Türkiye’de Batı müziğinin tarihi

Türkiye’ye ilk müzik aletlerinin girişi... Harbiyelilerin caza katkısı... Cumhuriyet’in ilk yıllarında müzik... 1960’lar ve 1970’lerde Türkiye’de rock... Erol Büyükburç’a veda...

Türkiye’de Batı müziğinin tarihi
15 Mart 2015 Pazar 14:10

Doç. Dr. Özlem Kumrular - Dr. Mehmet Perinçek

Ülkemizde Rock’n Roll’un kralı Erol Büyükburç’a veda ettiğimiz günlerde Erkin Güven Erkal’la Türkiye’de caz ve rock müziğinin tarihini ve kaybettiğimiz usta sanatçıyı konuştuk. 

BEYAZ RUSLARIN VE İŞGALİN ETKİSİ 

- Cazın Türkiye’ye ilk girişi nasıl oluyor? 

Bizim buralarda eğlence ve müzik hayatını değiştiren iki önemli olay, Ekim Devrimi’nin ardından İstanbul’a Beyaz Rusların gelmesi ve İstanbul’un işgalidir. Rusya’nın varlıklı ailelerine mensup, sanatçı kimlikli birçok mülteci şehre gelmiş. Aralarında bulunan çok sayıdaki müzisyen bir anda yoksullukla karşı karşıya kalınca, İstanbul’da ucuz ve yetenekli bir iş gücü potansiyeli oluşturmuşlar. Hatta içlerinden Kolya Yakovlev adlı bir piyanist, İstanbul’da mütareke sırasında kurulan ilk caz band kuartetinde yer almış. 

Diğer yandan mütarekeyle birlikte, özellikle Fransız asker ve subaylarının eğlence ve sosyal hayata katılmasıyla Beyoğlu’nun bulunduğu bölge iyice renklenmiş. Bu liman şehrinde ortam çeşitli milletlerden ve renklerden insanlarla kısa sürede New Orleans’a dönmüş. 

- “Zenci velvelesi” deniyor caza, değil mi? 

30’larda yurtdışından siyahi müzisyenlerin caz bandları geliyor. Zaten caz, Batı’nın tangır tungur müziği olarak görülüyor. Bunun üzerine bir de “zenciler” gözükünce ortalıkta, halk caza “zenci velvelesi” demeye başlıyor. 

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ’NDEN ARMSTRONG KONSERİ 

- Sonraki süreç nasıl gelişiyor? 

1947’de ülkemize gelmeye başlayan “Marshall Yardımı”, bir yanıyla ABD’nin önden promosyon amaçlı ürünleri halkımızla tanıştırıp, ardından da ticari bağ kurması üzerine gelişen bir pazarlama hareketiydi. Bu hareket sırasında ABD kendi kültür ve beğenilerini sinema ve müzik üzerinden de aktardı. 60’lı yıllara kadar Hollywood filmleri, ABD Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile ülkemize gelmiş. Tabii Bakanlığın onaylamadığı filmleri de izleyememişiz. Mesela Elvis Presley’in ilk filmleri ABD gençliğini iyi yansıtmıyor diye bir süre buralara gelmemiş.  

50’lerin ortasından itibaren Louis Armstrong, Dizzy Gillespie, Quincy Jones, Duke Ellington ve Dave Brubeck yine ABD sponsorluğunda şöhretlerinin zirvesindeyken buraya gelen sanatçılar arasında. Hatta Louis Armstrong konserini, İstanbul Vergi Dairesi düzenliyor. ABD askerlerinin gelmesi de etkili oluyor. 50’lerde askeri orkestralar, repertuarlarında rock’n roll parçaların yer aldığı konserler vermiş. Ayrıca İncirlik Hava Üssü’nde görevli askerler yanlarında getirdikleri çok sayıda plak, pikap, gitar ve dergi gibi eşyalarını geri taşımaktansa Adana’da bu konuda bir “ikinci el pazar” oluşmasına neden olmuşlar. 

- O dönemde notaların özel bir değeri var... 

Bu 1930’lu yılların ilginç bir hikâyesi. Avrupa’dan gelen kimi orkestralar için orijinal basım notaların önemi büyük. Bunları o zaman parayla alarak eser sahibine bir ödeme gönderebiliyorlarmış. Bir nevi telif ödeme sistemi yani. İstanbul’a gelen orkestralar, bulundukları mekanda bir odaya enstrüman ve bu notalarını bırakırmış. Bazı iyi niyetli (!) mekân sahipleri de bu notaları geceleri kopyalasınlar diye odayı açıp notaları müzisyenlere verir, ardından da tekrar yerine aynen bırakırmış. 

SAVARONA YATIYLA GELEN “CERYANLI” GİTAR 

- Savarona yatının da önemli bir katkısı var... 

Atatürk’ün sağlık durumu ağırlaşmadan, en güzel 6 haftasını yaşadığı Savarona yatı, 1951 yılında Deniz Harp Okulu’na devredilmiş. Öğrencilerle o dönem sık sık Avrupa kıyılarına giden yatın 1959’daki bir seferinde o okulun öğrencileri tarafından kurulan müzik grubundan bir eleman, Ersin Yüce de yer almış. Ersin Yüce, Stockholm’de kaldıkları birkaç gün içerisinde kentin büyük bir müzik mağazasını görmüş. Bu mağazada beğendiği “yaprak kasa”, Hohner marka bir gitarı 19,5 Sterlin karşılığında satın alıp yine Savarona’yla Heybeliada’ya dönmüş. 

- İlk Türkçe sözlü Rock? 

1962’de Barış Manço’nun “Çıt Çıt Twist” parçasının yer aldığı plak bu alanda ilk. 10 yıl öncesinde ise country tarzında “Çiftliğim” adlı bir çalışmanın da Celal İnce’nin sesinden 1952’de taş plak olarak çıktığını not düşelim. 

YA SOL MAJÖR, YA SOL DEVRİM” 

- 1968 hareketinin Türk Rock’ına etkisi? 

Kısa sürede etkisini göstermiş. Zaten “Anadolu rock” ilhamını kırsal kesimden ve orada yaşayanların hayat hikâyelerinden alan bir tür. Başta Cem Karaca olmak üzere müzikte hedefini bu insanların yaşadıkları zorluklara çevirmiş. Apaşlar grubuyla kopuş da böyle başlamış. Mehmet Soyarslan’la “ya sol majör, ya sol devrim” diyerek yolları ayırmak durumuna gelmişler. 

- Farklı meslek gruplarından gelmiş müzisyenler kimler? 

Tek mesleği müzisyen olarak yaşayanların sayısı en başından beri pek fazla değil. Bu topraklara ilk saksofonu getiren Leon Avigdor aslında İETT’de bir memur. Kurumun müdürü bir gün onu çalarken görünce müziği bırakmak zorunda kalmış. Fikret Kızılok da aslında diş hekimiymiş. Bir ara muayenehane açmış ama 80’li yıllarda burayı Bülent Ortaçgil’le Çekirdek Sanatevi’ne dönüştürmüş. Yakın tarihten Devil’in gitaristi Ercan Birol fırıncıydı. Ankaralı çok ünlü bir grindcore grubunun davulcusu çok uluslu ve iktidara yakın bir şirkette hâlâ mühendis. Adını vermiyorum. Adamı her cuma “hadi muhterem namaza” diye götürmeye çalışıyorlar. 

MEHTER TAKIMINDAN DÜNYA MARKASINA 400 YILLIK TARİH 

- Dünyaca meşhur Zildjian zilleri bu topraklardan gitme, değil mi? 

Bu yaklaşık 400 yıllık uzun bir hikâye. Zilciyanların dedesi I. Avedis, Ermeni asıllı Trabzonlu bir kalaycı ustası. 1620’lerde kazan yaparken simyaya ilgi duyarak altın yapmaya kalkışır. Altını bulamaz ama zilcilik serüveni böyle başlar. Bu ziller, Yeniçeri mehterleri, saray düğünleri ve dini bayram törenlerinin vazgeçilmez bir unsuru olur. II. Mahmut, bu gelişme üzerine I. Avedis’eZilyapanoğlu” anlamına gelen “Zilciyan” soyadını ve 80 altın para ödülü verir. Saraydan destek gören Avedis, İstanbul’a taşınır ve IV. Murat’ın Samatya’da kendisine verdiği atölyede üretime başlar. II. Avedis, bu mirası, ülke sınırları dışına taşır. Ziller, çağın besteci ve büyük orkestralarınca tercih edilir, ödüller alır. Ancak Osmanlı’nın içerisindeki karışıklıklar yüzünden 1909’da Aram, bir süre Bükreş’e gitmek zorunda kalır. İstanbul’a dönen Aram, 1927’de aile şirketlerinin devamının sağlanması gerekliliğini anlatan bir mektubu yazarak III. Avedis’e gönderir.  

Bu arada ABD’ye yerleşip şeker fabrikası sahibi olan III. Avedis, bu işin başına geçmeyi hiç düşünmemektedir. Aram’ı oraya çağırır. Aram, ABD’ye gider ve Massachusetts’ta atölyeyi kurar. Caz müziğin yükselişiyle artık marka, ABD ve tüm dünyada “Zildjian” olarak tanınır. Bu arada Türkiye’den gitmek istemeyen ve şartlar ne olursa olsun üretimi burada sürdürmek isteyen Vahan ve Mikael Zilciyan Samatya’dan ayrılmaz. Ama 1942’de çıkan “Varlık Vergisi”nin hışmına uğrarlar. Bundan sonra üretim, sadece Zildjian adı altında ABD’de devam etmiş. Firma 60’lı yıllarda, zillerinin Beatles grubu tarafından tercih edilmesiyle büyük bir yükseliş sürecine girmiş. Zildjian, günümüzde dünyanın en büyük üç markası arasındadır. Zilciyanların yetiştirdiği ustalardan birisinin çocukları, “İstanbul” zillerini ve bir alt markası olan “Alchemy” serisini üretmektedir. Halen Türkiye’de üretilen el yapımı ziller, dünyaca ünlü davulcular tarafından tercih edilmektedir. 

GALİBA PAŞA ALATURKA MÜZİĞİN YASAKLANMASINI İSTİYOR” 

Batılılaşma paniği başlayınca klasik Batı müziğinin öne çıkması için canla başla uğraş başlamış. Kimilerinin ne kadar batılı olduğunu göstermek istemesiyle de halkın içinden çıkıp gelen birçok müzik bundan olumsuz etkilenmiş. Cumhuriyet gazetesi ile Müzik ve Sanat Hareketleri dergisi eleştirel yazılar yayımlamış, Türkiye’de müziğin nasıl olması gerektiği konusunda doğrudan yönetimlere hitaben yazılar basmış. Kasım 1934’de Meclis’in açılış konuşmasında, Mustafa Kemal’in tutanaklara şu sözleri geçer: 

“Arkadaşlar, güzel sanatların hepsinde ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu, yapılmaktadır. Ancak bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk musikisidir. (alkışlar). Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir. Bugün dinletmeğe yeltenilen musiki, yüz ağartacak derecede olmaktan çok uzaktır. Bunu açıkça bilmeliyiz. (alkışlar). Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu düzeyde Türk ulusal musikisi yükselebilir, beynelmilel musikide yerini alabilir. Kültür Bakanlığı’nın buna değerince özen vermesini, kamunun da bunda ona yardımcı olmasını dilerim.”  

Konuşma sonrası, Basın Yayın Genel Müdürü Vedat Nedim (Tör) Bey, İçişleri Bakanı Şükrü (Kaya) Bey’e gider ve “Galiba paşa alaturka müziğin yasaklanmasını istiyor” der. İçişleri Bakanlığı, 2 Kasım 1934’de alaturka müziğinin yasaklandığını, gazino ve radyolarda çalınmayacağını açıklar. Bir “musikişinas” olduğu bilinen Mustafa Kemal’in sözlerindeki amacın yasaklamak değil, geliştirmek olduğu, kısa bir süre sonra anlaşılacaktır. Ancak uygulamanın neden olacağı bazı sonuçlar uzun süre ilginç gelişmelere yol açacaktır. 

EROL BÜYÜKBURÇ’A SAYGIYLA 

1950’lerin ilk yarısı içinde ABD’de rock’n roll, cazdan da alacağı etkileşimlerle doğmaya hazırlanırken gelişmeleri burada da takip eden sanatçılar vardı. İsmet Sıral, İbrahim Solmaz, İlham Gencer ve Celal İnce gibi isimler bu değişimin tam arifesinde sahnelerimizde parlayan yıldızlar oldu. 1954 yılında bu yıldızların hayranı Erol Büyükburç, henüz bir lise öğrencisiyken İsmet Sıral orkestrasında solist oldu ve Caddebostan Gazinosu’nda sahneye çıktı. Dikkatleri üstüne çeken genç sanatçı 1960 yılında İlham Gencer’in Çatı adlı kulübünde söylemeye başladı. Yıldız olma sırası artık Erol Büyükburç’taydı. 1961 yılında ilk 78’lik taş plağında idolü olan Elvis Presley’in seslendirdiği “Its Now or Never” şarkısını söyledi. Aynı yıl içinde yapımcısını ikna ederek bir diğer 78’lik plağında kendi bestesi “Little Lucy”i kaydetti. 

60 ve 70’li yıllarda Türkçe sözlü pop müziğin en büyük isimlerinden olan Erol Büyükburç, şarkılarını seslendirdiği birçok Yeşilçam filminde başrolde yer aldı. Bu filmlerin çoğunun yapımcısı, yine ülkemizde ilk büyük caz orkestralarından birisini kuran eski dostu Hulki Saner oldu. 80’li yıllarda kurduğu orkestralarda Metin Özülkü ve Devil’in solisti Sabahattin Taşdöğen gibi isimler yer almıştır. 



İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.