’nun Çöküşü ve Hobsbawm -(TAMAMI)


Seyyit Nezir

Seyyit Nezir

Okunma 13 Ekim 2012, 18:40

 

Hobsbawm, ölümünden bir süre önce, insanlığa vazgeçilmez üç kitap söyler: Şiirler (W. H. Auden), Suç ve Ceza (Dostoyevski), Komünist Parti Manifestosu (Marx - Engels). Aslında bu, Batı İmparatorluğu’nun çöküşüne dair onun öngörüsünün sacayağı imgesini oluşturur: Şiir, vazgeçilmez geleneği simgeler. Suç ve Ceza, çağdaş insanın iyi ve kötü, doğru ve yanlış, çirkin ve güzel ile hak ve güç arasındaki geriliminin belirlediği vicdani yönelimini vurgular. Manifesto, gelecek ülküsünün dinamiğini verir.

Hobsbawm, 19. yy’ı 1789’la başlatıp 1914’e yayarken onu burjuva devrimler çağının yaşandığı uzun yüzyıl olarak tanımlar. Oysa 20. yy, kapitalist sistem içinde sosyalizmin iki dünya savaşı ve Sovyetlerle birlikte yer aldığı, Soğuk Savaş’la çöktüğü kısa bir yüzyıl olarak tarihe geçer. Marx’ın öngördüğü biçimde köylülüğün sönümlenmesi de bu yüzyılda gerçekleşir. Bu olgu, Hobsbawm’ın modern tarihe yaklaşımının geniş açısını oluşturur.

Yurttaşların ayakları ve oyları

Geçen yüzyılı anlamak için kanımca sık başvurulması gereken bir kaynak değerindeki “Kısa 20. Yüzyıl / 1914 - 1991 / Aşırılıklar Çağı” kitabında (çev.: Yavuz Alogan, Sarmal Y., Ekim 1996), Hobsbawm, kendini, özellikle 1950’lerin ortalarından başlayarak tarih içinde gezgin ya da gözlemci olarak yer alan bir tarihçi gibi nitelemekle kalmaz, daha da ötesine geçerek, bir tür kibbitzer (ukala iskambil seyircisi) konumunu seçer (s. 8). Tarihçi Taylor’un deyişiyle “barikatların ardındakileri” anlatmayı seçişinde Lenin’in şu saptaması etkili olur: “Yurttaşların ayaklarıyla oy vermeleri, seçimlerde oy vermelerinden daha etkili olabilir.”

Şimdi ve başka bir gelecek

Tam da yeni binyıla girişteki (1999) şu saptamasını devrimciler hiç ciddiye almadı: “Devlet artık her konuşmayı, dağın başında yapılan konuşmaları bile, dinleme yeteneğine sahip. Yirmi dört saat aralıksız çalışan ve bütün kamusal alanları gözetleyen video kameraların kullanımında müthiş bir artışa tanık oluyoruz. Şu anda mümkün olan gözetimin derecesi tarihte hiç görülmediği kadar büyük ve daha derinlere nüfuz eden cinsten. Dolayısıyla devletin güç yitirdiğini söyleyemem.” (Yeni Yüzyılın Eşiğinde, çev.: İbrahim Yıldız, s. 44, Yordam K. Y., 2007) Özellikle Türkiye’de, bu saptama, “Batılı fantezisi” olarak görülmeyip buna uygun örgütlenme anlayışı geliştirilebilseydi, yurttaşların ayakları yerinde saymazdı.

Nitekim imparatorluk dünyayı Yeni Ortaçağ sürecine sokabilmenin teknolojik donanımını edinmiştir. Ama bu aynı zamanda onun çöküşünün de ilanıdır. Çünkü komünizme karşı kendi varlık nedeni ve biçimi olarak gördüğü bireysel özgürlük ve demokrasi ülküsü şimdi komünizmin değil kendisinin tehdidi altındadır, çürümenin de kaynağıdır. İmparatorluk Çağı (1987) şu cümleyle bitiyordu: “Geleceğe ilişkin kesin olan tek şey, en ileriyi görenleri bile şaşırtacak olmasıdır.” (çev.: Vedat Aslan, Dost K. Y., 1999) Sovyetlerin çöküşü bu cümlenin izdüşümüydü.

Modern tarihin hemen birkaç yıl sonra yazdığı dördüncü cildin sonunda ise karamsarlık yoğunlaşır: “İnsanlığın anlaşılabilir bir geleceği olacaksa, bu gelecek, geçmişin ya da şimdiki zamanın sürdürülmesiyle olamaz.” (Kısa 20. Yüzyıl, s. 666)

Hobsbawm, “Çok özgün bir deneyim olmasına karşın Türk Devrimi üstünde tarihçilerin yeterince durmayışını” yadırgar. Bunu ayrı bir yazıda tartışmak üzere, sözü Auden’ın “Mülteci Dert Yanmakta” şiiriyle bitirelim: “Bu şehirde hiç diyemedin on milyon kişi var; / Kimi bunun kâşanelerde kimi inlerde yaşar: / Bize gelince yer yok ama güzelim, bize gelince yer yok.” (Can Yücel, Her Boydan, Adam Y., Ocak 1983)

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.