Çanakkale’nin öteki yüzü: Cephe gerisi mücadele

Çanakkale Savaşları’nın cephe gerisinde en az cephedeki kadar yoğun bir mücadele yaşanır. Ordu-millet bütünlüğü bu savaşların kazanılmasını sağlayan en önemli unsurdur

Çanakkale’nin öteki yüzü: Cephe gerisi mücadele
26 Nisan 2015 Pazar 09:27

Hazırlayan: İlkin Başar Özal
ANZAKLARIN yetersizliklerle verdikleri mücadelenin ve ortaya koydukları çabaların aynısı cephenin diğer tarafında, Türk ordusunun sahra sıhhiye birimlerinde de görülmektedir. Yaralılara ilk müdahale siperde ya da yaralı yuvalarında gerçekleştirilir.  Yeterli olmazsa bölük tezkerecileri yaralıları kıta sargı yerlerine ya da savaş alanından alıp büyük sargı yerine götürür. Ardından durumlarına göre; seyyar, harp ya da menzil hastanelerine sevk edilirler. Buradan da daha çok deniz yoluyla  İstanbul’daki merkez hastanelere gönderilirler. Hilal-i Ahmer Cemiyeti de (Türk Kızılayı) ordu sıhhiye birimlerine yardımcı olur. Gelibolu’da çok kısa sürede çok fazla yaralı olması sıhhiye etkinliklerini ciddi anlamda zorlar. Ameliyat donanımının, kullanılması gereken ilaç ve malzeme eksikliğinin yaşanması, kurtarılabilecek birçok yaralının ölmesine neden olur. Yaralılar çıkarmanın ilk bir haftasında sürekli olarak toplanıp her türlü araç kullanılarak geriye sevk edilirler.
58 BİN 752 YARALI VE HASTA
Yaraları beklemeye müsait olan askerlerin, belirli noktalarda toplanarak sıhhiye kollarının yanında cepheye erzak ve mühimmat getiren nakliye kollarının araçlarıyla tahliye edilmeleri sağlanır. Akbaş ve Ağaderesi sevkıyat noktalarından Şirket-i Hayriye ve Seyri Sefain İdaresi’nin gemileriyle İstanbul merkez hastanelerine gönderilirler. 25 Nisan-1 Temmuz 1915 tarihleri arasında İstanbul ve çevresindeki hastanelere gönderilen vaka sayısı; hasta ve yaralı 58 bin 752 kişidir. Bunlara cephedeki yaralı yuvaları, sargı yerleri, büyük sargı yerleri, araba durak yerleri, seyyar hastanelere ulaşan ve tedavi edilenler de eklenirse vaka sayısının inanılmazlığı ortaya çıkar. Bir de onları taşıyan sıhhiye erlerinin, kıta tezkerecilerinin, binek hayvanlarının, nakliye araçlarının sayıları hesaplandığında neredeyse faal ordunun insan, hayvan ve malzeme mevcudunun üçte birinin herhangi bir şekilde sıhhiye teşkilatı ile bağı olduğu anlaşılır.
SİRKECİ VE HAYDARPAŞA
Yaralılar İstanbul’a geldiklerinde Sirkeci ve Haydarpaşa iskelelerine indirilir. 30 Nisan-3 Mayıs yani 4 gün içinde Akbaş İskelesi üzerinden geriye nakledilen personel sayısı 3569’a ulaşmış durumdadır. Yaralılar daha sonra askeri seyyar hastane arabaları, Hilal-i Ahmer ambulansları, yük arabaları gibi nakil araçları ile hastanelere gönderilir. Sevkıyat esnasında ihtiyaç duyulan durumlarda Hilal-i Ahmer, maliyeti kendi kasasından karşılamak suretiyle özel araçlar da kira-lar. Beklenenin üzerinde yaralıyla karşılaşan Hilal-i Ahmer, çabuk tepki vererek kısa zamanda örgütlü bir hareketlilik içine girer.  Yaralıların Saint Benoit Mektebi, İstanbul Mekteb-i Sultanisi, Darüşşafaka Mekteb-i Sultanisi ve Galatasaray Mekteb-i Sultanisi binalarına yerleştirilmelerini sağlar. 6-7 Ağustos Suvla çıkarmasıyla birlikte İstanbul’a gelen yaralı sayısında artış yaşanır. Ağustos ayının genelinde 25 bin 938 asker menzil ve vatan hastanelerine gönderilir. İstanbul’da 52’yi bulan okul ve kamu binası hastaneye dönüştürülür. Halk evlerini yaralı ve hasta askerlere açar. İyileşen askerler de nekahethanelere gönderilerek eski güçlerine kavuşmaları sağlanır.
GÖNÜLLÜ HASTABAKICILAR
Artan yaralı sayısı hastabakıcıların sayılarının artırılmasını zorunlu kılar. Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin yaptığı çağrılar üzerine başvuruda bulunan; Hilal-i Ahmer’den diploma almış olanlar, kurslara devam edenler, Balkan Savaşları’na katılmış olanlar ve gönüllüler, hemen görevlendirilir. Hilal-i Ahmer hastanelerinde gönüllü hastabakıcılık yapan hanımların büyük bir kısmı aynı zamanda ordunun, başta giyecek olmak üzere, birçok ihtiyacını karşılamak için kurulmuş olan yardım derneklerinin üyeleridir. Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi, Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, Asker Ailelerine Yardımcı Hanımlar Cemiyeti, Teali-i Nisvan Cemiyeti, Türk Kadınları Biçki Yurdu Cemiyeti gibi dernekler hastane ziyaretleri, gerekli malzeme temini, dul ve yetimlerle ilgilenilmesi, giyecek üretilmesi, para toplanması gibi faaliyetleri ile Hilal-i Ahmer’e yardımcı olurlar.
ERMENİ HAVER HANIM YARALILARA KOŞTURUYOR
Fotoğraf 1917 yılında çekilmiş... Çanakkale Savaşları sırasında Osmanlı Devleti’nin gayrimüslim vatandaşları da İstanbul’da ellerinden geldiği kadar yaralılara hizmet verirler. Bazıları evlerini revir ve hastaneye dönüştürürken bazıları merkez hastanelerde gönüllü hastabakıcılık yapar. Ermeni Haver hanım, Taşkışla Hilal-i Ahmer Hastanesi’nde görev yapan gayrimüslim hastabakıcılardan biridir.
ANZAK HEMŞİRELER BARAKALARINI YARALI ASKERLERE BIRAKTI
Hasta ya da yaralı bir asker, savaşan ordu için güç kaybı demektir. Sıhhiyenin görevi onu tedavi etmek, onun yeterliliğini tekrar kazanmasını ve mümkün olan en kısa zamanda cephedeki görevine geri dönmesini sağlamaktır. Ancak Çanakkale Kara Savaşları’nın başlangıcı olan 25 Nisan çıkarması sonrası yaşananlar gerek Anzakların gerekse Türk ordusu tarafından öngörülenin çok ötesindedir. Beklenenin üzerinde yaralı gelmesi, özellikle yaralanmaların bazen ciddi boyutta olması, ellerindeki yetersiz donanımlar nedeniyle, doktorları istemedikleri kararları vermeye zorlar. Durumu ümitsiz olan yaralılar kaderlerine terk edilmek zorunda kalınır.
ANZAK SAĞLIK BİRİMLERİ
Anzakların çıkarma alanında yaralananlar, kendi imkanlarıyla sıhhiye postalarına ulaşamayanlar sıhhiyeciler tarafından taşınır. Sedyeler yetersiz kaldığında, cephane sandıkları ya da çuvallar ile yaralılar sahile taşınır. Deniz kıyısına ulaşıldığında tahliye aracı beklenmeye başlanır.  Bazen 200’e yakın yaralı çıkarma plajında, açık havada 2 gün boyunca sadece morfin verilerek yatırılmak zorunda kalınır ki, bazıları için bu durum kangren riskiyle yüz yüze kalmak demektir. Yaralı askerlerin bindirildiği mayın tarama gemileri, erzak taşıyan küçük takalar ya da büyük sandallar hastane gemilerine doğru zorlu bir yolculuğa başlarlar. Bazen yaralı taşıyan tekneler yüklerini kabul edecek gemi buluncaya kadar dolaşmak zorunda kalırlar. Hastane gemilerine ulaşıldığında ise her bir yaralının gemiye alınması iyi hava şartlarında yaklaşık 1 veya 1,5 dakika sürmektedir. Avustralyalı hemşireler gemilerde koğuştan koğuşa adeta uçarcasına çalışırken solgun yüzlü askerlerinden her gece ortalama iki ya da üçünün ölümünü izlemek zorunda kalırlar.
Hemşirelerden Lydia King anlatıyor: “Gece nöbetinde hissettiğim o korkunç umutsuzluk duygusunu asla unutmayacağım. İnanılmazdı. Alt güvertede iki ve üst güvertede bir olmak üzere 3 koğuşa bakmaktaydım. 250 yaralıdan sorumluydum ve bana yardım edecek sadece bir hastabakıcı ile bir Hintli hademe vardı. Hepsi o kadar. Ölümle aralarındaki tek engel bizdik.”
Merkez hastanelerde görev yapan hemşirelerin işleri de gemilerde görev yapan meslektaşları kadar zordur. Yaralılar en yakındaki üs olan Limni Adası’na götürülür. Getirilen ilk yaralılarının toplam sayısı 2849’dur. Her gün artan yaralı sayısı nedeniyle çadır ve yataklar yetersiz kalır. Avustralyalı hemşireler kendi barakalarını yaralılara tahsis ederek gece dışarıda yatmaya başlarlar.
Bir başka hemşire Matron Grace Wilson, yaşananları “Konvoy geldi...400 yaralı var ama donanım hala gelmedi... onları sadece yere yatırdık ve içecekleri paylaştırdık... aralarında bir ayak mesafesi kalacak şekilde sedyeleri ile yan yana yatırıp eldeki son çadırları üstlerine kurduk... bütün yapabildiğimiz onlara yemek yedirmek ve çarşaf, yastık kılıfı, elbise ile şallarımızdan yaptığımız bandajlarla yaralarını sarmak... Birisi kollarımda öldü... Yaşadığımız anların korkunçluğunu hiç kimse tasvir edemez” diye anlatır.



İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.