Sanal çoğunluk, hakiki yalnızlığı mı doğuruyor?

Bir yemek fotoğrafı bulup internetten, paylaşıyoruz ve ‘hepimize afiyet olsun’ diyoruz ama asla birlikte yemek yemiyoruz. Metropol hayatlarımızın gündelik kalabalığı ile hayatımıza aldığımız kişilerin sayısı birbirini tutmuyor çoğu zaman. Ve sosyal medya mecralarında genellikle kalabalığız. İletişim çağındayız ve çevrimiçi olmak çok kolay. Bunlar muhteşem kolaylıklar. Fakat bazen öyle şeyler gözlemliyorum ki ürküyorum.

Sanal çoğunluk, hakiki yalnızlığı mı doğuruyor?
27 Kasım 2015 Cuma 14:39

Turgay Oğuz

Geçen yıl Tiyatro Kara Kutu’nun Beyoğlu’nda yer alan sahnesinde oldukça sıradışı bir oyun izleme fırsatı bulmuştum. TiyatrOn; iki genç tiyatro oyuncusu Halil İbrahim Irklı ve Merve İleri’nin birlikte kurmuş oldukları genç bir tiyatro topluluğu. Topluluğun sahneye taşıdığı ilk çalışma, Halil İbrahim Irklı’nın gerçek bir hayat hikayesinden esinlenerek yazdığı ‘Bu Sonu Mutlu Biten Hikayelerden Biri Değil’ oldu. Saydam Yeniay yönetimde sahnelenen oyun tiyatro çevresinde dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.
15 yaşında YouTube’a yüklediği videonun ardından intihar eden Kanada’lı bir ortaokul öğrencisi olan Amanda Michelle Todd (27 Kasım 1996, 10 Ekim 2012)’un gerçek hayat hikayesinden yola çıkılarak yazılmış olan bu oyun, sosyal medyanın insan ilişkilerinde yaratabileceği olumsuz sonuçlarını agresif bir anlatımla ele almaktadır.
Genç yazar ve oyuncu Halil İbrahim Irklı ile ilk olarak afişe çıkan bir tiyatro oyunundan, romana dönüşen bu sıradışı deneyimi ve ilk kitabı “Bu Sonu Mutlu Biten Hikayelerden Biri Değil”i tüm yönleri ile konuştuk.

- İçinde hiç bir mutluluk kırıntısı olmayan salt bir intihar öyküsünü kaleme alma fikri oldukça sarsıcı. Amanda M. Todd’un intihar ettiği video görüntüsünü izledikten sonra tam olarak ne hissettiniz?

Onunla karşılaşmam tamamen tesadüf oldu. İzler izlemez önce buz gibi kaldım. Bir süre geçti. Yeniden izlemek istedim, ama yapamadım. Çünkü az önce yaşayan o gencecik kız, video bitiminde yok. Bu kadar basit, bu kadar gerçek. Ben, çok çaresiz hissettim. Bir tür meydan okumaydı yaptığı şey ve ben çok çaresiz kaldım.

- Bu talihsiz olayı ana ekseninden ayrılmadan yeni bir yorumla sahneye taşıdınız. Oldukça sosyolojik bir tiyatro metni ortaya çıkmış. Yola çıkış hikayesinden bahsedebilir misiniz?

“Bu Sonu Mutlu Biten Hikayelerden Biri Değil”in tiyatro metni benim ilk yazdığım “şey”. Aslına bakarsanız sahnelensin diye de yazmaya başlamamıştım. Metin bittikten sonra birkaç kez okuduktan sonra “aslında evet ya, bu benim oynamak istediğim bir şey” diye geçti aklımdan. Ama o kadar enteresan geldi ki bir oyun yazmış olmam, kendime yabancılaştım. Sonradan tiyatrOn’u beraber kurduğumuz Merve İleri’yi aradım. Sanki bu metin başkasınınmış ve bana oyundaki rolü teklif ediyorlarmış gibi lanse edip, objektif fikrini aldım. Ve o fikir her şeyi başlattı.

- Bu projeye hayat verme noktasındaki itici gücü hangi noktaya dayandırdınız? Kişisel bir iç huzur! Farkındalık yaratmak! Bireyin sosyallemeşi ve aile ilişkilerinin önemi! “Sosyal medyadan uzak durun” çağrısı!

Aslına bakarsanız soysal sorumluluk ya da sadece bir söz söylemek için yapılan işler benim sanat anlayışıma hiç uymuyor. Ama metin kendi dramatik kurgusu içinde zaten bir şey anlatıyorsa, o muhteşem bir şey işte. Tadından yenmez. İlk gün, bir biyografinin dramatik örgülü kurgusunu yazmaya başlamıştım ben aslında. İçinde (maalesef ki) o kadar gerçeklik barındırıyordu ki, çıkan işin sonucu sorunuzdaki her noktayı barındırdı.

ÖYLE BİR İLLÜZYON Kİ
- Sosyal medyanın bireyler üzerindeki bu tekil ve çoğul etkisi hakkında bir yazar, bir oyuncu ve hatta sosyal medyayı etkin kullanan bir genç olarak neler söylemek istersiniz?
Metropol hayatlarımızın gündelik kalabalığı ile hayatımıza aldığımız kişilerin sayısı birbirini tutmuyor çoğu zaman. Ve sosyal medya mecralarında genellikle kalabalığız. İletişim çağındayız ve çevrimiçi olmak çok kolay. Bunlar muhteşem kolaylıklar. Fakat bazen öyle şeyler gözlemliyorum ki ürküyorum. Facebook’ta mesela. Bence her şey Farmville’de başladı. Öyle bir illüzyon ki. Reelde hiçbir komşumuzu tanımazken, bir sürü komşumuz oldu ve hepsi çok bonkör. Biz de öyleyiz. Mesela, bir yemek fotoğrafı bulup internetten, paylaşıyoruz ve “hepimize afiyet olsun” diyoruz ama asla birlikte yemek yemiyoruz. Sanal çoğunluk, hakiki yalnızlığı mı doğuruyor? Ben internette en gerçek “selfie kültürünü” buluyorum.

- Sosyal medyanın küresel ölçekli gücü ve büyüklüğü; yeni bir dünya anlayışı ortaya çıkmasına, yeni bir felsefe üretilmesine ve çoksesli bir insan toplumu oluşmasına neden oldu. Bu durumun alışkın olduğumuz geleneseksel değerlerimizi zaafiyete uğratacağını düşünüyor musunuz?

Sosyal medya artık hayatımızın bir parçası. Nasıl ki 2000’lerden sonra tıp literatürüne yeni hastalıklar girdiyse, kültürel olarak da yeni alımlamalar, yeni ifade biçimlerimiz var artık. Bundan kaçış yok. Hayır bu kötü de değil zaten. Sadece hayatımızın neresinde duruyor? Ben biraz bunu sorguluyorum. Evet ben de uyanır uyanmaz, ayılmaya çalışırken ilk Instagram’ı açıyorum. Eminim bunu yapan tek insan değilim. Fakat bunu yaparken gerçekten sıyrılıyor muyum? Ya da yeni bir sosyal kimlik mi inşa ediyorum yoksa bunu Halil İbrahim Irklı olarak mı yapıyorum? Ben bu ince ayrımla çok ilgileniyorum.

- Bu çalışmanız; önce bir tiyatro oyunu olarak hemen ardından genişletilmiş bir çalışmayla roman olarak karşımıza çıktı. Bu kişisel bir karar mıydı?
Aslında değildi. Ben bu oyundaki performansım ile Afife Jale Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı adayı oldum. Oyunu jüri üyelerinden Ilgın Sönmez izlemeye gelmiş. Ilgın aynı zamanda Artemis’in Genel Yayın Yönetmeni. Ertesi gün telefonum çaldı ve bana çok güzel bir hediye verdi. Aslında böyle bir hayalim hiç olmamıştı. Ama iyi ki olmuş diyorum her kütüphaneme baktığımda.

- İlk olarak bir tiyatro oyunu sonrasında da romanı yayımlanan bir çalışma ile karşılaşmadım. Dünyada ya da Türkiye’de benzer bir örneği bulunuyor mu?
Doğrusunu söylemek gerekirse hiç araştırmadım. Fakat Türkiye’de sanıyorum ilk. Sondan başa gibi duruyor değil mi? Ama seyirci için çok enteresan bir deneyim oldu bence. Oyunu izleyip, sonra romanı okuyanlardan çok güzel yorumlar alıyorum.

Bu Sonu Mutlu Biten Hikâyelerden Biri Değil
Halil İbrahim Irklı
Artemis Yayınları
307 s.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.