Dr. Erdal Küçükyalçın’la samuraylar

Samuraylar kimin hizmetkârıydı?.. Şogun kime denirdi?.. Kamikazelerin kökeni... Harakiri kültürü...

Dr. Erdal Küçükyalçın’la samuraylar
01 Şubat 2015 Pazar 13:34

Doç. Dr. Özlem Kumrular / Dr. Mehmet Perinçek

Boğaziçi Üniversitesi Asya Araştırmaları Merkezi’nden Dr. Erdal Küçükyalçın’la filmlerde gördüğümüz samurayların gerçek tarihini konuştuk. Trenimiz bu hafta Japon kaynaklarını inceleyen Küçükyalçın’la Uzak Doğu’ya yol alıyor.

PARA YERİNE PİRİNÇ

- Samurayların ilk ortaya çıkışı nasıl oluyor?

Samurayların oluşumunu anlamak için Japonların “Doğulu barbarlar” dedikleri başka bir halktan bahsetmemiz lazım. Eskiden Edo denen şimdiki Tokyo’nun kuzeyinde yaşayan “Emişi”ler. Emişi halkı Japoncadan daha farklı bir dil konuştuğu bilinen, Japonların genel görünüşlerinden kısmen farklı bir halk.

Kuzeydeler ama “Doğu” diyorlar. Hala “Doğu Japonya” denir. Merkez onları zorlamaya başlıyor. Budizmin yerleşmesiyle hiyerarşik yapılar ve merkezi bir devlet oluşmaya başlamıştı. Güç isteyen klanlar oluşuyor,  asiller çoğalıyordu. Feodal dönemde bütün dünyada zenginliğin temeli topraktır. Japonya’da da yaşam topraktan edinilen pirinçle kuruluyordu.  Öyle ki, son döneme kadar pirinç aynı zamanda para birimi olarak da kullanılıyordu.

- Takas edilebiliyor mu?

Evet. Bu gelirlerin nasıl dağıtılacağı zamanla yazıya geçirilmeye başlanıyor. Bizdeki yeniçerilerin esameleri gibi. Bu hakları asiller alıyor, ama sonra bunu takas etmeye başlıyorlar. Diğer bir taraftan Budist tapınakları da alıyor, takas edilebiliyor, böylece zenginlik bazı ellerde toplanabiliyor, bölünebiliyor. Nüfusun da artışıyla birlikte bu toprakları talep eden insan sayısı artıyor. Tabii Japonya bir kıta ülkesi olmadığı için genişleyebileceği alan sınırlı. Özellikle de büyük ormanlarla kaplı bir adalar bölgesinden bahsediyoruz.

Yeni alanlar için kuzeye doğru genişleme eğilimi tezahür ediyor. Bunun için de özellikle imparator olamayan, ama imparator hanedanına mensup, dolayısıyla imparatorların güvenebileceği akrabalarının bir kısmını kuzeydeki sınır bölgelerine yolluyorlar. Onlarla birlikte bütün akraba, hizmetkâr ve destekçileri de kuzeye gidiyor ve kuzey bölgesinde bir yoğunlaşma söz konusu oluyor. Bunlar başlangıçta ticaretle barış içinde yaşıyorlar, ama her “uç”ta, yani sınır bölgesinde olduğu gibi zamanla karşılıklı çıkar çatışmaları baş göstermeye başlıyor.

DOĞULU BARBARLARI DİZE GETİREN KUMANDAN

- Aslında onları barbar ilan etmeleri o genişlemenin de bahanesi mi oluyor?

Tam anlamıyla öyle. Merkezi hükümet artık durdurulamaz biçimde zenginleştiği, kendi hâkimiyeti altında ordu kurabildiği ve yavaş yavaş bir savaşçı sınıf oluşmaya başlama ihtimali çıktığı için kuzeye doğru bir basınç oluşuyor. Kuzeyliler de buna direnince çatışmalar çıkıyor. İşte bu noktada “şogun” kelimesinin çıkışını görüyoruz. O işte “Seii Taishogun” kelimesi oradan geliyor: doğulu barbarları dize getiren kumandan, general.

- Kaçıncı yüzyıldan bahsediyoruz?

Bu 7-8. yüzyıldan itibaren başlayıp 10. yüzyıla kadar devam eden bir süreç. Aslına bakarsanız 19.yüzyıla kadar tam olarak yok edilmeleri veya hâkimiyet altına alınmaları mümkün olmayacak.

Hanedan halkı kasıtlı olarak kuzeye giderek burada kendilerine ait bir alan yarattı ve uç halkı haline geldi. Dolayısıyla sürekli olarak hareketliler, gerektiğinde savaşabilecek gibi silahlanıyorlar, ata biniyorlar. Kuzeydeki mobilize bir gruptan bahsediyoruz. Güneyde ise asalet hala devam ediyor ve bu asiller bütün ülkeden toplanan gelirle üretmeden, rahat yaşıyorlar. Kuzeyde hareketli savaşçı gruplardan oluşan bir klanlar ortamı, güneyde ise daha sakin, ilk romanları yazan, şiirler kaleme alan insanların ortamı!

Giderek bu zıtlık artıyor ve iki taraf arasındaki rekabet bir savaşa dönüşüyor. Buradan galip çıkan taraf yani Genji/Minamotolar bütün Japonya’nın tek hâkimi oluyor. İşte “samuray” terimi ilk bu dönemde kullanılmıştır. Minamoto Yoritomo adlı bir generale bağlılar. Yoritomo, savaşı kazandıktan sonra, imparator adına kazanmış olmasına rağmen “ben size şeklen biat ediyorum, ama kendi başkentimi, yani ilk çadır hükümetimi, askeri hükümetimi Kamakura’da kuracağım” diyor. Böylece kendisini kuzeydeki güç alanını bırakmadan, güneyi de kontrol edecek bir noktaya getiriyordu.

TAPINAK HİZMETKÂRI

- Ne anlama geliyor “samuray”?

“Saburau” (hizmet etmek) fiilinden gelir ve “hizmetkâr” demektir. Kanji yani Çince karakter olarak bakıldığında ise kökeninde iki ayrı parça vardır: Solda “insan” anlamına gelen küçük bir harf ve sağ tarafında da “tapınak” anlamına gelen bir başka karakter. Samuray ikisinin birleşimi, “tapınak hizmetkârı”dır. Oysa Çin’de aynı karakter bu anlamda kullanılmamıştır. Yani bu Japonya’ya has bir atıftır. Çünkü bu “saburau” kelimesinin Japonca başka bir karakteri varken özellikle samuray sınıfı için bir karakter türetilmiş ve ona atfedilmiştir. Kendi terminolojimizde samuray için “kapılanan kişi” diyebiliriz.

Bunlar derebeylerine kapılanıyorlar ve ona hizmet ediyorlar. O derebeyinin sahip olduğu pirinç imtiyazları, bizdeki tımar benzeri arazi gelir imtiyazları ile geçiniyorlar. Bunları kendi adamları arasında paylaştırıyor, onların da geçim kaynağı bu oluyor. Diğer bir taraftan derebeylerine müthiş bir itaat söz konusu. İlk askeri hükümet olan Kamakura dönemi aynı zamanda ilk şogunluk hükümeti. Şogun, her ne kadar imparator tarafından atanmış olsa da kuzeyde kendine has bir yönetim sistemi kuruyor.

SAMURAYLARDAN II. DÜNYA SAVAŞI’NA

- Ya kamikazeler?

II. Dünya Savaşı’nda Japon intihar pilotlarına verilen isim olarak akıllarda kalan bir terim. Fakat kökeni tam bu konuştuğumuz döneme kadar geri gidiyor. “Kami” ruh, tanrı, koruyucu tanrı; “kaze” ise rüzgâr demek. Yani “Tanrının Rüzgârı” anlamına geliyor. Moğollar iki defa Japonya’ya saldırıyorlar. Kubilay Han, kendisini bir yandan Çin’in, Yuan hanedanlığının kurucusu, diğer yandan da Moğolların hükümdarı, yani “Hanlar Hanı” olarak kendini lanse ediyor. Moğollar, hem güneyden, hem kuzeyden gemilerle geliyorlar.

- Kubilay Han bir taraftan da ilginç bir mektup yazıyor. Aslında bu bizim Osmanlı tarihindeki “tehditnâme” dediğimiz türe benziyor.

Doğru. Kubilay müthiş güç sahibi bir hükümdar.  Çin’i de dize getirmiş, yeni bir hanedan kurmuş. Ama bütün bunları yaparken şöyle bir sorunla karşı karşıya kalıyor. Çin ekonomisi o dönemde müthiş parasallaşmıştı. Son hanedanın ürettiği bakır paralar vardı. Anlıyoruz ki 11-12.yüzyıllarda Japon denizi,  (Çinlerin Çin denizi dedikleri), bir yanda Japonya, Kore ve Çin olmak üzere bu bakır paraya bağımlı bir uluslararası ticaret bölgesi haline gelmişti. Neredeyse şimdiki Avro bölgesi gibi.

- Bizans’taki Nümizma gibi...

Evet. Japonlar, bakır üretiyorlardı, hammadde sahibiydiler, ama kendileri bakır para basıp kullanmıyorlardı. Yani bakırı ihraç ediyorlardı ve Çin’deki Song hanedanının ürettiği bakır parayı ticaretlerinde kullanıyorlardı. Dolayısıyla Kubilay Han şöyle bir sorunla karşı karşıyaydı: Bakır hammaddesi Çin’de büyük oranda azalmıştı, fakat paraya müthiş bir talep vardı. Bakır yatakları ise Japon takımadalarındaydı. Başta Japonlarla savaşmak istemedi, defalarca elçiler yolladı. Fakat hepsi geri çevrildi. Çünkü Kamakura’daki şogunluk bunu bir kere kabul ederlerse Moğolların Japonları da diğer tüm halklar gibi hâkimiyetleri altına alacaklarını biliyordu.

‘AKLINI BAŞINA DEVŞİRECEKSİN!’

- Bu riske girmek istemiyorlardı yani...

Evet, Moğollar, aynı şeyi Anadolu’da, Orta Asya’da da, Vietnam’da da, Kore’de de yaptılar. Dolayısıyla Japonlar bunu reddettiler. Kubilay Han Japonya’ya elçi olarak birkaç tane Uygur Budist rahip de yollamıştır. Hatta mezarları Kamakura yakınlarında hala ziyaret edilebilir. Kubilay Han savaşmak istemiyordu, ama Japonların anlaşmaya niyetli olmadıklarını görünce son olarak bir tehditnâme gönderdi.

Mektubunda mealen “Doğudaki küçük ülkenin kralı. Ben büyük Yuan hanedanı imparatoru ve Moğolların hanlar hanı olarak senin şimdiye kadar Çin’deki hanedanlara saygını sunmak üzere elçi gönderdiğini, bir haraçgüzar devlet olarak davrandığını ve hediyeler getirdiğini biliyorum, ama bana hala senden gelen giden yok. Emin misin bu yaptığına devam etmekte? Elçilerime de doğru dürüst cevaplar vermiyorsun, fakat eminim bundan sonra aklını başına devşireceksin. Çünkü kim ister ki silahlara başvurmak” diyordu.

- Peki Kamikazeler mi yardıma geliyor?

Kubilay Han, 1274’te önce öncü bir birlik yollar. 10-20 bin kişilik bir ordu bir anda adaya çıkar ve Japonya’nın içerisine dağılır. Bulabildiklerini toplar, esir alır dönerler. Bu aslında bir uyarıdır. Fakat Japonlar anlaşmaya, uzlaşmaya niyetli değildi. Daha büyük bir Moğol saldırısını öngörerek müthiş bir hazırlığa girerler, her an geleceklerini düşünerek deniz kenarlarına duvarlar yaparlar. Nihayet 1281 yılında Kubilay bu istila denemesini gerçekten yapar. Bu o dönemin şartlarında akıl almaz büyüklükte bir çıkartma harekâtıdır. Kaynaklara göre en az 100 bin kişilik bir ordu toplanmıştır. Bunun bir kısmı Moğol olmakla birlikte aralarında Uygurlar, Koreliler ve Çinliler de vardır.

Kamikaze (Tanrının Rüzgârı), bu gelen donanmayı tek bir tayfunla yok etti. Geriye iki-üç kişinin dönebildiği anlatılır. İşte o sırada Japonya’yı koruyan rüzgâr, tayfun, II. Dünya Savaşı sonunda biraz da çaresizlik hareketi olarak Japonya’yı korumak üzere Amerikan savaş gemilerine dalış yapan intihar pilotlarına verilen sembolik bir isim haline gelmiştir.

HARAKİRİ: KARNI KESMEK

Harakiri popülerleşmiş bir isimdir, ona Seppuku demek daha doğru olur. Samurayların hâkim oldukları dönemde geliştirdikleri bir “onurlu intihar” yöntemidir. Tam anlamıyla harakiri “karnı kesmek” demektir. Seppuku bunun biraz daha kibarcası. Çünkü  “Sengoku” yani “Savaşan Beylikler Dönemi” dediğimiz 16. ve 17. yüzyıllardan itibaren Japonya, samurayların hâkim olduğu bir ülke haline geliyor. O dönemde de onur çok önemli bir kült. Samuray bir hata yaptıysa ve bu ondan istendiyse onurlu bir şekilde ölür. Bir samuray için onuruyla ölmek onurlu yaşamak kadar önemlidir. Bunu da büyük bir cesaretle yapması beklenir. Hatta harakiri yapmadan önce kendisine fırça ve kâğıt verilip bir ölüm şiiri yazması istenir. Samurayın ölümü soğukkanlılıkla kabullenmesi beklenir. Çünkü bir samurayın kimliğini belirleyen onun nasıl yaşadığı değil, ne zaman ve nasıl öldüğüdür.

Harakiriyi uygulayacak olan samuray, kısa bir kılıcı ya da hançeri kendisine saplarken yanında mutlaka “kaişaku” denen bir yardımcı bulunur. Bu yardımcı yanında bir Japon kılıcı (katana) ile bekler. Samuray işaret verdiğinde acı çekmeden hızlı bir şekilde ölmesini sağlayacak vuruşu yapar. Bir tür ölüm cezası olan seppuku samurayın geride kalan ailesine olduğu kadar atalarına yani soyismine leke gelmemesini de sağlamış olurdu. Dolayısıyla seppuku hem bir hak hem de sorumluluk olarak kabul edilirdi.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.