Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadın hareketleri ve hakları

Kadın hakları ne zaman gündeme geldi? İlk çıkan kadın dergileri, ilk kurulan dernekler, savaşlarda kadınlar... 1908 Devrimi ve Cumhuriyet kadınlara ne getirdi, kadınlar ne talep etti?

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadın hareketleri ve hakları
11 Ocak 2015 Pazar 09:03

Doç. Dr. Özlem Kumrular / Dr. Mehmet Perinçek
İSTANBUL Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi, aynı zamanda Üniversite’nin Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı olan Doç. Dr. Aynur Soydan Erdemir’le son yıllarda Türkiye’nin gündeminden inmeyen kadın haklarının tarihsel gelişimini konuştuk.

İLK HAK: EĞİTİM

- Osmanlı’da ilk kez kadın haklarının tartışılması hangi döneme denk geliyor?

Tanzimat sonrası. Avrupa’dan da çok geri olmadığını söyleyebiliriz. Kendi haklarının bilincinde olan kadınlar çok sınırlıydı. O haklardan ilki de eğitim hakkıydı. Batı’da da böyle olmuştu. Aslında Tanzimat eğitim hakkının erkek için bile yaygınlaşmadığı bir dönem. Ancak II. Meşrutiyet sonrasında kadınların biraz daha görünür, biraz daha kendi haklarının bilincinde olduklarını görüyoruz.

- Meşrutiyet’e gelmeden önceki süreçte kadınlar çalışma hayatı içerisinde

varlar mı?

Kadınların istisna da olsa çalışma hayatı var. Ticaret yapabildiğini, küçük üretimlerde bulunabildiklerini biliyoruz. Zaten tarlada çalışmaktalar. O dönemde Mecelle’de kadınların yeri ev, kuyu başı, mutfak ve avlu olarak tanımlanıyor. Esasen sanayileşmeyle birlikte yavaş yavaş kadınların iş hayatına katılımları gerçekleşecek. Buna paralel kadınlara yönelik yayınlar çıkmaya, bir takım dernekler kurulmaya başlıyor.

- II. Meşrutiyet’ten önce mi?

Sonrası yoğunlaşıyor, ama öncesinde de var. Bu derneklerin çoğu yardım dernekleri. İlk kadın gazetesi, 1868-1869 itibariyle çıkmaya başlıyor: Terakki-i Muhadderat. Daha sonra Hanımlara Mahsus Gazete var. II. Meşrutiyet öncesinde uzun süre çıkmış bir gazete bu. Önemli isimler var: Fatma Aliye, Emine Semiye.

İTTİHAT TERAKKİ’YE ÜYELİK

- Esas patlama 1908 Devrimi’yle olsa gerek...

O dönemde kadınlar artık eğitim hakkına kavuşmuşlar. Ancak bunu yeterli görmüyorlar. “Kadınların ilerlemesini kimden bekleyelim?” şeklinde sorular yöneltiyorlar. Bunu erkeklerden beklemeyeceklerini söylemeye başlıyorlar. Özgüven oluşmuş durumda. Diğer taraftan İttihat Terakki’nin ilerleme sürecine kadınlar da destek oluyor. Örneğin İttihat Terakki daha yasal değilken kadınların bir takım dernek işleri yaptığını biliyoruz. Mesela kıyafetleri sayesinde kendilerinden şüphelenilmeyeceği için mektup taşıyorlar. Ayrıca çeviri yapıyorlar. İttihat Terakki de onlara tüzükte üye olma şansı veriyor. Bugünkü anlamda olmasa da kadın kolları var.

MADENDE ÇARŞAFLA ÇALIŞILIR MI?

- 1908 Devrimi’nden sonra kadın dernekleri kuruluyor, pek çok yayın organları çıkıyor.  Ardından Balkan Savaşları ve Dünya Şavaşı’yla kadın hareketi bir ivme kazanıyor. Bu savaşların etkisi nedir?

Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı aslında Batı’da olduğu gibi kadınların erkeklerin yerini almasına neden oluyor.

- Erkek nüfus azalıyor tabii.

Evet. Gerekli bazı işleri kadınlar meşru bir şekilde yapmaya başlıyor. Sanayileşmenin gelişmesiyle birlikte tütün, kibrit ve tekstil fabrikalarında kadınların yoğun olarak çalıştığını görüyoruz. Hatta bazı kaynaklarda madenlerde bile kadınların çalıştığı belirtiliyor.

n Madene çarşafla inip çalışabilmesi mümkün değil tabii...

Bu, pek tabii kıyafetlere yansıyor. İşe uygun giysiler giymeye başlıyorlar. Bazı genelgelerde kadınların o süre içinde çarşaflarını çıkartabileceği belirtiliyor. Ne şekilde uygulandığı hakkında fazla bilgimiz yok. Daha sonra kadınları memur olarak kamu görevlerinde görmeye başlayacağız. Çalışma koşulları kıyafetin de dönüşümüne neden oluyor.

O dönemde çok büyük tartışmalar var. II. Meşrutiyet sonrasında Abdullah Cevdet’in de içinde bulunduğu İttihat çevresi, kadının kapalı olmasının onun hayata girememesine neden olduğunu belirtiyorlar. Fakat diğer yandan Sırat-ı Müstakim gibi İslamcı dergiler de aksini savunuyor. Her şeye rağmen hem modernleşmeci, hem de İslamcı kesim bu konuyu bir sorun olarak ele alıyor. Ama onun sınırları tartışılıyor.

KADINLARI ÇALIŞTIRMA DERNEĞİ

- I. Dünya Savaşı’nda Enver Paşa’nın eşiyle birlikte kurduğu bir dernek var...

Kadınları Çalıştırma Cemiyeti İslamiyesi. Aslında Enver Paşa’nın eşi Naciye Sultan tarafından kuruluyor, tabii Enver Paşa’nın desteği var. Kadınların savaş sırasında savaş malzemesi, üniforma, sargı bezi vb. üretmesi için kadınların istihdam edilmesi gerekiyor. Diğer taraftan bir nüfus politikası da var ve nüfusun artması gerekiyor.

- Dernek çocuk yapmayı mı teşvik ediyor?

Evet, evlenmeye teşvik ediyor. Kadınlar istihdam ediliyor, diğer taraftan da evlenmek zorunlu tutuluyor. Hatta gazetelere verilen ilanlarla eş bulunuyor.

CHP’DEN ÖNCE KURULAN KADIN PARTİSİ

­- İstiklâl Savaşı yıllarında kadınlar?

Faal olarak savaşta yer alıyorlar. Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinin kadın bölümleri, Asrî Kadınlar Cemiyeti gibi dernekler var. İstanbul’da düzenlenen büyük mitinglerde kadınların çok etkili olduğunu görüyoruz. Halide Edip, Şükufe Nihal, Münevver Sayime Hanımlar mitinglere öncülük yapmış isimler. Savaştan sonra kadınlar bu süreçte yer aldıklarını, ülkenin kurtuluşu için çalıştıklarını, dolayısıyla da bazı haklarının olduğunu söylemeye başlıyorlar.

1923 sonrasında ilk olarak Kadınlar Halk Fırkası bu amaçla kuruluyor. Neziye Muhiddin’in öncülüğündeki bu parti Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kurulmasından da önce. Fakat partinin kuruluşu onaylanmayınca, 1924’te Türk Kadın Birliği kuruluyor. Başta siyasal haklar talep etmeyi düşünüyorlar ve bunu 1927’de tüzüğe koyuyorlar. Zaten 1923 itibariyle bu konu konuşulmaya başlanmış. Mesela İzmit basın toplantısında Atatürk’e Halide Edip Hanım’ın milletvekili olup olamayacağı sorulunca Atatürk “Elbette, zamanı geldiğinde olacak. Ama şu anda konuştuğum bazı kişiler buna taraftar değiller” cevabını veriyor. Meclis’te de bir takım farklı görüşlerin olduğu anlaşılıyor.

SADAK’TAN KADINLARA MÜCADELE ÇAĞRISI

- Medeni Kanun süreci de önemli değil mi?

1923 itibariyle tartışılıyor. Fakat bir önceki süreci çok da değiştirmeyen bir düzenleme olduğu görülüyor ve bu basında rahatsızlık yaratıyor. Akşam gazetesinden Necmettin Sadak, “9 yaşındaki kızları evlendiren, 4 eş almaya izin veren, erkeklerin boşanma hakkını sınırlamayan yasaya nasıl karşı çıkmıyorsunuz? Hani siyasi fırkalar kurarak hayal peşinde koşan hanımlar? Niçin ses çıkarmıyorsunuz?” diyor. Bunun akabinde kadınlar harekete geçiyor ve o tasarı gündemden kalkıyor.

“SEN BAKAN BİLE OLMAZSIN”

- Daha İstiklâl Savaşı zamanında Tunalı Hilmi oy hakkını gündeme getiriyor. Bolşeviklikle, feministlikle suçlanıyor... 1930’larda o hak veriliyor ama tartışmaları daha eskiye dayanıyor.

1924’te Anayasa tartışmaları sırasında Recep Peker’in de kadınların da oy verebilmesi için bir talebi var. O “her Türk” ifadesinden bu maddenin kadınları da içerdiğini düşünüyor. Ama sonunda bunu “her Türk erkek”e çevirerek kadınların bu işin dışında kalmasına neden oluyorlar.

Ancak sonunda 1930 yılında kadınlar belediye seçimlerinde, 1933’te köy ihtiyar heyetlerinde muhtarlıklarda yer alıyorlar. 1934 itibariyle seçimlere katılabiliyorlar. 1935 seçiminde Meclis’e önce 17, daha sonra 1 kadın milletvekili giriyor ve sayı 18 oluyor. Yani yüzde 4.5 oranda. O dönemde kadınlar, İngiltere’de bile yüzde 2.5 temsil oranına sahip. Atatürk’ün 40 milletvekili önerdiğini biliyoruz. Şükrü Kaya’ya bunu söylediğinde Kaya bunun dengeler açısından uygun olmadığını belirtiyor. Atatürk “Eğer kadınlar kendi sayılarına göre milletvekili seçilebilme şansına sahip olursa, bir dahaki seçimlerde sen bakan bile olmazsın” cevabını veriyor.

İLK MESLEK: ÖĞRETMENLİK

Kadınlar, 1842’den itibaren eğitim hakkına yavaş yavaş kavuşmaya başlıyor. Başlangıç olarak Ebelik Mektebi’ne giriyorlar. 1870’te ise Dar-ül Muallimat (Kadın öğretmen okulu) kuruluyor. 1873’ten itibaren mezunlarını vermeye başlıyor. 1880’lerde ise kadınlar idareci konumdalar. Müfettiş kadınlar var. Batı’da da olduğu gibi öğretmenlik kadınlar için ilk mesleklerden biri.

BEKÂRLIK VERGİSİ

Osmanlı’nın son döneminde de, Cumhuriyetin ilk yıllarında da bir nüfus azlığı sorunu var. Bu sebeple bazı milletvekilleri insanları evlenmeye teşvik etmek için Bekârlık Vergisi alınması önerisinde bulunuyor. Çok tartışılıyor, fakat uygulamaya pek giremiyor. 1934 yılında bir kadın öncüye Bekârlık Vergisi ve Yol Vergisi hakkında ne düşündüğünü soruyorlar. O da Bekârlık Vergisi alınacaksa çalışan kadınlardan alınabileceğini, her türlü hakta eşitlik talep ettiklerini, ama çalışma olanakları sağlanmadığı için kadınların bunu veremeyeceklerini belirtiyor.

BASINDAN POLEMİKLER

1930 yılı Cumhuriyet gazetesinde “Cici Anne” imzalı enteresan bir köşe vardır. Sabiha Zekeriya Sertel hazırlıyor. Kadın-erkek ilişkilerini de inceliyor. Kadınların haklarına dair topluma aslında bir çeşit eğitim veriyor. Bir erkek okuyucu, evlilik nedeni olarak “Aylıksız, yıllıksız dört başı mamur kullanmak için evlendim” diyor. Sertel de “Hürriyet dağıtan Medeni Kanun içerisinde senin zihniyetinin hiç yeri kalmadı, oğlum. Yeni bir dönem başladı. Sen nerede geziyorsun?” cevabını veriyor.

Oy hakkı döneminde Mazhar Osman gazetede yazıyor: “Kadın fikirden ziyade hisle yaşayan bir yaratıktır. İhtiras ve infialatına yatkın. İradesi zayıf, aşırı hareketlere eğilimli, fizyolojikman pasif bir mahlûktur. Mahkûmiyetten, himayeden ve esaretten zevk alır.

Her zaman sinirleri bozulur. Dişinin işi sırf gebelik ve çocuğunu emzirmektir.

Eline iğne-iplik, hatta tava tencere daha çok yakışır, kucağına çocuk yakıştığı kadar.” Kadınlar Birliği, doğal olarak gösteriye dönüşen bir tepki veriyor. Asla izin vermeyeceklerini söylüyorlar.

Sertel kendi köşesinde şöyle bir değerlendirmede bulunuyor: “Bir muharrire göre 3 sınıf kadın var. Sevgili, gönül ağrısı; zevce, baş ağrısı; anne, kalp ağrısı. Muharrir arkadaşım bu üçünden de bıktığını söyledi. Ona 4. Sınıfı hatırlattım; fikir arkadaşı kadını. O hepsinden fena, o dimağ ağrısı dedi. Erkeği de böyle sınıflara ayırabiliriz.”


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.