Toplumsal düzenek kimler için dönüyor?

"Toplumsal sorunlara yaklaşacağız derken, birey insanı, duygusal dünyayı gözden kaçırmamalıyız. Ben de özellikle o alanda yol almaya, bana çok uzak koşullarda yaşayan genç kahramanların duygu dünyasına ulaşmaya çalıştım."

Toplumsal düzenek kimler için dönüyor?
23 Ekim 2015 Cuma 16:44

Beyazıt Kahraman

Toplumsal sorunlara yaklaşacağız derken, birey insanı, duygusal dünyayı gözden kaçırmamalıyız. Ben de özellikle o alanda yol almaya, bana çok uzak koşullarda yaşayan genç kahramanların duygu dünyasına ulaşmaya çalıştım. Onlar da bana seslendiler, beni yönlendirdiler.
Romanın gücü geleceği değiştirmeye yetmese de, okuması olası genç kuşaklar için içinde bulunduğu koşullara farklı yerlerden bakma olanağı sağlayacaktır. Çorbada tuz olacak o bakımdan.
Roman, öykü, makale, deneme, eleştiri türünden yazın çalışmalarıyla tanıdığımız Dr. Alper Akçam’ın son romanı “Eğer”, Tekin Yayınevi tarafından yayımlandı. Ülkemizde son yıllarda yaşanan toplumsal/politik çarpıklıklara bir aşk ve hırsızlık olayının süzgecinden bakmaya çalışan romanı yazarıyla konuştuk.

| Alper Bey, romanınızın başkişisi olarak 17 yaşındaki bir lise son sınıf öğrencisini seçmişsiniz. Bunu yeğlemekle, ülkemizde gençlerimizin yaşadığı toplumsal, duygusal, ruhsal sorunlara eğilmek istediğinizi düşünebilir miyiz?
Buna sorunlara eğilmek yerine onların dünyasına yaklaşma çabası da diyebiliriz. Kendim yerine onlardan birini konuşturmaya, yaşama baktırmaya çalıştım. Yeni romanım genç kuşakla bir diyalog çabasıdır diyebiliriz… Aralarından birini bir adım öne çıkararak birlikte ülkemize, günümüz yaşam koşullarına farklı pencerelerden bakma çağrısı…

ZEMBEREKLERİNDEN BOŞANMIŞ BİR TOPLUM
Bu romanın toplumumuzun geleceğine nasıl bir katkısı olabilir? Bazı olumsuzlukları anlatma ve değiştirme gibi bir işlevi olabilir mi bir romanın?
Romanın doğrudan böyle bir işlev üstlenmesini edebiyatın kendi kimliğine çok uygun bulmamakla birlikte, tartıştığımız sorunlar böyle bir değişim için sorular yaratması da kaçınılmaz olacaktır diye düşünüyorum. Yani benim rahatsız olduğum, değişmesini istediğim konuları yazayım diye oturmadım bu romanı yazmaya… Yalnız, insan açısından zıvanadan çıkmış, dayanışma zembereklerinden boşanmış bir toplum içine doğmuş genç insanlarla birlikte hayatı adımlamaya çalıştım. Kemal ve Nuran’ın sorunları birbirine pek benzemiyor. Her ikisinin de ortak özelliği, toplumsal düzenekten doğuyor olması. Romanın gücü geleceği değiştirmeye yetmese de, okuması olası genç kuşaklar için içinde bulunduğu koşullara farklı yerlerden bakma olanağı sağlayacaktır. Çorbada tuz olacak o bakımdan.
Ancak, birincil bir işlev, bir hedef olarak görülmemeli. Algılama alışkanlıklarını sarsmaya çalıştık kahramanlarımızla birlikte…

ÇIKIŞ YOLU ARARKEN
Ülkemizde toplumsal düzenek kimlerden yana ve nasıl işliyor? Bu işleyiş, sizin romanınızda nasıl ele alınmış?
Eğer, toplumsal düzenekte başta kimlerin oturduğunu, yaşam kaynaklarının kimin önüne aktığını genel olarak sorgulamaktan çok, bir kesimin bu düzenekteki yerini dolaylı olarak aydınlatıyor. Romanda finans kapital zümresinin genel yapısı yok, politik istismarcılık, ihale vurgunları yok; daha birçok şeyden söz bile edilmiyor. Ancak, yapsatçılık ya da müteahhitlik dediğimiz bir alandaki işleyişi, doğurduğu toplumsal sonuçları görebiliyoruz.
Yeniden söylemek isterim; “Eğer”de bu sorunlardan önce Nuran’ın ve Kemal’in toplum karşısındaki sıkışmışlıkları, isyanları ve bir çıkış yolu ararken buluşmuş olmaları önde olmalı; böyle görülmesini isterim. Toplumsal sorunlara yaklaşacağız derken, birey insanı, duygusal dünyayı gözden kaçırmamalıyız. Ben de özellikle o alanda yol almaya, bana çok uzak koşullarda yaşayan genç kahramanların duygu dünyasına ulaşmaya çalıştım. Onlar da bana seslendiler, beni yönlendirdiler.

Bu toplumsal düzeneğe nasıl tepki gösterilebilir?
Tepki siyaset mekanizması aracılığıyla, kitle örgütleriyle de olabilir, kendi düşün dünyamızdaki sarsıntıları paylaşarak da… Edebiyat bu son kısmında sahaya çıkıyor. Birey kimliklerimizle konuşarak, diyalog ve farklı sesler içinde var olmaya çalışarak tepki göstermiş oluyoruz. Bu tepkiyi toplumsal bir tepki olarak tanımlamak çok kaba gerçekçi bir yaklaşım olur.

Toplumdaki sorunları bireylere indirgeyebilir miyiz?
Elbette ki, birey toplum içinde birey varlığına kavuşur. Toplumsal iletişimden ayrı düşünülecek bir birey kimliği kurulumu mümkün değil.

Gençlerimizin, özellikle genç kızlarımızın yaşadığı toplumsal baskıya da değinmişsiniz yapıtınızda. Böylelikle, gençlerimize bir çıkış yolu gösterdiğinizi düşünüyor musunuz?
Toplumsal sorunlardan birey olarak kurtuluşun tek yolu özgürlük duygusuna olan bağlılık ve sevgimizi yitirmemek olabilir.

Eğer
Alper Akçam
Tekin Yayınevi
336 s. 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.