Gözyaşları vicdan yıkamadır

Ağustos ve Eylül aylarında yüzyıla damgasını vuran fotoğraflarla sarsıldık. Önce 71 Suriyeli göçmenin Macaristan’dan Avusturya’da oto yolda cansız cesetlerinin bulunması beyinlere çivi gibi kazındı.

Gözyaşları vicdan yıkamadır
21 Eylül 2015 Pazartesi 11:38

Kadim Ülker / Viyana

Ağustos ve Eylül aylarında yüzyıla damgasını vuran fotoğraflarla sarsıldık. Önce 71 Suriyeli göçmenin Macaristan’dan Avusturya’da oto yolda cansız cesetlerinin bulunması beyinlere çivi gibi kazındı. Onlarca mültecinin kamyonda cansız bedenlerinin fotoğrafı Avusturya’nın en çok satılan gazetesinde yayınlandı. Yayın ahlakı, yayınlanmalı mıydı falan derken fotoğrafın kimler tarafından sızdırıldığı araştırılmaya başlandı.
71 mültecinin otobanda terk edilmiş bir kamyonun kasasında cansız bedenlerinin bulunması henüz sindirilmemişti ki Suriyeli çocukların karaya vuran cansız bedenlerinin gazetelerde buzlanarak verilen fotoğrafları sarstı. Aylan’ın fotoğrafını ülkenin en etken haber dergisi Profil son sayısında “Bizim utancımız” diyerek kapağa koydu. Daha sonra ise Macaristan’da kendini ve çocuklarını tren rayları üzerine atan anne, baba ve çocuklara Macar polisinin zor kullanması sarstı. Bu olaylar olana kadar gerçek katillere karşı birşey yapmayan ve hatta onları destekleyen Avrupalı’nın insancıllıklarını akıllarına getirdi. Bunun için de Viyana’da “daha fazla insanlık” diyerek 20 bin kişinin katıldığı yürüyüş yapıldı. Bütün bu olaylar ve onbinlerce insanın Budapeşte’den Viyana’ya yürüyerek gelmesi bir mesai arkadaşımı hatırlattı.
Mesai arkadaşım Suriye’nin topyekün saldırıyla karşı karşıya kaldığı dönemde Şam’daki akrabalarından edindiği karşılıklı kışkırtmaların nasıl başladığını anlatmıştı. O anlatıya dayanarak bir yazı kaleme almıştım. O yazım Cumhuriyet Gazetesi Pazar Yazıları sayfasında yayınlanmıştı. Ermeni kökenli Avusturya vatandaşı meslektaşım tam bir Suriyeli yurtseverdir. O, özellikle Avrupa’ya göç etmiş, tanıdığım azınlık çevrelerden gelenlerin genelinde olan, geldikleri ülkeye karşı düşmanca tavrı hiç olmadı. Suriye’yi ülkesi ve Arapça’yı anadili, Beşşar Esad’ı ise yaşamlarının garantisi olarak gördü.
Suriye’ye ABD, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ve onların kuklalarının saldırıya geçtiği ilk günlerde arkadaşlarıyla Viyana’da sokağa indi. Amerika Büyükelçiliği, Avrupa Biriği Avusturya temsilciliği önünde saldırıları protesto eden mitingler yaptı. ABD ve AB’yi protesto eylemleri dışında salon ve sokak bilgilendirme etkinlikleri düzenledi. Onunla da kalmadı, salon etkinliklerine yemekler hazırladı ve onları etkinliğe gelen misafirlere sundu. Oradan elde edilen geliri ülkesine gönderdi. Suriye’de okula giden çocukları unutmadı. Defter, kalem, okul çantası ve giysi gibi eşyaları TIR’larla Suriye’ye gönderdi. Bütün bu etkiniklerin içinde bulunduğumdan mesai arkadaşımın ülkesine ve ülkesi insanlarına duyduğu sevgiyi bizzat yaşadım.
Viyana’da annelik koruma yasası, lohusalık, doğum izni ile ilgili sorunların hukuksal boyutunu en iyi bilen uzman kişilerden birisi olan hukukçu bu hanım meslektaşımın annesi, babası, kardeş, yeğenleri ve amcaları Şam’da yaşamaktalar. Viyana’da kızıyla maddi sıkıntısı olmadan yaşayan meslektaşımın yakınlarından hiç kimse ülkelerini terk edip, Viyana’ya gelmeyi düşünmemişler. Çalışkan ve mücadeleci bu mesai arkadaşımla iki üç aydır işyerinde karşılaşmıyordum. Son kez Temmuz ayında görüşmüş, dertleşmiştik.
Tatil dönüşü kendisinin nerelerde olduğunu diğer meslektaşarıma sordum. Aldığım cevap “Annesi ve babasının yanına Şam’a gitti, haber yok kendisinden, çoktan işbaşı yapması gerekiyordu” oldu.
Herkesin ülkesini terk edip de, Avrupa yollarına düştüğü şu günlerde, Ermeni kökenli yiğit koca yürekli arkadaşım medyanın yaydıklarının yine tersini yaptı. Ükesini hiç terk etmeyen anne, baba, amca, kardeş ve yeğenlerinin yanına giden ve henüz dönmeyen meslektaşım yapılan “Esad diktatördür” yaygarasına karşı, “Esad bizim için hayat garantisidir” dedi. ABD’nin saldırganlığını Avusturyalılara anlatmaya çalıştı ve o saldırganlığa karşı defalarca protesto eylemleri organize etti. O günlerde arkadaşımın düzenlemiş olduğu protesto eylemlerine ve diğer etkinliklere 50 ile 200 kişi değil de, onbinler katılmış olsaydı, gözyaşları arasında Viyana’da “daha fazla insanlık” yürüyüşü belki de yapılmayacak ve insanlar yollara dökülmeyecekti. Kamyonda ölü bulunan mültecilerin, Aylan bebeğin arkasından dökülen gözyaşıyla vicdanlar yıkanıyor.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.