Halil İnalcık’la Osmanlı idaresi üzerine: Sarayda “Kadınlar Saltanatı”

-BİTTİ- Özlem Kumrular - Mehmet Perinçek

Halil İnalcık’la Osmanlı idaresi üzerine: Sarayda “Kadınlar Saltanatı”
04 Kasım 2014 Salı 04:55

zamantrenikadin

Prof. Dr. Halil İnalcık’la Osmanlı arşivlerinden çıkardığı başta layihalar ve telhisler olmak üzere birinci dereceden kaynaklarla çizdiği Osmanlı’nın çöküş portresini konuşmaya devam ediyoruz.
- Divân’ın işleyiş sürecinde güç dağılımı nasıl?
Veziriazam, “Vekîl-i Saltanat” sayılır. Padişahın tam iktidarı elinde tuttuğu günlerde Divân-i Hümâyun sarayın divan kısmında toplanırdı. Padişah, eskiden bu toplantılara başkanlık ederdi. Tüm işler onun huzurunda görüşülürdü. Fakat sonradan sultanlar, Divân Hümâyun’u veziriazam başkanlığında vezirlere bıraktılar. Kendileri sarayda kaldılar ve Divân üzerinde perdeli bir pencerenin arkasında daima hazırmış gibi bulundular. Divân görüşmelerini istedikleri zaman gelip dinliyorlardı.
Devlete ait bütün tasarruflar, veziriazâm kontrolündedir. Ancak, bazı yetkileri padişah kendisinde tutmuştur. Mesela veziriazam bir vezirin idamına karar verdiği zaman mutlaka padişahın emrini almak zorundadır. Divan veziriazam, ikinci vezir, üçüncü vezir, dördüncü vezir, kadıaskerler, Rumeli-Anadolu kadıaskerleri ve nişancıdan oluşur. Divan karar verdikten sonra arz odasına gidilir. Padişah’a arz odasında divan kararları arz olunur. Son karar padişahındır.

- Padişah’ın son karar mercii olması geleneğinin kaybedilmesi nasıl gelişiyor imparatorlukta?
17. yüzyılda Divân kararları Valide Sultanlara arz olunuyor. Tahta çıkan sultanların çocuk olması sebebiyle, çocuk padişah adına valide sultan divandan gelen arz üzerine kararını yazıyor. Valide Sultan Kösem, “Arslanım” diye andığı oğlu adına arz üzerine eliyle kararı yazıyor. Padişah’ın doğrudan doğruya son karar mercii olmasının terki usulü böyle başlıyor. Kösem Sultan’ın, Sultan Murad’ın çocukluğundaki telhislere emirlerini saray arşivinden çıkardık. Kitabımızda yayınladık.

'KAFES SİSTEMİ, ŞEHZADELERİN DIŞ DÜNYAYLA İLİŞKİSİ KESMİŞTİR'

- Kafes Sistemi, çöküşün başlangıcındaki etkin sebeplerden…
Çocuk sultanlar valideleri tarafından Kafes’ten alınıp tahta çıkarılır oldu. Kafes şudur: Şehzade bir daireye yerleştirilir, yanına 2-3 cariye verilir, mutfağı falan vardır. Fakat dış dünya ile ilişkisi kesilmiştir. Bazı şehzadeler idama götürülüyor korkusuyla padişahlıktan vazgeçmeye kalkmışlardır. “Ben saltanat istemiyorum”, diye direnmiştir.
- Ekberiyyet sistemi, yani en büyük şehzadenin geçmesi de böyle başlıyor.
I. Ahmed’den önce bütün şehzadeler sancaklara gönderilirdi. Her biri ayrı bir sancağa. Aralarında mücadele oluyordu. I. Mustafa’nın tahta gelmesi, padişah otoritesinin kaybolmasında başka bir merhaledir. Fakat diğer taraftan Mustafa amca olduğu için eski saltanatın babadan oğula geçmesi prensibi de bertaraf edilmiş oluyor. Zamanla hanedanın en yaşlı üyesinin tahta gelmesi usulü ekberiyet kuralı yerleşecektir.

'YENİÇERİ OCAĞI, YENİ İKTİDAR MERKEZİ OLDU'

- II. Osman ise trajik sonuçla karşılacak…
Mustafa’dan sonra gelen sultan II. Osman gençti, yaşı 20’nin altındaydı. Ayaklanan yeniçeriler tarafından feci şekilde katledildi. Saltanatın yeniçerilerce kararlaştırılması, I. Selim zamanına kadar gider. O, babası II. Bayezid’i tahttan indirirken yeniçerileri kullandı. Onlara ulûfelerini yükselteceği vaadiyle Korkut’u ve Ahmed’i bertaraf etti. Yeniçeriler Osman’dan sonra tekrar Mustafa’yı tahta getiriyorlar, onun da idare edemediğini, devlet kararlarını cariyelere danışarak aldığını görüyorlar.
Yeniçeri Ocağı, yeni iktidar merkezi haline geliyor. Yeniçeri tahakkümünü meşrulaştıran ikinci büyük otorite kaynağı olarak Şeyhülislam’ı görüyoruz. İktidarı, devlet işlerinde son kararı veren Valide Sultan yeniçeri ile işbirliği yapıyor. Valide Sultan, yeniçeri ve ulema ile anlaşarak padişah otoritesini fiilen elde ediyor. Bu özellik Kösem zamanında yerleşiyor. Osmanlı padişahı tipi artık fiilen ortadan kalkıyor. Yüksek iktidarı belirleyen güç Valide Sultan, Yeniçeri Ocağı ile ulema oluyor. Köprülü Mehmed, tüm iktidarı veziriazam kapısında merkezileştirdi. 1656’ya kadar devlet iktidarı böyle bir grubun eline geçmiş bulunuyor.

'KÖSEM SULTAN, PADİŞAH ROLÜNÜ ÜSLENMEK İSTEDİ'
- Şeyhülislam’ın da Valide Sultan’ın etkisi altına girmesi başka bir boyut getirecek çöküşe.
Valide Sultan, şeyhülislamların tayininde, azlinde önemli rol oynuyor. Saray’ın iktidarını yürütmesi için kendine bağlı olan bir Şeyhülislam tayin etmesi çok önemliydi. Mustafa’dan sonra Divân-ı Hümâyun’un arzlarını tasdik eden devletin önemli işleri hakkında yapılan arzları okuyup karar veren Kösem Sultan oldu. Kösem, özellikle oğlu IV. Murad’ın tahta geçişiyle tam iktidara sahip oldu. Hatta bir ara, Divân-ı Hümâyun kararlarının padişaha arz edildiği Arz Odası’nda hazır bulunmak istedi. Yani tam manasıyla padişah rolünü üslenmek istedi. Veziriazam “bu kanuna aykırıdır” diyerek güçlükle önledi bunu.
- Kösem Sulta, Milos’tan geliyor, Kiklat takımadalarından.
Kösem’in aslı Rum. Memleketinde küçükten Türkçe öğrenmiş olmalı. Öteki valide sultanlar gibi değil, Türkçe biliyor. Kendisine divan kararları veziriazam tarafından doğrudan bir telhisle arz ediliyor. O, arz üzerine padişah adına Hatt-i Hümâyun yazıyor. Kendisine yapılan arzlardan başka kendisi de doğrudan bir i’lâm ile emir verebiliyor. IV. Mehmed’in validesi Turhan Sultan o kadar yetenekli değildi. Diğer valide sultanlar haremde yetişmiş, devlet işlerinden anlamayan kadınlar. Fakat Kösem Sultan onlardan farklı olarak devlet işlerini biliyor. Mesela Yemen’de bir isyan çıkmış; ona arz ediliyor. “Yemen giderse, Mekke-Medine de tehlikeye girer, Yemen kapısıdır”, diyor.
- Sonraki dönemlerde gücü nasıl kullanıyor Kösem?
Kösem Sultan’ın devlet içindeki bu faaliyeti I. İbrahim zamanında devam ediyor. İbrahim onu sürgüne göndermek istiyor. O da yeniçeri ocağıyla işbirliği yapıyor. Sarayda son kararı Kösem veriyor, dışarıda büyük kuvvet, Yeniçeri Ocak ağalarıdır. Kösem işbirliği yapıyor. II. Osman’ın katli üzerine Anadolu’da büyük bir isyan başlıyor: Abaza Mehmed Paşa isyanı. Bağdad, Şah tarafından alınmış; Kösem Sultan, bu sorunla karşı karşıya. Küttâb, bürokratlar bir kadının padişahlık otoritesini kullanmasını iyi karşılamıyor. Bunu layihalardan, vakayinamelerden anlıyoruz. Son karar aslında Kösem’dendir. Küttâb onu zikretmez. Vakayinameler bürokratların yazdığı eserlerdir. Bürokratlar onu tanımak istemiyor. Ve tagallüb kelimesini kullanıyorlar.
Tagallüb demek, haksız tahakküm demektir. Yani hakkı olmadan bir şeyi zorla ele geçirmesi demek. Kösem’in yeniçeri ile işbirliği, Sultan İbrahim’in katliyle gerçekleşiyor. Kösem eskiden yeniçeri ağası olmuş üç Ocak Ağası ile ittifak yapıyor. İktidar bu cuntanın eline geçiyor. Onların arasından birisini, Kara Murat’ı Kösem veziriazam yapıyor. Murad, cahil bir adam, devlet işlerini pek beceremiyor. Cunta 1648-1651 döneminde hâkimdir. Halk ayaklanması ve Kösem’in katliyle cunta devri sona eriyor. Bu devirde yeniçeri ağaları, Kösem ile yüksek iktidar sahibidir.
ÇOCUK SULTANLAR VE KAFES SİSTEMİ

Sultanların iktidarsız durumu 17. Yüzyıl Osmanlı tarihini açıklar. Mustafa vardı, zayıf akıllı bir adamdı. II. Osman geleneği değiştirmek istedi, yeniçeri zorbalığına karşı çıktı. Fakat o da kafasını kaybetti, ondan sonra yine çocuk sultanlar geldi. IV. Murat tahta çıktığı zaman çocuktu. Çocuk da olsa sultan sultandır. Yüksek iktidarı çocuk temsil ediyor, yani valide asla hükümdar yerine geçemiyor. Çocuk Sultan yerine validesi hükümet işlerini üzerine alıyor.
Sultan adına Kösem vezirlerin telhislerini alıyor. Çocuk sultan adına hüküm veriyor. 17. yüzyılda Kadınlar Saltanatı’nın yerleşmesinin başlıca nedeni art arda aklen zayıf ya da çocuk padişahların gelmesidir. Öte taraftan saltanat veraseti kanununda değişiklik oluyor. Çocuk şehzadeler sancağa gönderilmiyor, çocuklar sarayda kalıyor. Buna kafes usulü deniyor. I. Mustafa’dan itibaren kardeşler arasında en büyüğünün sultan olması kaidesi yerleşiyor. Bunu değişmez kanun haline getiriyorlar, yine de IV. Murat kardeşlerini katletti. Bir sultan ölünce valide ve harem ağası kafese gider, en yaşlı şehzadeyi alır, tahta çıkarır. Bu durum sultan iktidarını ortadan kaldırıyor.
“KATİP ÇELEBİ, ÇOĞUNLUĞUN BENİMSEDİĞİ ÂDETLERİ ŞERİATA AYKIRI SAYMAZ”

Mühimdir. O dönemde Katip Çelebi Osmanlı bürokratik sistemini en iyi bilen ve bürokratik sistemi temsil eden ve risâlelerinde savunan bürokrattır. Kadızâdeliler şeriatın hükümleri yerine getirilmiyor, diyorlar. Mesela mezar taşına gidip dua etmek İslâm’a aykırıdır tasavvufa ve şeyhlere karşıdır, diyorlar.  Katip Çelebi ne diyor? İslâm’da Hanefî mezhebinde İslâm toplumunun büyük bölümünün benimsediği adetler, icmâ-i ümmet, dine aykırı sayılamaz. Müslüman toplumu hata etmez, diyorlar. Hanefî mezhebi bunu kabul eder, fakat Hanbeli mezhebi icma kabul etmez.
Mesela bugün Hanbeli mezhebinin hâkim bulunduğu Suudi Arabistan’da hırsızın elini kesiyorlar. Osmanlı’da maslahat, icmâ hakim diyor ki “bu toplumun kabul edemeyeceği bir şey, çünkü elini kesersen bu idamla birdir. Hanefi mezhebini takip eden Osmanlı bu cezayı paraya çevirmiştir. Toplumun benimsediği adetler –türbe ziyareti, vs- toplum tarafından inanılarak benimsenmiştir. Dine aykırı olamaz, deniyor. Özetle Kâtip Çelebi, Müslüman çoğunluğun benimsediği âdetleri şeriata aykırı saymaz.
-BİTTİ-

Özlem Kumrular - Mehmet Perinçek


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.