Nil Nehri üzerinde yeşeren medeniyet

Nil nehri üzerinde yeşeren tarihin en eski ve en etkili medeniyetlerinden birine sahiplik yapmış olan bu topraklar, Mısır’ın turizmde de bölge ülkelerinden çok daha ileride olmasını sağlamaktadır.

Nil Nehri üzerinde yeşeren medeniyet
27 Mart 2016 Pazar 16:01

Efe Tanay
www.seyyarkalem.blogspot.com

Mısır; Ortadoğu’nun, Kuzey Afrika’nın ve Arap dünyasının ekonomi, politika, kültür ve askeri alandaki merkezi niteliğindedir. Nil nehri üzerinde yeşeren tarihin en eski ve en etkili medeniyetlerinden birine sahiplik yapmış olan bu topraklar, Mısır’ın turizmde de bölge ülkelerinden çok daha ileride olmasını sağlamaktadır.
Bölgede yaşanan Arap Baharı dalgasının etkilediği ülkelerden biri olan Mısır, bu süreçte birçok politik iniş çıkış yaşamıştır. Bölge ülkelerine kıyasla çeşitlilik gösteren ve gelişmiş olan üretim sektörü bu dönemde zarar görmüş olan ülke yeni bir toparlanma süreci yaşamaktadır.

ANTİK MISIR
Mısır’da 10.000 yıl öncesine kadar uzanan eserleri mevcuttur. Mısırlılar her yıl düzenli zamanlarda taşan Nil Nehrin taşma zamanlarını hesaplamaya çalışırken takvim oluşturma konusunda ilerlemiş ve taşmalardan sonra sınırları alt üst olan tarlaları tekrardan belirlemeye çalışırken geometride uzmanlaşmıştır. Kendine has yazı dili geliştirmiş, kağıt gibi tarihin akışına yön veren materyalleri ortaya çıkartmış ve bütün bu gelişmeleri insanoğlunun binlerce yıl sonra bile hayranlıkla bakacağı eserlerde ortaya koymuştur.
Firavunlar döneminde yapılan ve şu an dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen piramitlerin yapımı büyük çoğunlukla Eski Krallık dönemine denk gelmektedir. Bu inanılmaz eserlerin yapılış tarihleri günümüzden yaklaşık 4.500 yıl öncesine tekabül etmektedir.


PİRAMİTLER VE ARDINDAKİ GERÇEKLER
Bir tarım toplumu olan Antik Mısırlılar, kati suretle firavuna bağlı olarak yaşamışlardır. Piramitlerin yeryüzünde yıldızların şekillerine orantılı bir biçimde inşa edilmiş olması veya güneş ışınları ile çok özel uyumlar sağlaması gibi saygı uyandıran faktörlerin hepsi, antik mısırlıların astronomi ve uzay bilimine büyük ilgi göstermesi ile orantılıdır. Gize Platosu’nun ihtişamlı piramidi, Keops piramidi 3.800 yıl boyunca insanoğlunun inşa ettiği en yüksek yapı olarak kalmıştır.
Antik Mısırlılar, şüphesiz ki, aklın sınırlarını zorlayan eserleri, mükemmel matematiksel hesaplarla ortaya koymuştur ancak, Mısırlılar, ön plana çıkartılan kusursuz piramitleri dışında, hatalar taşıyan piramitler de inşa etmişlerdir. Bu hatalı piramitler arasındaki en büyük örnek ise, uzaktan çıplak gözle bakıldığında bile hatalı yapıldığı görülebilen, eğik piramittir. Belli bir yükseklikten sonra eğim açısı değişen bu piramit, turistlerin uğrak noktası olan Gize Platosu’na uzakta bulunmaktadır. Piramidin bu şekli, inşasının başlangıcında yapılan hatanın belli bir noktadan sonra düzeltilmesi sebebiyle ortaya çıkmıştır. Hatalı yapıların dışında, estetiklikten uzak görünümdeki basamak piramitler de, Antik Mısırlıların kusursuz yapılar ortaya koyma yolunda ilerledikleri süreçte, yaptıkları örnek eserlerden bazılarıdır.
Mısır’da gömülme işlemi büyük önem arz eden bir işlemdir, mumyalama üzerine yaptıkları çalışmalar Antik Mısırlıların tıp ve anatomi alanında da gelişmesini sağlamıştır.

ARAP VE OSMANLI DÖNEMLERİ
Antik Mısırlılar MÖ 31 yılında erken Roma İmparatorluğu tarafından istila edilmiş ve firavunlar dönemine son verilmiştir. Mısır bu dönemde Roma kontrolüne girmiş ve Eski Yunan - Roma - Mısır kültür kaynaşması yaşanmıştır. Daha sonra Bizans ve İslam İmparatorluğu sırasıyla Mısır’ı kontrolleri altına almıştır. Fatimiler, Memlükler ve Eyyubiler’in kontrolünden sonra topraklar, 1517 yılında Osmanlı kontrolüne geçmiştir.
Yavuz Sultan Selim tarafından Mısır, Osmanlı’nın bir eyaleti haline getirilmiş ve halifelik de bu dönemde Osmanlılara geçmiştir. Osmanlı kontrolündeki Mısır, nüfusun kırılmasına sebep olacak büyüklükte kıtlık dönemleri geçirmiş ve ekonomisi zayıflamıştır. Mısır uzun bir dönem Osmanlı kontrolünde kalmış olsa da, Osmanlı’nın tam kontrol sağlamakta zorlandığı bir eyalet olmuştur. Osmanlı Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, 19 yüzyılın başlarında Mısır’da siyasi ve askeri güç elde ettikçe Osmanlı’dan ayrı hareket etmeye başlamıştır.

FRANSA VE İNGİLTERE
Napolyon Bonaparte orduları ile birlikte 1798 yılında Mısır’a çıkartma yapmıştır. Osmanlı İmparatorluğu orduları bu savaşta, Napolyon’a karşı İngiltere Krallığı desteği ile savaşmıştır. Napolyon bu savaşta başarılı olamamış olsa da, Rosetta taşı ile insanlık tarihine ışık tutacak bir gelişmeye vesile olmuştur. Bu savaşta Fransız ordularına karşı zafer kazanan İngilizler, İskenderiye Teslimiyet Anlaşması ile Fransızların Mısır’da elde ettikleri tarihi ganimetlere el koymuşlardır.
Rosetta adı verilen 2 bin yıllık taş da bu eserlerden biri olarak İngiltere’ye götürülmüştür. Daha sonra bu eser sayesinde Antik Mısır dili çözülebilmiştir.

TURİZM
Ayrıca Luksor olarak da geçen El Uksur şehiri, Antik Mısır’ın eşsiz eserlerini barındırmaktadır. Karnak ve Luksor tapınakları sebebiyle açık hava müzesi olarak tanımlanmaktadır şehir. Ramses’in devasal büyüklükteki heykeline de sahip olan şehir, Nil Nehri kıyısında şekillenmiştir. Mısır nüfusunun yaklaşık %12’si turizm ve turizm bağlantılı işler ile geçimini sağlamaktadır. Şarm El-Şeyh, kumsalda sakin tatil yapmayı tercih eden turistleri ağırlamak üzere oluşturulmuş bir bölgedir.


DÜNYANIN EN GÜLER YÜZLÜ İNSANLARIYLA
MISIR’IN YOKSUL MAHALLESİNDE TANIŞTIM

Mutlu insanlar en iyi şeylere sahip olduklarından değil, sahip oldukları şeylerde en iyiyi görebildiklerinde mutlu olurlar. Ya da benzer bir değişle zengin, en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyandır.
Her ülkede olduğu gibi Mısır’ın da fakir mahalleleri vardı ve Piramitlerin büyüsüne kapılan turistlerin pek de uğradıkları yerler değildi buralar. Yıkılmış evler, yırtık giysili insanlar her yerdeydi ama elimdeki pahalı fotoğraf makinemle kendimi hiçbir şekilde tehlikede hissetmedim. Ne bir şeyler satmak için başıma üşüşen insanlar vardı, ne de rahatsız edici bakışlar.
Ana caddelerden uzaklaştıkça hayat şartları zorlaşıyordu belki ama insanların yüzlerindeki umut aynıydı sanki. Fakirlik artıyordu ama neşeleri azalmıyordu. Böylesine zor hayat şartları içerisindeki bu insanlar, ne Paris’in Şanzelizesinde, ne de New York’un Sohosunda görmediğim kadar mutluydular.
Paraları kadar dertleri de azdı. Çok beklentileri yoktu belki ama çok endişeleri de yok gibiydi. Belki konuştuğumuz ortak bir dil yoktu ama samimi tavırlarıyla beni oldukça hoş karşılamışlardı.
Para ve mutluluğun doğru orantılı olmadığının en güzel örneklerinden birini Kahire’de yaşamıştım. Belki de büyük şehirlerin koşuşturması içerisinde hayatın amacının “mutlu olmak” olduğunu o kadar çok atlıyoruz ki, rahat hayatımıza, birçok imkânımıza rağmen yine de mutsuz olmayı başarıyoruz.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.