Gücün simgesi Moğolistan

Moğolistan’ın bulunduğu büyük topraklar birçok bozkır imparatorluğuna ev sahipliği yapmıştır.

Gücün simgesi Moğolistan
03 Ocak 2016 Pazar 16:20

Efe Tanay
www.seyyarkalem.blogspot.com

Moğolistan’ın bulunduğu büyük topraklar birçok bozkır imparatorluğuna ev sahipliği yapmıştır. 1206 Yılında Cengiz Kağan Moğol imparatorluğunu kurmuş ve İnsanlık tarihinin en güçlü ve birleşik olarak en büyük alana sahip imparatorluğu olmuştur. Bugünlerde Cengiz Kağan’a verilen önem ve saygının nedenini anlamak için ufak bir bozkır halkını nasıl bir ömür içerisinde güç timsali imparatorluğa çevirdiğini iyi araştırmak gereklidir. Cengiz Han öylesine büyük bir güç oluşturmuştur ki, kendi başarıları sonrasında oğullarının şuan ki Çin topraklarında oluşturduğu Yuan Hanedanlığı Doğu Asya’ya hükmetmiş, Çin tarihinin en önemli dönemlerini yaşatmıştır.

MOĞOLİSTAN’DA KOMÜNİZM
Çin’e ait son hanedanlık olan Qing Hanedanlığı 1644 yılından 1911 yılına kadar Moğolistan’ı kontrol etmiştir. Çin ve Rusya ile geçen mücadelelerden sonra 1928 yılında, Sovyetlerin de etkisiyle Moğol Halk Cumhuriyeti kurulmuştur. Moğolistan’ın Sovyetler Birliği yakınlaşması, Sovyetlerin 1939 yılında Moğolistan’ı Japon istilasından koruması ile karşılık görmüştür. II. Dünya Savaşı’nın Doğu cephesini oluşturan Japonya, Çin’i istila etmiş ve aynı yıl Sovyetler ile savaşmıştır.
Sovyetler Birliği’nin dağılması Moğolistan’ı da etkilemiş ve 1991 sonrası adım adım komünist yönetim sona ermiştir.

MOĞOL TOPRAKLARINDA TÜRK TARİHİ
Moğolistan toprakları üzerinde Göktürk Kağanlığı (552- 744) da hüküm sürmüştür. Göktürkler bu bölgede Cücenler (Avarlar) hakimiyetine son vermiştir. Birçok bölünme, güç dengelerinde değişikliklerle geçen Türklerin Orta Asya’daki tarihi boyunca birçok devlet kurulmuş ve coğrafyadaki Türkî dil konuşan bir düzineyi aşkın halk yaşamıştır. Moğollar ile bu dönem içerisinde yakın temas ile kültür ve dil alışverişi olmuş, bunun etkileri de günümüze kadar devam etmiştir. Moğol ve Türk dilleri arasında 1000 civarı yakın kelime bulunmaktadır. Ayrıca dilbilgisi ve sesbilim açısından yakınlığı dolayısıyla da dillerin yakın temasından öte, ortak köke ait oldukları düşünülmektedir.
Dönem dönem Çinlileri hâkimiyet altına almış olan ve ayrıca Çin hâkimiyetinde uzun süreler geçirmiş olan Moğol tarihi hemen her döneminde savaş ile geçmiştir. Şu anki Çin topraklarında İç Moğolistan adı verilen bir alan bulunmaktadır. Neredeyse yüzölçümü ile Moğolistan kadar bir alanı kapsayan iç Moğolistan’da etnik köken olarak Moğol olan bir halk yaşamaktadır. Ancak bugün itibariyle bu büyük toprak alanında yaşayan halkın yalnızca % 17’si Moğol kökenlidir. 4 milyon 200 bine tekabül eden bu rakam Çin nüfusunun içerisinde neredeyse bir pirinç tanesi iken, kendi ülkesi içerisinde nüfusu 3 milyon nüfusa sahip olan Moğolistan için oldukça önemli bir popülâsyondur.
Yüzyıllar boyunca savaş ve istila ile geçen tarihi sonrasında Moğollar dünyanın dört bir yanına dağılmışlardır. Bugünkü Rusya toprakları içerisinde bilhassa Baykal gölü civarında yaşayan Buryatların çoğunluğunu oluşturduğu Buryatya Cumhuriyeti, Rusya Federasyonuna bağlı federe bir Cumhuriyettir. Buryatlar Moğolcayı zaman içerisinde ikinci plana atmış ve daha çok Rusça konuşur hale gelmişlerdir son dönemde.

ÇİN SEDDİ’NİN İNŞASINDA TÜRK VE MOĞOL ETKİSİ
Büyük Çin Seddi’nin temelleri milattan önce 770 yılına dayanmaktadır. Çeşitli dönemlerde farklı bölgelerde ve oluşturulmuştur duvarlar. Çin Seddi sanılanın aksine tek bir hattan oluşmadığı gibi tek bir dönemde de yapılmamıştır. Yıllar içerisinde yenilenmiş veya geliştirilmiştir. Uzaydan görülebilen tek insan yapısı olduğu ise en az Neil Armstrong’un Ay’da ezan sesi duyduğu iddiası kadar yanlıştır. Bu konunun ciddi tartışmalar yaratması üzerine yapılan test ile Çin Seddi’nin ay’dan görülebilmesinin, 3,2 kilometre uzaktan bir insan saçının görülebilmesi olasılığı ile eşit olduğu sonucuna varılmıştır.
Çin Seddi, Moğol ve Çin’in kuzeyinde yaşayan bozkır halklarının istilalarına karşı korunmak amacı ile yapılmıştır. Duvarın 2.700 yıllık tarihi içerisinde şuan ki Moğolistan topraklarında birçok dönem Türkî İmparatorluklar kurulmasının da sebebi ile bazı kişilerce Çin Seddi’nin inşasında Türk korkusunun da etken olduğu söylenmektedir. Duvarın, Moğol ve Türkî halklara karşı savunma çabası öyle bir eser ortaya çıkmıştır ki, birçok kaynakta Çin Seddi Dünya’nın 7 harikasından biri olarak kabul edilmektedir.

DUKHALAR
Dukhar, Moğolistan’ın kuzeyinde Rusya sınırına yakın dağlık bölgelerde yaşayan eski Türklerdir. Türklerin Orta Asya’dan çıkıp Avrupa’nın eteklerine kadar geldikleri yüzlerce yıllık göç sürecinde geride bıraktıkları halklardan yalnızca bir tanesi Dukhalar.
Dukhalarla kaldığım obanın ortasında çocuklar bir araya gelmiş oyun oynuyorlardı. Rehberim Ese ile yanlarına gittik, o olmadan anlaşabilmem mümkün değildi küçük çocukların arasında Türkçeye çok yakın olan Dukhacayı bilen neredeyse yok.
Dünya’nın her yerinde çocuklar aynı saflık ve sadelikle oynuyorlar. Onların arasında onlardan biri gibi olmak bana kısa süreliğine de olsa eşsiz bir mutluluk verdi. Yerdeki taşlar ve etrafta bulduğumuz ufak tahtalar oyuncaklarımız oldu. Onlarla oynamak beni o kadar mutlu etti ki, bende onları mutlu etmek istedim ve çadırımızdan büyük bir cips kapıp yanlarına döndüm. Kendimce adil ve eşit olma adına hepsine ben pay ettim cipsi. Çünkü benim şehirde gelişmiş olan algım, aralarından bazılarının bir cinlik yapıp diğerlerinden daha fazla almak isteyebileceğini düşündürmüştü.
Orada kaldığımız süre boyunca durmadan birilerine hediyeler vermek beni en mutlu eden anlardan biriydi. Zira dağda hijyen malzemeleri bulamadıklarını okumuştum ve çantamı bu tip ürünlerle doldurdum. Yanlarına varmak için ormanda at üzerinde gideceğimiz için ufak bir çanta almak zorunda kalmıştım. Çantamın içerisinden çıkarttığım her bir yedek kıyafetin yerine 3 - 5 sabun daha sığdırabildiğimi fark edince yanıma yedek kıyafet almaktan vazgeçtim. Bu olaya konu olan cips de çantamı dolduran bu eşyalardan biriydi.
Çocuk, etrafından öğrenir kötü huyları. Dukhalarda ise en ufak bir kötü huy gördüğümü söyleyemem, her şey paylaşma ve eşitlik üzerine. Burada çocuklara kötü örnek olacak bir şey olmadığı için düzgün bir birey olarak büyüyorlar. Bizim modern diye tanımladığımız dünya ise kötü örneklerle dolu. Bazılarının dağ başı diye tanımlayacağı bu yerde ise kötü olmak diye bir kavram yok. Başka bir deyişle, her şeyin beyaz olduğu bir yerde beyaz olmak bir ayrıcalık olmuyor.
Eşit dağıtmaya çalıştığım cipslerden, çocuklardan birinin biraz fazla aldığını fark ettim. Ama avucunu size uzatan bir çocuğa nasıl “hayır sen fazla aldın” diyebilirsiniz ki? Bana kalırsa aralarında en sevimlilerinden de biriydi bu çocuk. Ben paylaştırma ile meşgulken fark edemedim aldıkları cipsleri ne yaptıklarını. Birkaç dakika sonra Ese gösterdi, benim fazla aldığını düşündüğüm çocuk da dâhil birçok çocuk cipsleri evcilik oynadıkları taşların altına koymuştu. Oyun devam ederken çocukları daha iyi anlamak için dikkatle izlemeye çalışıyordum. Çocuklardan biri diğer çocuğun ev olarak kullandığı taşı kaldırıp içinden iki tane cips aldı. Bu ev fazla cips aldığını düşündüğüm kıza aitti. Benim gibi o da gördü diğer çocuğun cipslerinden aldığını ama hiçbir şey söylemedi. Fazla aldı diye düşündüğüm kızın cipslerinin hepsini gelip geçerken diğerleri paylaştı. Zaten fazla almışsa da en fazla 3 - 5 parça fazla almıştı ama belli ki onu da kendine almamıştı. Avcı toplayıcı halkların paylaşımcı olduğunu ve gerek duyduklarından fazlayı kesinlikle almadıklarını okumuştum ama alıştığımız düzene bu kadar ters bir şeyi gerçekten gözlemleyene kadar inanmak zor geliyor. Haklarında okuduğum her şeyde ve onların yanında kaldığım her an bu paylaşımcılığa şahit olmuştum.
Biz çocuklarla bütün bunları yaşarken, çocukların arasındaki heyecanı gören bir baba, kendi atı önde, çocuğunun atı arkada yanımıza yanaştı. Ese, Efe atın üzerindeki küçük çocuğa da biraz cips verir misin diye soruyorlar diyerek tercüme etti. Kocaman atın üzerinde o kadar küçük bir çocuk görmek zaten inanılmaz sempatik bir görüntüydü, bir de cips almak için yanımıza geldiğini fark edince daha da sevimli göründü. O an cips bitmiş olsaydı kahrolurdum sanırım ama ona da yetecek kadar hala vardı. Her şeyden güzel olan çocuklardan biri durumu fark edip benden önce davrandı ve at üstündeki çocuğa kendi cipsinden verdi. Bende at üstündeki çocuğa biraz daha cips verdim ve kendi cipsini paylaşan çocuğa da dönüp yeniden biraz daha verdim. Kendimce hala adalet sağlamaya çalışıyordum. Bu ufak döngüde çok ilginç bir şey vardı, at üstündeki çocuğa kendi cipsinden veren çocuk, fazla cips aldığını düşündüğüm kızın cipsinden alan çocuktu. Fazla alan kimse kendi için almamıştı, bu kadar kısa sürede birçok kez ikna olmuştum buna. Hâlbuki çok değerli olması gerekmez miydi her bir cips? Sonuçta hepsi çocuktu ve en yakın markete at üstünde 2 gün mesafedelerdi. Belki hiç cips yememişlerdi daha önce veya kim bilir bir daha ne zaman yiyeceklerdi? Ulaşılması zor olduğu için daha değerli olması gerekirdi her bir cips parçasının. Benim kapitalist düzende gelişmiş olan iktisatçı zihnim böyle yorumluyordu ama belli ki, ben hepsini tek bir çocuğa versem bile adaletli bir şekilde paylaşacaklardı. Zaten adalet herkesin aynı sayıda alması demek olamazdı, eşitlik bir adalet değildir. Modern diye adlandırdığımız dünyada yanlış kavradığımız bir durum, “eşitlik ve adalet” kavramları arasındaki fark.
Bir paket cips adalet, eşitlik ve sevgi nedir 3 dakika içinde öğretmişti.





İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.