Hüner Tuncer’den iki önemli kitap

“Yeni Osmanlıcılık” siyasetinin “Stratejik Derinlik” içinde boğulduğu günümüzde Tuncer’in şu saptaması özellikle önemli: “Ülkemizde Osmanlı’ya heveslenenlerin ve Osmanlı’yı diriltmek isteyenlerin Osmanlı Devleti’nin 1500’lerin sonlarına değin süren yükselme dönemindeki konumundan çok, 1600’lü yıllarda başlayan ve 1800’lü yıllarda doruğa ulaşan çöküş ve yozlaşma sürecini göz önüne alarak Osmanlı’yı değerlendirmesi gerekir”

Hüner Tuncer’den iki önemli kitap
23 Ekim 2015 Cuma 16:35

Barış Doster

Türkiye’nin seçkin aydınlarından, üretken bilim insanlarındandır Doç. Dr. Hüner Tuncer. Cumhuriyet kadınıdır. Mülkiyelidir. Uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı’nda diplomat olarak çalışmış, Kültür Bakanlığı’nda müsteşar yardımcılığı yapmıştır. Türk Dış Politikası ve diplomasi konularındaki kitaplarının sayısı 25’i geçmiştir. Ve kısa süre önce çıkan 2 kitabıyla Tuncer, tek başına bir üniversite gibi çalıştığını, ürettiğini bir kez daha ortaya koymuştur.

KIRIM: SAVAŞ VE DİPLOMASİ
Tuncer’in “Kırım” adlı kitabının alt başlığı “Savaş ve Diplomasi 1853–1856”, (Tarihçi Kitabevi, İstanbul, 2015). Bu eserinde Tuncer, Osmanlı Devleti’nin ilk dış borcunu aldığı savaş olarak da bilinen (1854’te alınan borç, 100 yıl sonra 1954’te kapatılmıştı) Kırım Savaşı’nı öncesi ve sonrasıyla inceliyor. AKP’nin başarısız dış politikası nedeniyle yeniden, bir kez daha anımsanan “Doğu Sorunu” ve “Avrupa’nın Hasta Adamı” kavramlarının kökenine iniyor. Doğu Sorunu’nun (Şark Meselesi), yani 19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin paylaşılması meselesinin, Osmanlı’nın kaderinin, Rusya, İngiltere, Fransa ve Avusturya için ne anlama geldiğini, bu ülkelerin nasıl bir diplomatik tutum aldıklarını işliyor.
Kırım Savaşı öncesindeki Avrupa’yı, 1848 Devrimlerini, Osmanlı’nın Macar ve Leh mülteciler sorununu, 1848 sonrasında Avrupa’daki güç dengesini, Kutsal Yerler Meselesini (Kudüs ve çevresindeki Ortodoks–Katolik rekabeti) ele alıyor. Kırım Savaşı’nın modern savaşların öncüsü olduğunu, ilk kez demiryollarının, zırhlı gemilerin, mayınların kullanıldığını, Birinci Dünya Savaşı’ndan 60 yıl önce siper savaşı tekniğinin uygulandığını anımsatıyor. Telgrafın kullanılmasıyla cephedeki gelişmelerin cephe gerisindeki halka duyurulduğu ilk savaş olduğunu belirtiyor.
Kitapta, 1853–1854’te Tuna Beyliklerindeki savaş, 1853 Sinop Deniz Muharebesi, Mart–Haziran 1854’teki Silistre kuşatması, 1854’te İngiltere ve Fransa’nın Rusya’ya savaş ilan etmesi, Sivastopol Kuşatması, 1855 Viyana Barış Konferansı, 1856 Paris Barış Kongresi ve Paris Barış Antlaşması anlatılıyor. 1856 Islahat Fermanı’na ilişkin büyük güçlerin tutumuyla, Kırım Savaşı’nın sonuçları inceleniyor. 18. yüzyılın ikinci yarısında tek başına bütünlüğünü koruyamaz hale gelen, 19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde ise artık çöküş sürecinde olan Osmanlı’yı anlatırken, “Kırım Savaşı her ne kadar, Osmanlı ile Rusya arasında yapılsa da, daha çok dönemin büyük güçlerinin arasındaki savaş boyutuyla öne çıkmıştır” demeyi ihmal etmiyor.
“Yeni Osmanlıcılık” siyasetinin “Stratejik Derinlik” içinde boğulduğu günümüzde Tuncer’in şu saptaması özellikle önemli: “Ülkemizde Osmanlı’ya heveslenenlerin ve Osmanlı’yı diriltmek isteyenlerin Osmanlı Devleti’nin 1500’lerin sonlarına değin süren yükselme dönemindeki konumundan çok, 1600’lü yıllarda başlayan ve 1800’lü yıllarda doruğa ulaşan çöküş ve yozlaşma sürecini göz önüne alarak Osmanlı’yı değerlendirmesi gerekir”.

TURGUT ÖZAL’IN DIŞ POLİTİKASI
Hüner Tuncer’in diğer kitabı ise “Turgut Özal’ın Dış Politikası 1983–1989” (Kaynak Yayınları). Çalışmasını 12 Eylül 1980 darbesi ile başlatan Tuncer, askeri yönetimin Türk–İslam sentezine verdiği desteğe dikkat çekiyor. ABD’nin “ılımlı İslam” stratejisinin o döneme dayandığını, “Yeşil Kuşak” stratejisi ile aynı dönemde, birlikte gündeme geldiğini ve şimdiye dek hayli başarılı olduğunu vurguluyor. Özal’ın 24 Ocak kararlarındaki etkisini anlatıyor. Özal’ın dış politika anlayışında ekonomik ilişkilerin büyük rol oynadığını ifade ediyor. Uluslararası serbest ticarete olan inancının, Özal’ın dış politika felsefesinin belkemiğini oluşturduğunu, aynı zamanda bölgesel ekonomik işbirliğini de dış politikada çok önemsediğini belirtiyor.
Özal döneminde Türkiye’nin Ortadoğu’yla, İslam âlemiyle ilişkilerini ayrıntılı olarak inceleyen, Türkiye’nin Filistin sorununa yaklaşımını, 1980–1988 yılları arasındaki İran–Irak Savaşı’nda izlediği diplomasiyi, PKK terör örgütüne karşı verdiği mücadeleyi, İran ve İsrail’le ilişkilerini anlatan Tuncer, 1990’da Birinci Körfez Bunalımı’nda izlenen dış politikayı da kapsamlı olarak inceliyor. Özal’lı yıllarda Kıbrıs politikasını, ABD, Avrupa Birliği, SSCB, Yunanistan ve Bulgaristan’la ilişkileri ele alıyor. Neoliberal siyasetleri benimseyen Özal’ın batıyla bütünleşebilmek uğruna verdiği ödünleri sıralıyor.
SSCB ile ilişkilerin gelişmesi için ikili ticareti bir kaldıraç olarak kullandığını, ABD ile ilişkilerde ise tüm çabalarına karşın, ikili ticareti istenilen düzeye ulaştıramadığını hatırlatıyor. Özal’ın ABD ile ilişkilerde “daha az yardım, daha çok ticaret” politikasına ağırlık vermesine rağmen, ABD’nin Türk mallarına kota koyduğunu, bazı savunma yatırımları dışında ABD’li işadamlarının Türkiye’ye gelmekte çok da istekli davranmadıklarını vurguluyor. Ancak yine de 1980’lerde ABD kaynaklı yatırımların Türkiye’deki yabancı yatırımlar arasında ilk sırada olduğunu ifade ediyor. Kısacası Tuncer’in kitabı, AKP’nin Turgut Özal’a sıkça vurgu yaptığı, onun politik varisi olduğunu dillendirdiği bir ortamda, o dönemin dış politikasının fotoğrafını çekerek, başarısızlıklarını sıralayarak, günümüz için de önemli ipuçları veriyor.

Kırım: Savaş ve Diplomasi 1853-1856
Hüner Tuncer
Tarihçi Kitabevi
152 s.













Özal’ın Dış Politikası
Hüner Tuncer
Kaynak Yayınları
152 s. 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.