Bozkırda Göçmen Hayatı

Moğolistan’da halkın % 30’u günümüzde dahi tam veya yarı manada göçmen olarak yaşamaktadır.

Bozkırda Göçmen Hayatı
10 Ocak 2016 Pazar 12:42

Efe Tanay
www.seyyarkalem.blogspot.com

Moğolistan’da halkın % 30’u günümüzde dahi tam veya yarı manada göçmen olarak yaşamaktadır. Yurt adı verilen dairesel çadırları ile uçsuz bucaksız Moğolistan arazisinde düzenli olarak göç ederek yaşayan göçmenler, teknoloji ve modern hayatla pek fazla temas etmemektedirler. Göçmen olarak yaşayan halkın bu kesiminin geçimi hayvancılığa dayalıdır. Genelde yüzlerce büyük ve küçükbaş hayvana sahip bu ailelerin yer değiştirmelerinin asıl sebebi hayvanlarını otlayabilecekleri yeni alanlara taşımaktır. Başkent Ulan Batur dışında belli başlı birkaç bölgede asfalt yol bulunmaktadır. Dolayısıyla halkın büyük bir kesimi günümüzde dahi ulaşımını at ile sağlamaktadır. Moğolistan hakkındaki yazılarda bir göçmen Moğol’un at üzerinde yolda yürüyen birisi kadar usta olduğu yazılıydı, biraz abartılı bir ifade gibi gelmişti ancak bazı şeyler bizzat yerinde tecrübe edilene kadar pek ikna edici olmuyor.
Moğolistan’ın en doğusunda yer alan Baya Ölgii şehri ülkedeki Müslüman çoğunluğun yer aldığı şehirdir. Şehrin yüzde doksanını Kazaklar oluşturmaktadır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kazakistan’a dönmüş olan Kazaklar olsa da, kendini Moğol vatandaşı Kazak olarak gören ve Moğolistan’da yaşamayı tercih eden Kazaklar geleneklerini sürdürmektedir. Kazakistan’a ait bir ata sporu olarak kabul edilen Kartal ile avlanma Bayan Ölgii şehrinde, Kazakistan’dakinden çok daha yaygın şekilde devam etmektedir. Tarihten kalan nadir bir avlanma yöntemi olan bu ilgi çekici geleneğin takipçilerinin % 80’i Moğolistan’da bulunmaktadır. Bu önemli bilgiyi kaçıran birçok meraklının Moğolistan yerine Kazakistan’a gittiğini belirtiyor Moğolistan’ın en saygın rehberlerinden biri olan, Ese.

Şamanizm'in izleri hala görülüyor
Ülke tarihi boyunca Şamanizm etkili olmuştur ve hala bozkır bölgelerinde Şamanizm’in izleri sıkça görülebilmektedir. Ayrıca coğrafyada Türklerin de eski dinlerinden olan Tengricilik varlığını sürdürmüştür. Tengriciliğin daha sonra Şamanizm ile çok iç içe geçtiği ve hatta bozkır halkı tarafından aynı din olarak görüldüğü düşünülmektedir. Cengiz Han da bir Tengrici olarak yaşamıştır.
16. YY’da Moğolistan’da Tibet Budizm’i yayılmaya başlamıştır. 18. Yüzyılın ortalarında ise Çin’e ait Qing Hanedanlığının kontrolünde kalan Moğolistan’da Tibet Budizm’i daha da etkin hale gelmiş ve 1900’lere gelindiğinde neredeyse erkek nüfusunun yarısı Budist rahip olarak yaşamaya başlamıştır. Rahiplerin evlenmesi ve çocuk sahibi olmasının Tibet Budizm’inde kabul edilmiyor olması dolayısıyla bu dönemde Moğolistan nüfusu ciddi bir düşüş yaşamıştır.
2010’da yapılan nüfus sayımına göre Moğollar arasında inanılan din oranları şu şekildedir: % 50 Budist, % 40 dinsiz, % 3’ü Şamanist, % 3’ü Müslüman, % 2 Hristiyan.

Dünya’nın bir ucundaki Türkler
Dukha (Duha) Türkleri, Moğolistan’ın kuzeyinde şehir hayatına olabilecek en uzak bölgelerde yaşamaktadırlar. Hövsgöl bölgesinde doğa ile tamamen iç içe yaşayan bu Türk obası, Orta Asya’dan göç ederken arkamızda bıraktığımız tarihimizin en güzel yanlarından biridir. Rengeyik besleyen ve üçgen çadırlarda, yılda 4 kez göç ederek yaşayan Dukhalar, binlerce yıl önce Orta Asya’da hayat ne şekilde idiyse aynı o şekilde yaşayan, avcı göçebe bir toplumdur. Bu şekilde özünü koruyabilmiş bir halkın varlığını öğrenen her araştırmacı ve gezgin tarafından büyük ilgi görmektedirler.
Moskova’dan başlayan ve günler süren Trans Sibirya tren yolculuğu sonrası vardığım, Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’a oldukça uzakta yaşayan Dukhalara varmak için, ayrıca bir günlük otobüs yolculuğu ardından toprak yollarda tam bir gün özel araçla seyahat ve son gün ise araba ile ulaşılamayan bölgelere at üzerinde devam etmem gerekti. Yanlarına gitmek oldukça zahmetli olsa da, adeta zaman makinesi ile geçmişe gitmiş hissine kapılıyorsunuz.
Bugün Doğu Taiga bölgesinde geleneklerine bağlı olarak yaşayan yalnızca 200 civarı Dukha bulunmaktadır. Moğolistan’daki toplam nüfusları ise 500 kişiden ibarettir. Dukhalar üzerine araştırma yapan ve yanlarında farklı mevsimlerde aylarca zaman geçirmiş Selcen Küçüküstel, Rengeyiklerinin Dukhalar için çok değerli olduğunu ve hayvan artık kendini idame ettiremez derece yaşlanmadıkça kesmediklerini belirtmiştir. Dukhalar gıdalarının büyük bir kısmını av hayvanlarından sağlamaktadırlar. Besinlerini yakın bir zamana kadar tamamen doğadan sağlayan Dukhalar, Moğol hükümetinin getirdiği bazı av kısıtlamaları sebebiyle ciddi zorluk yaşamaktadır. Para karşılığı satın alabilecekleri gıdaların yaklaşık bir gün, bazılarının ise daha da uzakta olduğu bir bölgede yaşayan avcı toplayıcı bu toplum için, av yasakları ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Yalnızca hayatta kalmak için avlanan bu oba halkı, yavru veya hamile hayvanlara ve tüketime uygun olmayan hiçbir canlıya zarar vermemektedir. Selcen Küçüküstel, bu av kısıtlamalarının dünya üzerinde çok nadir kalmış olan avcı toplayıcı halklardan biri olan Dukhaların, korumuş oldukları kültürlerinde bozulmaya sebep olabileceğini belirtmektedir.

Varlığından haberdar olmadığımız kuzenlerimiz
Dukhalar Türkiye’de yeteri kadar bilinmemektedir ancak Rusya’da yaşayan Tuvalar, daha iyi tanınmaktadır. Sovyetler Birliği’nin Tuva bölgesini 1944 yılında kendi toprağına dâhil etmesi sonrası Moğolistan ile sınır kapanmıştır. Tuvaların bir dağ kolu olan Dukha obası doğu ve batı obaları olarak Moğolistan’da kalmıştır ve 1952 yılına kadar vatandaşlık almadıkları gibi Moğolca dahi öğrenmemişlerdir. Şimdilerde ikinci nesil temel okul eğitimi almaktadır ve obada Türki dil olan Dukhaca, 20 yaşın altındaki gençler arasında çok az konuşulmaktadır. Dukhacanın yerini Moğolca almaktadır.
1970’lerde Moğol Devleti, Dukhaların çok değer verdikleri rengeyiklerini uzaktaki kasaba halkına et sağlamak için kesince, geyik nüfusunda ciddi bir kırılma ve devlete karşı bir güven kaybı olmuştur. Ancak Türkiye’yi temsilen TİKA geçtiğimiz yıllarda Rusya’dan 20 adet rengeyiği almış ve kuzenlerimizi unutmadığımızı hatırlatarak, kendilerine hediye etmiştir. TİKA ayrıca, çadır ve çok sert geçen kış şartlarına uygun kıyafet gibi çok önemli yardımlarda da bulunmuştur.

Dukhalarda Dil ve Din
Dukhaların ana dili olan Dukhaca (Duhaca), bir Türkî dildir. Bir Türkün bir miktar fazladan kelime öğrenerek ve konuşma şekillerini kavrayarak Dukhalarla kendi dillerinde iletişim kurabilmesi mümkündür. Bir gün içerisinde temel şekilde konuşabilecek seviyeye geldiğim Duhaca Türkçe’nin eski ve sade hali gibidir. Moğolca ve Rusçadan kelime almış olan dil özünü çok büyük ölçüde korumuştur ancak şimdilerde genç nesil tarafından konuşmadığı için bir sonra ki nesle aktarılamadan yok olma tehlikesi ile yüz yüzedir.
Duha dili Türk dil ailesinin Sibirya kolunda, Sayan grubuna ait bir dildir. Araştırmacı Selcen Küçüküstel Duhaların eşitlikçi ve paylaşımcı bir toplum olduklarının altını çizmektedir. Toplum içerisinde güç ve otorite sahibi bir lider yoktur. Küçüküstel, “yaşlıların sözü önemsenmekle beraber, kararlar birlikte alınır ve uygulanır” demektedir. Doğa ile uyum ve saygı içerisinde yaşayan Duhalar, doğa ve hayvanlar üzerinde hakimiyet kurmadan, etraflarındaki her şey ile harmoni içerisinde yaşamaktadırlar.
Duhaca UNESCO’nun yayımladığı rapora göre “ciddi şekilde tehlike altındaki diller” arasındadır.

Cengiz Han (Kağan) - Dünya’yı Titreten Lider
Timuçin adı ile doğan fakat sonradan Cengiz Han (1162 - 1227) ismini alan bu büyük liderin yeryüzüne saldığı korku kadar hiçbir dönem hiçbir lider etkili olamamıştır. 1206 Yılında Moğol İmparatorluğunu kuran Cengiz Han Türklerin eski dini olan Tengriciliğe inanmıştır. Büyük bir dini hoşgörü ile birçok dinden halkı yönetimi altına almıştır. Cengiz Kağan’ın kurmuş olduğu Büyük Moğol İmparatorluğu tarihin en büyük tek parça imparatorluğu haline gelmiştir. Askeri gücü, taktikleri ve savaşçı halkı bu devasal imparatorluğun oluşmasında büyük etken olmuş olsa da, Cengiz Han’ın asıl sırrı getirmiş olduğu büyük yeniliklerde yatmaktadır. Uçsuz bucaksız Asya coğrafyasında imparatorluğuna hükmedebilmek için dünyanın ilk posta servisini kurmuştur. Bulunduğu döneme göre gerçekten mükemmel işleyen bu sistem sayesinde Cengiz Kağan’ın topraklarına gelen bir tehdidin, hükümdarın kulağına gitmesi ve kendisinin buna vereceği sert karşılık düşmanlarının büyük endişesi haline gelmiştir. Kurmuş olduğu her alandaki büyük düzen kendisinden sonra sadece Moğolistan’da değil civarda kurulan birçok imparatorluğa da örnek olmuştur. Tarihte “elçiye zeval olmaz” kavramını getiren yine Cengiz Kağan olmuştur. Tarihçilerin “Büyük Cengiz Kağan Yasası” olarak adlandırdığı bu kurallar Moğolca “Yassa” olarak anılmıştır. Yüzyıllarca temas halinde yaşamış olan Türkler ve Moğollar arasındaki 900 civarı ortak kökenli kelimeden yalnızca biridir “yasa” kelimesi. Cengiz Han Uygur yazı biçimini Moğol İmparatorluğunun yazı tarzı olarak adapte etmiştir.
Bu büyük liderin mezarının yeri halen daha bilinmemektedir. Bu şekilde gömülmenin kendi talebi olduğu ve ölümünden çok önce bunu belirttiği söylenmektedir. Hayata gözlerini yumduğunda Asya’nın okyanus ile birleştiği noktadan Hazar Denizine kadar uzanan coğrafyayı kontrolü altında tutan Cengiz Han’ın İmparatorluğu, ardından oğullarının yönetimi ile doğu Avrupa’yı da topraklarına dâhil ederek ilerleyişini sürdürmüştür.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.