Prof. Dr. Mahir Aydın’la Osmanlı’da kaleler...

Prof. Dr. Mahir Aydın’la Osmanlı’da kaleler...
04 Ocak 2015 Pazar 09:26

Doç. Dr. Özlem Kumrular / Dr. Mehmet Perinçek

İSTANBUL  Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahir Aydın’la Osmanlı İmparatorluğu’nda kaleler üzerine söyleştik. Bu konu üzerine birçok çalışması bulunan Aydın, son olarak da bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan Vidin Kalesi üzerine bir kitap hazırladı. Daha yayımlanmamış olan bizlerle paylaştığı yeni çalışmasından hareketle kaleleri askeriyeden toplumsal hayata kadar farklı yönleriyle konuştuk.

TUNA NEHRİ’NİN İNCİSİ

- Kaleler Osmanlı İmparatorluğu’nda önemli bir yer tutuyor. Kaç çeşit, ne tür kaleler var?

Kale ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda Osmanlı’nın iki büyük cephesi var: Batıda Avusturya cephesi, doğuda İran cephesi. Batıdaki Avusturya cephesinde en büyük kale Belgrad Kalesi, doğuda İran cephesinde ise Bağdat Kalesi. 1718’de Belgrad Avusturya’nın eline geçince Osmanlı bütün kalelerini elden geçiriyor. Elden geçirildiği zaman yapılan en büyük kale ise Vidin. Bu kale “kalelerin en büyüğü”, hatta “kalelerin kürsüsü” olarak değerlendiriliyor. Yoksa batısında Belgrad’ın bulunduğu dönemde Vidin Kalesi, midyenin bir kum tanesini içinde sakladığı gibi Tuna Nehri’nin adeta incisi olacak yapıda.

- Vidin Kalesi’nin jeostratejik konumu da çok önemli değil mi? Osmanlı’nın bütün Avrupa seferlerinde takip ettiği yol üzerinde.

Tabii ki. Hatta Balkan topraklarının tam ortasında olduğunu da belirtebiliriz. Aynı zamanda uluslararası bir suyolu olan ve yaklaşık on kadar ülke dolaşan Tuna Nehri’nin de önemli bir dönemeç noktasında.

KALE DEMEK “ŞEHİRLEŞME” DEMEK

- Osmanlı’da kalenin yeri nedir?

Kale demek “şehirleşme” demek. İstanbul sur içindeydi. O dönemin terminolojisiyle “duvar”. Askeri birlikler kalede yaşıyorlar, ayrıca bu askerler evlenince onların aileleri ve daha sonra gelenler de kalenin sivil kısmını oluşturuyor. Her kalenin surlarının dışında sivil halkın yaşadığı bir varoş kısmı var. Kalenin tabyasından atılan topun düştüğü yere kadar olan bölüme “top altı” deniliyor. Varoşu olmayan kalede asker durmuyor. Savaş dışı zamanlarını nasıl geçireceklerdi. Yiyecek alacak, gidip sohbet edecek mekânlar gerekliydi. Asker sivil birlikte yaşıyorlar ve birbirlerini besliyorlar. Herkes kendi içinde bir komün.

DUVAR, HENDEK VE TABYA

TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU

İstanbul Üniversitesi’nde 5-7 Ocak 2015 tarihlerinde “19.-20. Yüzyıllarda Türk-Ermeni İlişkileri: Kaynaşma-Kırgınlık-Ayrılık-Yeni Arayışlar” adlı uluslararası bir sempozyum gerçekleştirilecek. Üç gün boyunca devam edecek olan sempozyuma Türkiye dışında Amerika, Azerbaycan, Polonya, Rusya gibi ülkelerden yerli ve yabancı 74 akademisyen katılacak. Sempozyum programı çerçevesinde Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, Ermeni bestekârların Türkçe eserlerini de seslendirecek.

Sunulacak tebliğlerden bazıları şöyle: Başrahip Tatul Anuşyan - Osmanlı’dan Bugüne Ermeni Milleti ve Patrikhane, Prof. Dr. Mahir Aydın - Devlete Başkaldırının Panoraması: 1893 Ermeni

 Ayaklanması, Prof. Dr. M. Hakan Yavuz - Ermeni-Osmanlı İlişkilerinin Balkan Kökenleri: Etnik Temizlik ve Siyasi Korkular, Prof. Dr. Mustafa Çolak - Alman Diplomatik Belgelerinde Talat Paşa’nın Ermenilerin Tehcir Edilmesindeki Rolü, Dr. Mehmet Perinçek -Birinci Dünya Savaşı’nda Çarlık Askeri Mahkemelerinin Tutanaklarında Ermeni Çetelerinin Katliam ve Yağma Politikası, Melih Duygulu - Türk-Ermeni İlişkilerinde Müziğin Rolü, Tal Buenos - Imperialism via the Church: The Anglo-American Utilization of Christianity to Influence the Ottoman-Armenian Conflict, Maxime Gauin - Strategic Threats and Hesitations: The Operations and Projects of Landing in Cilicia and the Ottoman Armenians (1914-1917).

- Peki kaleyi oluşturan unsurlar nelerdir?

Kale ilk önce aşılamayacak bir duvar demektir. İki kişi birbirinin omuzuna çıksa aşamayacağı. 6 metre diyelim. Kalınlığı da top güllesinin yıkamayacağı kadar olmalı. 3-4 metre. Kale ikinci anlamda hendek demektir. Yaklaşılmaması için. Bunlar kazıldığı için duvarları daha da yükseltiyor. Yalnız bu kanallar su dolu değil. Yanlış algılanıyor. Öyle yerlerde kaleler var ki oraya su çıkarmak inşaat zamanında bile çok zor. En sıkıntılı şey sudur. Üçüncü olarak tabya dediğimiz topların namlularının çıkış yapacağı kadar mazgallar var. Ve bir de insanların girip çıkacağı kapılar. Kol gücüyle açılan kapılar değil. 5 metre genişliğinde 3 metre yüksekliğinde meşeden üstü perçinli.

İSTANBUL KAPILARI

- Bu kapılar baktığı yöndeki şehirlerinin ismi ile anılıyor değil mi?

Evet, açıldığı yöndeki yerleşim biriminin adıyla anılıyor. Fakat İstanbul adı sonradan veriliyor. Fetih dönemi bitip de ileriye akın yapılamadığı, artık savunmaya geçildiği zaman bir sıkıntı halinde yüzünü dönüp sığınabileceği başkent olunca her kalenin İstanbul’a bakan kapısının adı İstanbul oluyor.

Kale lahana gibidir. Bir de iç kale var. İç kale son savunma yeridir. En sonra oraya çekilinir, orada son mücadele verilir. Olmadı cephanelik, barut deposu ateşe verilir, hep beraber havaya uçulur. Orası narin kale olarak adlandırılır.

YERİN ALTINDAKİ DÜNYA

- Kalelerin altına tünel kazarak girme girişimlerini anlatır mısınız?

Humbaracılar ve lağımcılar günümüzün kanalizasyon işçileri olarak algılanıyor. Onun adı pis lağım çirkef lağım. Hotin Kalesi’nde 17 tane lağım vardı. Çok da eğilmeden, sürünmeye gerek kalmadan yürüyebileceği koridorlar söz konusu. Hatta belli yerlerde çalışma ofisi gibi geniş mekânlar var. Hem içerden dışarıya, hem dışardan içeriye ihtiyacı görüyor.

- Humbara kelimesi Farsçadan geliyor. “Küçük kutu” demekmiş. Kendisi de zaten demir ve barutla dolu küçük top, kutu.

İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Rumeli Hisarı’na geçerken dikkatle bakın. Kaldırım yükseldiği için onun da aşağısında pencereler var. Oradan eskiden toplar atış yapıyordu. Deniz seviyesine çok yakın bir boşluk açıldığı zaman suyun dolmasıyla gemi batıyor.

“OT DEYİP GEÇME”

- Vidin Kalesi’yle ilgili daha yayımlanmamış bir çalışmanız var...

Vidin, bugün Bulgaristan sınırları içinde. Belgrad elden çıkınca önem kazanıyor. Başka bir özelliği de Bulgaristan’ın Osmanlı eyaletleri içerisinde merkeze en yakın olması. Osmanlı coğrafyası içinde Bulgaristan kadar fetihlerle Türkleşmiş olan bir bölge yok. Nüfus yüzde 40’a 60 civarında.

Eflak için İstanbul’un kileri diyorlar. Tuna ve Vidin ise bunlardan sorumlu, tam bir trafik kavşağı. Bölgede çayırdan 500 arabalık ot çıkıyor. Ot deyip geçmeyelim. Silahlar bir şey istemiyor ama atlara ot lazım. Muazzam boyutlarda. I. Dünya Savaşı’nda cephaneden çok ot taşıdılar. Şaşılacak derecede ot harcaması var. Çayır bekçileri var, gece gelip tırpanlamasınlar diye.

- Atların ve çifte koşulacak hayvanların bir evden daha değerli olduğunu söylüyorsunuz...

At doru olur, ötekileri renktir. Ok akkavaktır, diğerleri çöptür. Şehir İstanbul’dur, ötekiler köydür. Türk süvaridir, ötekiler yüktür. Her yer şehir değil, her at at değil, diğer atlar sütçü beygiri muamelesi görüyor. Her asker de asker değil. Bu fark Osmanlı kurulduğu zaman Türkler lehineydi. Fatih Sultan Mehmet’e kadar diyebiliriz. Sonradan bilim Batı’nın kalelerine gitti.

PAŞALARI DAVA EDEN KADINLAR

- Vidin Kalesi’ndeki kadınların rolü ile ilgili bilgiler var mı?

Kadınlar sanıldığı gibi pasifize edilmiş, toplumdan uzak bir yaşam sürmüyor. Vidin’de Müslüman ve gayrimüslim olmak üzere ticaretin içinde pek çok kadın gördüm. Borç para veriyorlar, faaller.

- “Borç para” derken tefeciliği mi kast ediyorsunuz?

Tefecilik demeyelim, daha ziyade faizcilik.

- Para birikimleri nereden geliyor? Aileden mi?

Evet, aileden geliyor. Yeniçeriler artık evlenmeye başladıkları için bir önceki yüzyıldan beri bunu ekonomik olarak ranta çevirmeye çalışıyorlar. Söz gelimi kadının biri paşadan davacı oluyor. “Oğlum seninle birlikte gelirken başına bir hal geldi ve öldü. Ben seni İstanbul’a şikâyet edeceğim” diyor ve rahatlıkla şikâyet edebiliyor. Konu Divan-ı Hümayun’da görüşülüyor. Açıkça dilekçeler var. Paşa askeri yönden “Bu böyle” diyor ama onun sağlamasını kadı yapıyor.

KADILAR VE VLADİKALAR

- Kadı demişken “vladika”lara da girelim isterseniz, çünkü bu nüfus içerisinde gayrimüslimler de var. Ortodoksların başında “vladika”lar var.

Şehirde kadı var, kadı şer’i hukukun temsilcisi. Onun karşılığında kadının yetkilerinin daha genişine sahip olan “vladika” var. Vergi verirler, vergi alırlar. Osmanlı İmparatorluğu’nda çöküş biraz da ahlaki anlamda sıkıntılarla başlayacaktır. Bir defter sendromu söz konusu. İki yaprağı katlayıp defter olarak gösteriyor, ama her defterin gelişi ekstra vergi demek. Çift vergiler alınmaya başlanıyor. Ama toprak geliri az.

- Vidin Kalesi’nin içinde isyan oluyor mu?

İsyan olmuyor. Sıkıntılar oluyor. Kamp arası var. Herkes bıçakla, kılıçla geziyor. Yani devlet altı ayda bir halkın elindeki silahları topluyor.

İNCE DONANMA

İnce donanma, büyük sularda, denizlerde değil nehirde seyri sefer eden gemi grubuna verilen ad. Diğer bir adı da “su donanması”. İstanbul’dan yüklenilen ağır yük İstanbul Boğazı’ndan çıkıyor, Karadeniz’e açılıyor, oradan Tuna’ya giriyor. Denizde sorun yok, ama nehre girdiği zaman üç kulaçtan fazla derinlik yoksa orada gemi işlemiyor. Ya da bir yük, gemi üstünde otuz parçaya bölünmek zorunda suyun kaldırmasına göre eşit dağılsın diye. Bunların hepsi hesaplanıyor. Ayrıca ırmakların yönü, kaynağı da önemli.

‘KALEYE AYNI KAPIDAN GİRMEYİN!..’

Türkler kaleleri kendilerini hapseden bir engel olarak görüyorlar. Bir süre sonra değişmiş bu kavram. Hatta şöyle bir deyim vardır: “Kalenin aynı kapısından hep birlikte girmeyin. Suikasta uğrarsınız” diye.

Timur, kuşattığı zaman Sivas Kalesi’ni bir türlü alamıyor. Söz veriyorlar “kan dökmeyeceğiz” diye. Kan dökmüyorlar ama bütün muhafızları diri diri toprağa gömüyorlar. O yüzden Yıldırım Bayezid tutsak olduktan sonra bir çoban kaval çala çala koyunlarını götürürken şöyle diyor: “Çal bre çoban çal. Ertuğrul gibi oğlun mu öldü? Sivas gibi kalen mi yıkıldı.”

Doç. Dr. Özlem Kumrular / Dr. Mehmet Perinçek


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.