Dr. Pelin Batu’yla canavarlar tarihi

Vampirler, Drakula, kurt adamlar, zombiler ve Frankenstein canavarı... Nasıl ve neden doğdular, neye dönüştüler?

Dr. Pelin Batu’yla canavarlar tarihi
01 Mart 2015 Pazar 11:51

Doç. Dr. Özlem Kumrular / Dr. Mehmet Perinçek

HER şeyin bir tarihi olduğu gibi canavarların da var. Dr. Pelin Batu’ya göre her yaratılan öteki ve canavar, aslında toplumun belli korkularını ve endişelerini ifade ediyor. Her çağın canavarı aslında bizim aynamız, korkularımızın bire bir resmi. Bu hafta Batu’nun yayımlanmamış doktora tezi üzerine konuştuk.

ROCK STAR” VAMPİRLER

- Drakula’yla başlayalım isterseniz...

Drakula çok eski bir mitos olmakla birlikte Sümerlerde bile kan emiciler, yaşayan ölüler var. Japonya’da da var. Bu arketipler çok enteresan, çünkü her yerde benzer hikâyelerin çıkması tesadüf değil.

Birbirinden çok bağlantısız topluluklarda ölüm korkularını bir canavarla anlatma derdini her yerde görüyoruz. Drakula da bunlardan birisi. Bugün vampir figürler “rock star” gibi gencecik, güzel bir kız ya da delikanlılar, ama geçmişteki vampirlere bakarsanız hakikaten canavar olduğunu görürsünüz. 1920’lerin filmi Nosferatu’yu düşünün: Kamburu olan, kel, eğri tırnaklı...

- Distorte figürler...

Ucube, korkutucu. Bu Bela Lugosi’yle değişiyor sinemada, ama daha önceki figürler hayli ürkütücü figürler. Drakula da böyle tarif edilen, ellerinin içinden kıllar çıkan çok hayvani bir yaratık.

- Belki şimdi kan emicileri daha güzel göstermek istiyorlardır.

Bence bugünün canavarları olmak istediğimiz şeyler. Eskiden korkutulmak için kullanılan figürlerdi. Ama bugün sadece vampirler değil, zombiler bile şirinleştiriliyor. Zombilerin aşk hikâyesi gibi filmler çekiliyor. Oysaki her canavarın sembolize ettiği bir şey var, ama bugün biz narsizme takıldığımız için vampirlerin ölümsüzlük meselesinden nemalanıyoruz. Onların ölümsüzlüğü bizim hoşumuza gidiyor, estetize ediliyor. Hepimizin olmak istediği yaratıklar gibi gösteriliyor. Kan emmesi, öldürmesi boyutu hep halının altına itiliyor.

Ama bu canavarlar niye var? Canavarlar bizim temel korkularımızı simgeliyor. Ölüm herhalde en büyük korkularımızdan birisi. Vampirlerde ölümle her zaman bizim karşı karşıya geldiğimizde cevabını bulamadığımız bir şey var. Sosyal ve kültürel olarak farklı yollarla yüzümüze çarpılıyor bu.

DRAKULA’DAN KAZIKLI VOYVODA’YA

- Drakula “ejder” yani “dragon”dan geliyor. Kazıklı Voyvoda’yla da birleşiyor bu figür, değil mi?

Sonra da bir masala dönüşüyor. Oysaki Kazıklı Voyvoda Osmanlı’yla sürekli savaşan bir bey. Kendi hegemonyasını kurmak isteyen, Osmanlı’ya vergi vermek istemeyen bir toprak ağası diyebiliriz. Bu tarihi figürün o dönemde yaptığı vahşet, insanları kazığa geçirmesi, o dönemde sadece onun yaptığı bir şey değil. İnsanların kellelerinden koleksiyon yaptığı rivayet ediliyor. Çoğu da o dönemden sonra yazılmış ve onun etrafına örülmüş hikâyeler.

- “Dragon” aynı zamanda Türklere karşı savaşan Romenlerin kurduğu bir teşkilat: “Ejder teşkilatı”. Bu yüzden Drakula bu kelimeden geliyor.

Bunlar yeraltı teşkilatı gibi bir grup. Hepsi de şövalye, kendi asalet sistemleri var ve çok da koyu Hristiyanlar. Kan içici bir grup değil. Siyasiler, orada kendi bağımsızlıklarını ilan etmek istiyor, Osmanlı’yla savaşıyor ve başarılı oluyorlar.

- Nereden, nasıl görüldüğüne göre değişiyor bu kavramlar. Mesela biz haydutlara çok kötü bakıyoruz, aslında “hayduk” Balkan Slavlarını bir şekilde Türklerden koruyan bir kahraman rolü. Martoloslar da bizi koruyorlar ama onlar için hiç hoş değiller. Bu da aynı şekilde Romenler için geçerli. 1976 yılında milli kahraman ilan edilip paraların üzerine resmi basılıyor Kazıklı Voyvoda’nın. Peki vampirlerin yarasa doğası var mı?

Yok, onlar çok sonra 19. yüzyılda. Sadece yarasa değil, ama gecenin yaratıklarına dönüşme durumu var. Çünkü bir süre sonra öyle bir hal alıyor ki fare, yarasa, kurt ve gece avlanan bütün hayvanlar Drakula’nın vücuduna giren hayvanlar oluyor. Âdem’le Havva gibi onlar da gece kovulmuştur mesela evinin bahçesinden.

KURT ADAM BİLDİRGESİ

- Kurt adamlar yeni mi?

Zihnimde şöyle kalmış. 1600’lerde İngiltere’de böyle bir korku çıkmış. Özellikle Balkanlara gidenler böyle tuhaf hikâyeler çıkarıyorlar. Kurt adam hikâyesi de hayli popüler oluyor. Bu dönemde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda bir bildirge yayınlanıyor. İnsanlar her gördüğünü gerçekten kurt adam sanmaya başlıyor ve birbirlerini öldürüyorlar. Öyle bir panik hali yaşanıyor ki, halk sakinleşsin diye gazetelerde beyanatta bulunulmaya başlanıyor.

- Neden Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda böyle bir bildirge yaymak zorunda olduklarına bir ekleme yapalım. Aslında bu kurt adam hikâyesi Romen folklorundan çıkıyor. Bir kadın orman içinden giderken birden kocası kurt adama dönüşüyor. Kadın kendisine saldıran kocasına karşı büyük bir savaş veriyor ve ondan sonra adam yok ediyor kendini. Kadın eve geliyor ve hiç bir şey olmamış gibi kocası açıyor kapıyı gülerek ve dişinde kadının parçalanmış elbiselerinin parçalarıyla... Frankenstein’a geçecek olursak?

FRANKENSTEİN CANAVARI İÇİN ÜZÜLÜYORUM”

“Frankenstein canavarı” diyoruz biz bugün, ismi bile yok zavallımın. Okurken içim parçalandı. Marry Shelly’nin bunu yazma hikâyesi çok enteresandır. Çocuğunu düşürüyor ve bir akşam arkadaşlarıyla ateşin etrafında otururlarken, birbirlerine hikâye anlatmaya karar veriyorlar. Lord Byron var, eşi Percy Shelly var. Bu ateş başı oturumundan iki tane kitap çıkıyor.

Merry Shelly’nin kafasında hala kaybettiği çocuğu vardır. Bazı eleştirmenler oraya işaret ederler, çünkü hakikaten ölü bir çocuğu diriltme havası vardır. Orijinal hikâyede de alt başlığı “Modern Prometeus”tur. Bu da manidardır. Frankenstein’ın kitabını okurken üzülüyorsunuz, çünkü kendisi doğmak istememiş. Hani ölümü alt etme düşüncesiyle kadavra parçalarını birbirine dikerek böyle bir canavar yaratılıyor. O kadar çirkin bir şey yaratıyor ki canavar daha babasını bile göremeden onu terk ediyor. Baba zaten doktor.

FRANKENSTEİN VEJETARYENDİ

- Frankenstein’ın arka planında ne var?

Popüler kültürde es geçilir, kocaman yemyeşil bir canavar olarak gösteriliyor. Vejetaryendir! Hiçbir şekilde ete dokunmak istemez. Çok iyi huylu ve kör bir aile tarafından bakılır, kör adam görmediği için ondan lisan öğrenir. Aslında ondan insanlığı öğreniyor, ama onu gördükleri anda kötü davranmaya başlarlar. O da bir şekilde öldürüyor, yani korkuyor. Ondan sonra bütün roman boyunca kaçıyor Frankenstein canavarı.

En sonunda babası onu kovalıyor öldürmek için. Aslında bu canavar, insan tarafından yaratılmış. İnsanın bütün çirkinliklerini vücudunda taşıyan bir canavar. Bizim yaratmaya çalıştığımız bütün canavarlar hep korktuğumuz canavarlar değil, aynı zamanda bizim çirkinliklerimiz de orada. Biz bu canavarları canavarlaştırıyoruz. Biz onları köşeye sıkıştırarak, onları ötekileştirerek bir şekilde kötü hale getiriyoruz. Oysa ilk doğduğunda dediğim gibi ete bile dokunmayan bir varlık. Bu onların aslında ne kadar temiz ve iyi olduğunu gösteriyor ve zaman geçtikçe insanlar ona kötü davrandıkça, onu ötekileştirdikçe o da canavarlaşıyor.

VİETNAM SAVAŞI VE ZOMBİLER

- Bu canavar figürlerinin yaratılması çok sonra mı oldu? Yani sinema veya çizgi romanla? Yoksa önceden de dış görünüşlerinin tasvirleri bugünkü gibi miydi?

Mesela zombi figürü, Vietnam Savaşı’nın patlak verdiği zaman ortaya çıkıyor. İlk figürler siyahilere benziyor. Çünkü Vietnam Savaşı döneminde Amerika’da Martin Luther King hareketi vardı, siyahlar kendi haklarını istiyordu. O günün korkuları ve siyaseti...

CANAVARIN “KÖKÜ”

Mesela “monster”ın (canavar) kökü “monstrare”, yani göstermek. Ben bunu çok önemsiyorum, çünkü bütün bu canavarlar aslında bir şey göstermek için var. Bunu endişe ya da bizim korkularımız olarak algılayabiliriz. Ama aynı zamanda bir hikâye de anlatıyorlar. Her canavarın aslında bir geçmişi var. Gılgamış’ta bile vampirlere yakın yaratıklar var.

Canavarlaştırılan

kadınlar

- Sevilmeyen her şey korkutmak için. Mesela sarımsak Ortaçağ’da korkunç bir şey olarak görülüyor, dışlanıyor. Bütün yemeklerin en sevilmeyen parçası. Bir taraftan da sarımsaklar vampirleri kaçırmakta kullanılıyorlar.

Korkulan figürler karşımıza hep canavar olarak çıkıyor. Mesela kadın. O kadar çok kadın canavar figürü var ki yani sadece bir saat bunun üzerine konuşabiliriz. “Denta” denilen dişli vajina meselesi var. Kadın erkeğin erkekliğini çalacak, onun erkil tavrını kesecek, öldürecek, çürütecek gibi büyük bir korku var. Dolayısıyla mesela pek çok canavar figürü, özellikle 17- 19. yüzyıllardaki vampir hikâyelerinde, neredeyse hep kadın. Bu da tesadüf olmasa gerek diye düşünüyorum. Çünkü bu kadınlar, örneğin Lucy karakterini düşünürseniz, bağımsızlığını ilan eden, “3 erkekle evlenmek istiyorum, neden olmasın?” diyen kadınlar. Yani erkek egemen toplumlar için son derece korkutucu.

- Canavarlaştırarak aslında topluma da bir bilinç veriliyor. Kadının bağımsız hareket etmesi onun canavarlaşması oluyor bir bakıma.

Özellikle Bram Stoker örneği çok nettir. Klişeleşmiş halde iki kadın figürü var: Lucy ve Mina. Mina asıl kahramanımız, sevdiğimiz karakter. Kitabın sonunda evli ve çocuklu. Son zamanlarda hep “kadının yeri aslında evidir” diye bakanlar var. Yani nasıl madenlerimizde Victoria çağını yaşıyorsak, zihniyetlerde de Victoria çağındayız. Kadının yeri evidir, mesleği çocuk bakmaktır gibi bir zihniyet hâkim.

ÇOCUKLARA‘MASALLAR’

Grimm kardeşlerin masalları hep çocuklara okunur ama bunlar aslında travmatize eden konulardır. Hansel ve Gretel gibi masallar bugün yumuşatılıp da aktarılmış. İnanılmaz masallar var. Kurt adam var, bütün kardeşleri ölüp kargaya dönüşen biri var. Çocuklarını yanlışlıkla pişirip yiyen biri gibi inanılmaz vahşi tasvirler var. Ama düşünecek olursak o dönemlerde zaten çocuklar çok farklı. Çocukluk kavramı 150-200 yıldır var. Çocuklar pamuk içinde büyütülmüyor. Yani Victoria dönemini düşünürsek çocuklar erken yaşta yetişkin olup işe başlıyor. Charles Dickens, Oliver Twist’i boşuna yazmadı. O çocuklar fabrikada da çalışıyordu, şömine de temizliyordu...


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.