YALÇIN KÜÇÜK/ Kayıp Yahudiler:Varmış & Neredeler & Yoksa bizde mi -(TAMAMI)

PDFYazdır

Rivka Gönen’in kitabı (I)

Rivka Gönen, ben “Gönen” diyorum, “Rıfka” da olabilir, yitik kabilelerin peşine düşmüş, Deniz Hakyemez çevirmiş, biz “Deniz Hakan” biliyoruz; pek güzel, “c’est votre vie” demiyorum ancak tarihimizi, coğrafyamızı, haklarımızı tanımak mı istiyorsunuz ve “korkmayın” diyorum. Pek güzel, Hageveret Gönen, uzun araştırmalarının sonucunu, “takip” daha uygundur, anlatmaya, “M.S. 883 yılında bir gün Kuzey Afrika’da, Tunus’un Kayravan kentinde Danlı Eldad adında biri çıktı ve bu kentin Yahudileri’ne son derece ilginç ve heyecan verici bir öykü anlattı” cümlesi ile başlıyor, on yitik kabileden ilk haber işte budur. “Dan” ise ondan biridir. Harika, ben de başlıyorum; bilmek, dil bilmektir, bilmek sözcük bilmektir, bilmek isim bilmektir, bilmek ek bilmektir ve bilmeyenler cahildirler. Devamla, Osmanoğlu ile Osmanlı ve hatta Osmanist ile Osmaniski aynıdırlar; Selçuklu ile Selçukid’i de birbirinin yerine geçerler ve geliyoruz, “Danlı” ile Danoğlu’nu aynı sayıyoruz. Güzel asıl şöyle başlıyorum: “Azalea, from Greek, meaning ‘dry’. The name of a flower, so called because it thrives in dry, sun-baked soil. Azalea and Azalia are variant forms.” Bunu, koğuşta mevcutlu, çok önemli bir “The Complete” sözlükten aktarıyorum. Demek “Azalya” bir Yahudi adıdır ve biz “Açalya” diyoruz. Güneş yanığı görünüşünü ayrıca not ediyorum.

İsimler arasında

Nereden nereye, daha önce işaret etmiştim, Selanik’te İtalyanlar’a yakın olanlar “z” harfini “ç” söylüyorlar ve böylece “Açalya” veya “Açelya” ile karşılaşıyoruz. İbrani asıllı aileler taşıyorlar ve biz de omuzlarımıza alıyoruz. Ve bir daha alıyorum, 2012 Miss Turkey seçilen Açelya Samyeli Danoğlu, Almanya’da doğup büyümüş; bana da “bravo”, Azalia Samieli Danlı’yı buldum, yitik idi ve çıkardık, “kraliçe” yapmış durumdayız. Bu karakter “y”, Slav dillerinde “u” söyleniyor, i-grec de biliyoruz, “iyrek” de diyoruz, ne mükemmel “fit”, artık “fitness” sözcüğünü bakkallar da biliyorlar ve “kızımız, maşallah hiç saklamıyor”, bir seferad güzelidir. Genellikle onlardan seçiyorlar.

Gönen etütleri

Hanım demektir, Hageveret Rivka biliyor mu, bilmiyorum; “Gonen” İsrailoğulları’nda yeni bir isimdir ve çok az kullanıyorlar ve biz de Manisa ile Balıkesir’e yakın “Gönen” kasabasına sahibiz, İbrani asıllıları çoktur. Manisa’dan Kenan Evren, Hilmi Özkök ve en taze olarak Bülent Arınç, aslı Buland Ar-enç olabilir, çıktılar. Sonuncusunun ailesinin Etiyopya’dan gelmiş olması ihtimal dahilindedir; orada “Falaşa” diyorlar.

Bu soyadı ile Okay Gönensin’i biliyoruz, Cumhuriyet’te birlikte çalıştık, çok parlaktı ve şimdi ararsanız, ya Yakup’un kapısında ya da akepe’nin önündedir, yazı konuları topluyor; Cumhuriyet karşıtı ve Ergenekonculara, bizlere, düşmandır, artık pek saklamıyor. Bir diğeri Profesör Emre Gönensay, büyük işverenlere iktisat öğretirdi, Tansu Çiller zamanında dışişleri bakanı oldu; cumhuriyet düşmanlığını görmedim, temenni etmiyorum. Efendi’dir ve İbrani asıllı olmasını zenginliğimiz sayıyorum. Ne var, demek Gönen Hanım’dan öğreniyoruz, hep bizim memleketlerde, coğrafyamızda kaybolmuşlar.

Yitik kabile doktrini

Devam edeceğim, sancak bu “last tribe” ne demek, nasıl kaybolmuşlar, çok kısa durmak istiyorum. Bir kez iki kesin hükme işaret edebiliriz. Bir, “Yahudilik” mi, “Musevilik” mi, altındır, elmastır, pırlantadır, milyon yıl toprağın altında kalsa, üzerlerinde bir çizik dahi kalmaz; böyle bir hüküm var, gerçek mi, hurafe mi, önce mesele budur. İki, dillerini hiç bırakmazlar; “yitik kabile” doktrini işte bunlara dayanmaktadır. Gonen de takibe çıktığında bu heyecanda idi; buldukları heyecanını azaltmasa da, Hageveret Gonen’i tekzip etmektedir. Buradayız.

Güzel ve güzel bir çalışma, İbrani kaynakları kullanan Beki Adams’tan aktarıyorum, şudur: “Bu yüzden Babil sürgünü sırasında, M.Ö. 537-538 Yahudiler arasında Tevrat bilgisinde bir düşüş olmuştur. Hatta Babil Talmudu’ndaki ifadeye göre, Tevrat, Filistin bölgesinde tamamen unutulmuştur.” Bir not, “Filistin” ile şimdiki Israel anlatılıyor; doğrudur, elli yıllık sürgünde, dinlerini unuttular. Kaybolanlarda din kaybı düşünebiliyoruz.

Güzel, Christ, Yahudi idi, ama İbrani bilmiyordu, adı Hristo idi ve miladi yüzüncü yılda Yahudiler’in büyük tarihçisi, kendisine Josephus Flavius diyor ve Elence yazıyordu. İskenderiye Yahudileri, Josephus bunlardan birisi idi, Yunanca konuşuyorlar ve Septuagint okuyorlardı, bu Elence yazılmış Eski Ahid’tir. Ve hepsi budur.

Yahudiler & Tarifler

Bir de marrano’lar var, bunlar İberik Yarımadası’nda Katolik olanlara verilen addır; sonra tekrar Yahudi oldular. Güzel ancak, Miriam Bondian, Carl Gebherdt’e dayanarak bunlar için, “Catholic without belief and a Jew without knowledge, but in will a Jew” demektedir. Bunlar inançsız Katolik ve bilgisiz Yahudiler idiler ve kendilerini Yahudi görüyorlardı. İşte hepsi buradadır.

Yerushalim’in Amsterdam üzerine çalışması da pek yararlıdır, bir dönemde Seferad, Eşkenazi ve Romanyot Yahudiler’e, geniş Türkiye topraklarındaki Yahudiler demektir, bir de “Levanten” Yahudilerin, “Türk” anlamında kullanıyorlar, eklendiğini görüyoruz. 1580 yıllarında Venedik, Türk Yahudileri’ni kabul ediyordu ve Venedik’te başlarında sarıkları Yahudi olarak yaşıyorlardı. Peki içlerinde ne var, herhalde “dinleri var, imanları yok” formulasyonu burada pek isabetlidir. Öyle görüyorum.

Sabetayistlerimiz mi, “evde Yahudi, sokakta müslüman” tarifini pek çok kez işaret etmiş olduğumu hatırlıyorum. Ne yazık, burada Yirmiyahu Yovel’in “The Marranos” çalışmasını hatırlama ve hatırlatmanın çok yeridir; “The Other Within”, İçimizdeki Öteki başlığını da seçmişti. İberik Yarımadası’nda Hıristiyan olmuşlardı, ancak “gizli Yahudilik” yaptıkları için yakılıyorlardı. Profesör Yovel, Yahudilik için, cesaretle ve inatla yaşadıklarını, ancak pek de Yahudi olmadıklarını ısrarla yazmaktan geri kalmamaktadır. Çok acı ve işte tarih ve tarihleri budur, diyorum.

***

Ne acı, eylülist diktatoryada, hapiste, açlık grevinde ölen, dönmeyen, darağacında öldürülen genç arkadaşlarımı hatırlıyorum. Onların dirençlerine, çelik iradelerine, hedeflerine bağlılıklarına hep hayran kaldım, anılarını pek yüksek tutuyorum. Ama inançları mı, ne kadar sığdı, ne kadar parçalı ve karışıktı, Portekiz’de yakılanlar gözümün önüne geliyor. Ve işte tarih budur, tekrarlıyorum; aklımızı açıyor. Bizi acı ile zenginleştiriyor.

Beğenme yolum

Çeviriyi yapan Deniz Hakan, alias Deniz Hakyemez de aileden solcu; annesi ile babası, babası hapisteyken evlenmişler. Dedesi Süleyman Üstün’ü tanımıştım, müthiş bir öğretmen örgütçüsüydü, müthiş bir Türkiye İşçi Partili oldu, o tarihlerden hatırlıyorum, Tkp ve Maden-İş’i seçti, yine müthişti ama artık pek çok karşı karşıya idik, yaptığımız savaştı. Ama şimdi yaşamıyor, sevgi ile yazıyorum. Ancak Deniz, bana asistan olmak istediğinde bilmiyordum, pek yeni öğrendim; bütün bunları çevirinin dilini çok beğendiğim için not ediyorum. Demek benim beğenme yolum budur.

Yalnız beğenmediğim yanlar da var, dilimizde “İbranice” şeklinde bir sözlük olamaz, ya “İbranca” ya da “İbrani”, bu çok tekrarlanan hatadır ve kabul edemeyiz. Ayrıca “Romanyot” türü teknik kullanışları kabul etmek durumundayız ve bunun yerine “Rum Yahudisi” anlamayı pek zorlamaktadır. Biz bu sözcüğü daha çok Yunani ya da Elen karşılığı kullanıyoruz; bana göre “Rum” sözcüğünü seçmek, aileye fazla bağlanmak ve fazla “solcu” olmaktır. Burada duruyorum.

***

Gonen Hanım’ın kitabının aslı İngilizce, bende var, okumuştum, burada yok, karşılaştıramıyorum. Ancak Türkçe çevirisi çok güzel, karışık hiçbir cümle ile karşılaşmıyoruz ve devam ediyorum. Peki neredeler, bazen Musa’nın üzerinde tutulan Ezra, Fırat’ı aşarak Arzaret’e vardıklarını haber veriyor. Buradan kayıp Yahudiler’in Arzaret’te olduklarını öğrenmiş oluyoruz.

Kayıp Yahudiler

Güzel, yalnız “Arzaret” neresi ki, “hiç bi yer” mi, iki açıklama ile bölümü bitiyorum. Bir, Yahudilik için Fırat çok önemli ve kutsaldır; Tevrat, Erez İsrael’i iki nehir arasında, Nil ve Fırat, tarif ediyor. Yalnız bu kadar değil, İbrani’nin kökü “Heber”, İngilizce Hebrew, Fransızca Hebrev, Rusça Evrey, bizim dillerimiz “İbran”, Fırat’ı aşmak, aşağıya inmek anlamına da geliyor. Demek ki Fırat’ı bir aştılar, Yahudi oldular, bir aştılar, kayboldular. Öyle mi, hiç olmazsa bakınız, Kafkas, Dağıstan, Tatar Yahudi resimleri bu kitaptadır. Ben ise bizi ilgilendiren Çerkez İbranileri’ni henüz yazmadım, yazmak istiyorum, Halep’in en geniş ailesi Sabuniler’den başlayabilirim. Çocukluğumda bana “Sabuniler’in Yalçın’ı” dendiğini hatırlıyorum. Annemin dedesi Ahmet Sabuni’nin Çerkez Ethem ile birlikte hareket ettiğini kitap yaparak beni kötülemek de istemişlerdi, bakarız. Sakıncasını görmüyorum.

Bozulan sözcükler

Sözcükler bozulurlar, biz “evlenmek” diyoruz, saçmadır; biz Türkler’de eskiden ev mi vardı ki, aslı “erlenmek” olmalıdır, öyledir ve bozulmuştur. Rusça’da evlenmeyi, “vidti za muj” olarak söylüyoruz, “erkeğin arkasına geçmek” demektir. Bozulurlar ve Rivka Gonen Ezra’nın verdiği bu sözcüğün aslının “Eretz Aheret” olduğuna işaret ediyor, “İbranice Eretz Aheret sözcüklerinin bozulmuş halidir” demektedir ve makul görünüyor. “Ahar” İbrani’de “başka” anlamına geliyor, “Eretz Ahar”, başka ülke demektir. Demek başka ülkelere dağılmışlar, devam etmek üzere burada bitiriyorum.

İsrael’in sayanları

Yemen’de varlar, bir bölümü döndüler, Etiyopya’dan dönenlere Falaşa diyorlar ve İsrael istihbarat örgütleri üzerine yapılan İsraeli araştırmalarda, Kabul çarşısında her dükkanda “mossad için bir sayan var” tesbitini bulmuştum, “sayan”, İbrani’de yardımcı anlamındadır. Afgan’da kaybolanlardan da zengin Afganlar, İsrael’e gittiler. Yalnız hepsinden bize de düşenler olduğunu biliyoruz.

Kürtler mi, Paris’te Kürdoloji tahsil ederken, İsrael’de iki yüz elli bin Kürt Yahudisi olduğunu öğrenmiştim; genelkurmay başkanları ve bakan çıkardılar. Bize kalmadı mı, olur mu, bir örnek, dostum Musa Anter Yahudi idi ve saklamazdı, Çanakkale’de kısa bir sürgünlüğü var, anılarında sinagoga devam ettiği yazılıdır. Ve “anter” ile “antman” aynı sözcüktür, Yahudiler taşıyorlar. Ben ise devam ediyorum.

“Ç” karakterini nasıl bilirsiniz

Bizde de noktalar var, “o” için, “u” için nokta koyuyoruz, aslı “Buland”, bülent’e çeviriyoruz, “yüce” demektir ve aslı “Gul”, çiçek ve özel manada gül’dür, noktalıyoruz. “Ç” de İbrani’de nokta ile yapılıyor, ama artık kaldırıldı, biz noktasız “ç“ karakterine sahibiz.

İbrani, Hertzel’dir, Herzl de olur, Selanik’te İtalyanlar’a yakın olanlar “tz” veya “z” karakterini “ç” söylüyorlar ve biz “h” karakterini söylemeyi sevmiyoruz, “Amet” diyoruz. Böylece “Erçel” adını buluyoruz.

Kökleri Milas ve Selanik’tedir, “Tziller” veya “Ziller” doğrusudur ve biz “Çiller” diyoruz. Bir de “Gazze” ve “Gaza” ve oradan gelenlere Gaz-i tabir ediyoruz. Böylece Gazi Erçel ve Tansu Çiller’i biliyoruz. Birisi Merkez Bankası’na başkan ve diğeri hem dışişleri bakanı ve hem başbakan oldular. Doğaldır, fıtraten, onlara ayrılmıştır.

Herzel’i, siyonizm’in örgütleyicisi olarak hatırlıyoruz. Adı, gazel veya “geyik” anlamındadır. Sevi veya Zvi ile aynı manadadır.

Behzat Ç. nam polis şefini hiç izlemedim. Benziyorlar mı, bilemiyorum.

Son Güncelleme: Cumartesi, 17 Kasım 2012 17:03
 

Kategorideki tüm içerikleri görmek için tıklayınız

Son Köşe Yazıları