1908 Devrimi’nde hakikat işçiliği-(TAMAMI)


Seyyit Nezir

Seyyit Nezir

Okunma 21 Temmuz 2012, 17:03

 

Kafkasya, Rumeli ve Ortadoğu üçgeni içindeki Anadolu toplumlarını Turgut Uyar’ın “kan sızıyor bir halkın dinmeyen uğultusundan” dizesi ne kadar da etkili anlatır. Dizedeki “kan, -kın, din-, -dan, sı-, -su-, -yor, bir” sesleri yapıdaki sertliği yoğuran tarihsel koşulların nasıl da arı kovanından farksız bir coğrafyada sürekli kanla mayalandığını anlamın ezgiye dönüşmesiyle insana biteviye taşır. En sondaki “uğultusundan” sözcüğü yaşamın örgüsünde birbirine eklenmekle kalmayıp iç içe geçen ipekle kınnabın dokudaki katı ve yumuşak ilmeklerine gizlenen suskun gürültünün sürekliliğini pekiştirir.

Cemal Süreya’nın “Kısa Türkiye Tarihi” işte bu duyarlıkla bitiştiğinde daha da derinleşir:

Şelaleye
Düşmüştür
Zeytinin dali;
Celaliyim
Celalisin
Celali.

 

Osmanlı toplum yapısından 1908 Temmuz Devrimi’nin nasıl olup da çıkabildiğini anlamaya çalışırken yolumuzu bu dizelerin gizemli mum ışığıyla güpegündüz aydınlatabiliriz.

1908 Devrimi’nde hakikat işçiliği

Baba devletin malını yemeyeni kâfir ilan eden, soğanın cücüğünde kendini, kabuğunda aydını gören dini bütün bir halkın kalıplardan mürekkep, iyi niyetli vicdanı olarak Jöntürk’ün tüm Osmanlı ülkesinde acının kanlı coğrafyasını umudun özgürlük tarihine açtığı gün: 10 Temmuz 1324 / 23 Temmuz 1908...

Halkın güdü ve yönelimleriyle aydınlarınki arasında temelde fark yoktur; araç, nesne ve konumların yer ve biçim olarak ayrılığına kapılan, ilgilerin kaynağı ve ereğinin tekliğini de gözden kaçırır. İş; cücükle kabuk arasındaki katları, aralığı, serüveni, sonu ve yeni başlangıçlara adım atmada sabırlı ya da tez canlı davranma yeteneğinin belirdiği süreci iyi gözleyip mührünü karar anına yordamınca vurabilmektedir. Uzun karanlığın ardından, 1906-08 arası vergi ve halk ayaklanmaları ile asker isyanları tam da Nâzım’ın tanımladığı o görkemli “şafak vakti”nde buluşur:

bir şafak vakti karanlığın kenarından

onlar ağır ellerini toprağa basıp

doğruldukları zaman.

Tarihin kaç bin yıllık kader oklarından elbette birisi ondaki doğurma yeteneğini döllemeyi er geç başaracak, vakti saati geldiğinde doğum en az sancı ve kan kaybıyla, sezaryenle gerçekleştirilecekti.

Devrim’in aşkın hukuku ve üçüncü bilinç

Devrim’in hukuku sultanın sultasını, onu oluşturan koşulları ortadan kaldırıp egemenliği halka açmakla yükümlüydü. 31 Mart 1325 (13 Nisan 1909) günü, çocuğu halâ şeriatla kundaklama ahmaklığı sonrasında Hareket Ordusu’nun sağladığı demokratik ortamda Meclis’in aralıksız yürüttüğü çalışmalar 21 Ağustos’ta sonuçlanıyor: 21 maddenin değişmesi, bir maddenin kaldırılması ve üç yeni maddenin eklenmesiyle Kanun-i Esasi’de köklü değişikliğe gidiliyor; “Meclis-i Mebusan’ın en yüksek kurum olduğu” ilkesi, ulusal meclise dayalı yönetim tarzının kurucu ilkesini oluşturuyordu. Devrimin siyasal ve askerî başarılarının ekonomik programla tamamlanması yönünde en önemli aşama da gerçekleştirilmiş, devrim, artık yeni bir anayasayla, 1909 Anayasası’yla anayasal hukukunu kurmuştur.

Yusuf Akçura, ölen Osmanlı’yı yaşatma girişimi olarak İslâmcılık karşısına Türkçülük öğretisini koyduğunda onun Cumhuriyetçiliğe evrimini somut bir adlandırmayla öngörmemişti; ama modern Türkiye’yi 1905’ten başlayarak satranç kafasıyla tasarlama ve toplumsal güçleri tarihsel akış içinde sırasıyla eyleme sokarak bütün bir yapıyı kuvveden fiile taşıma bilinci, 1908 Devrimi’nin henüz açığa çıkmamış enerjisiyle yüklü üçüncü bilinç olarak, Mustafa Kemal’in hakikat işçiliğiyle oluşmaktaydı.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.