TARIK DURSUN K./ Evvel zaman kabadayıları-(TAMAMI)

PDFYazdır

 

Tanıdığım ilk “kabadayı”, Eşrefpaşalı Reşat’tı, bir adı da Arap Reşat. Yeni yetme yıllarımdı. İkiçeşmelik’in biraz üstünde, Yangın Yokuşu’nun hemen başlarında oturuyorduk.

Yokuşu çıkarken soldaki ara sokak, bizim sokağımızdı. Evimiz de iki katlı bir ev. Biz, alt kat kiracısıydık. Birbirine dostça bakan iki sıralıklı evlerin arasında (nerden ve nasıl bitmiş, bir türlü bugün bile akıl erdiremediğim), kocaman, yaşlı bir çınar ağacı vardı. Kurumuşlukla kurumamışlık içindeydi. Gövdesi oyuktu.

O karşı evlerin birinin bodrum katı kömürcüydü, bildiğimiz mangal kömürü satıyordu. Günün büyük çoğunluğu, Arap Reşat, arkadaşı kömürcüye gelir, kapı önüne bir sandalye atar, tersinden oturur, kimseyle tek kelime konuşmazdı. Mahalleli ona karşı son derece saygılıydı; o da mahalleliyi sever, sayardı. Tütün, incir ve üzüm mağazalarında çalışan genç kızların namuslarını gözetir, peşlerine düşen serserilerin yollarına durur, kabadayılığın önkoşulu, “namahrem”e yan gözle bakmazdı.

Gözlediği yaşlı çınarın gövdesindeki oyuklar, küçük paketli esrar yuvalarıydı. Esrarkeşler gelir, çaktırmadan Arap’a sokulur, parayı zula eder ve sonra yine çaktırmadan (başka havalardaymışcasına) ağaca varıp elini uzatır ve “hak”kını alır, çekip giderdi.

Eşrefpaşa Karakolu da bilirdi bunu, mahalleli de. Görmezden gelinir, ses çıkarılmazdı. Bu, kabadayıya namus bekçiliğinin bir tür haracıydı çünkü.

Sonra başka kabadayılar tanıdım: Arkadaşlarımın arkadaşlarıydılar; gazetecileri seviyor, onlarla dost olmak çok hoşlarına gidiyordu. Adlarının başına ya da sonuna “baba” sıfatı eklenmemiş günlerdi. Hepsi de (Dündar Kılıç, Yahya Kılıç, Marlon Kemal, Kürt İdris, Mehmet Kapanoğlu vb.) küçük işlerin adamlarıydılar ve uluslararası değil, yalnızca “ulusal”dılar. Çok az farklılıklarla eskinin kabadayı geleneğini sürdürüyor, semt ya da bölgesel ve küçük çaplı fırıldaklar (kumar oynatma, at yarışlarında yazıcılık, genelevlerle randevuevlerini sözde koruma gibi) çeviriyorlardı. Çek-senet tahsili, kalçadan şişlemek, topuktan kurşunlamak türünden “tatsız” işlere pek bulaşmıyorlardı.

12 Eylül’e gelme aşamalarında saflar arası değişmeler oldu, yeni kabadayılar önce silah kaçakcısı, ardından uyuşturucu kaçakcılığına sıvandılar. Bu iki “şey” onları uluslararası düzeye çıkardı. Büyüdüler, kabadayılıktan “baba”lığa terfi ettiler.

İşin boyutları eskilerin harcı değildi, onları aşıyordu da. Yerlerini (zorla) soldan ve sağdan gözü kara (silahşör)lar aldı. Suçu örgütlediler, giderek “büyük yer”lerin adamı, tetikçisi, fedaisi oldular.

Arap Reşat türü kabadayılar onların tırnağı bile değildi. Namuslulukları ve dürüstlükleri kabadayılığın hem gereği, hem yakışığıydı. “Baba”lık icat olmuş, mertlik bozulmuştu. Artık onlara düşen, raconlarına uymayan bu yeni düzenden çekip gitmek, giderayak da bir günlüğüne bir köşe yazısına konu olmaktı.

Son Güncelleme: Pazar, 23 Eylül 2012 12:44
 

Kategorideki tüm içerikleri görmek için tıklayınız

Son Köşe Yazıları