Parlamenter sistemde Genelkurmay Cumhurbaşkanı’na bağlanamaz

15 Temmuz badiresinden sonra Başbakan Binali Yıldırım -herhalde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayını alarak- bir girişimde bulundu ve bu “mini Anayasa değişikliği” konusu gündeme geldi.

Parlamenter sistemde Genelkurmay Cumhurbaşkanı’na bağlanamaz
15 Ağustos 2016 Pazartesi 11:19

Oktay Ekşi’yle 3 soru cevap

1. Mini Anayasa değişikliği toplantısı önceki gün yapıldı. HSYK yapısının RTÜK üyelerinin seçimi örnek alınarak yeniden şekillendirileceği belirtiliyor. Bu, zaten siyasal tartışmaların öznesi olan yargının daha da siyasallaşmasının önünü açmaz mı?
15 Temmuz badiresinden sonra Başbakan Binali Yıldırım -herhalde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayını alarak- bir girişimde bulundu ve bu “mini Anayasa değişikliği” konusu gündeme geldi. Yapılan açıklama da insanda umut uyandırıcı nitelikteydi çünkü “yargıyı bağımsızlaştırmayı ve tarafsızlaştırmayı amaçlayan değişiklikler” söz konusu olacaktı.
Türkiye’nin acil ihtiyacı “adil ve tarafsız bir yargı düzenine kavuşmak”tır. Ne yazık ki 1961-1980 arası hariç yargımız hiçbir zaman “tarafsız” ve “bağımsız” olamamıştır.
Bağımsız ve tarafsız bir yargıya kavuşmamız umuduyla “yargı”ya 1961 Anayasası’yla verilen imkânı da bizzat yargı mensuplarımız maalesef heba etmişlerdir. Çünkü bağımsız ve tarafsız bir yargı inşa etmeleri için kendilerine verilen yetkiyi, kayırmalar, torpilli tayinler, hemşehrilik bazlı düzenlemeler, etnik dayanışmalar için kullanmışlardır. Böylece -maalesef- bağımsızlığa ve tarafsızlığa ehil bir kadroya sahip olmadığımızı ispat etmişlerdir.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra geçen dönemin, yargımızı ne hale düşürdüğü de gözler önündedir.
Böylesine ağır yaralı ve hastalıklı bir bünyenin kendisini toparlaması ve gerçekten ADALET DAĞITABİLİR hale gelmesi uzun yıllar alır. Tek bir gün bile geçirmeden tedaviye başlamak gerekir.
Tedavi, birinci deneyimin (1961-80 arasının) yarattığı hayal kırıklığına rağmen kendini inşa ve idare hak ve yetkisini yine yargıya bırakmak ama yet-kilerin kötüye kullanılmasına engel olacak etkin bir denetim mekanizmasını da kurmaktır. Çünkü birinci deneyim döneminin en büyük eksiği sistemi denetimsiz bırakmış olmaktı.
Bağımsız yargının temel koşulu Adalet Bakanı’nın yargı üzerindeki vesayetini tamamen kaldırmaktır.
Bu amaçla kurulacak “Hakimler Yüksek Kurulu” “Savcılar Yüksek Kurulu”nun teşkili siyaset ve cemaat gibi güçlerin etkileyemeyeceği bir mekanizma tarafından belirlenmelidir. Aksi halde yargı yine siyasallaşır, yine cemaatleşir ve döner dolaşır aynı yere geliriz.

2. Cemaat’in devletin en kritik noktalarına yerleştiği sırada sorumluluk makamında bulunan isimler arka arkaya özür açıklamasında bulunuyor. En son Org. Necdet Özel FETÖ mensubu olduğu ortaya çıkan Genelkurmay Adli Müşaviri’ne, göreve geldiği sırada ‘Paralel ilişkin var mı, diye sordum hayır demişti’ dedi. Açıklamaları nasıl yorumluyorsunuz?
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan başlayarak -deyim yerindeyse- günah çıkaranlar birbiri ardından açıklamalar yapıyor yahut ekranlara çıkıp “şu kadar sene Fethullah Gülen’in yanındaydım”la başlayan cümleler içinde akla hayale gelmedik şeyler söylüyorlar. Bunlardan Gülen’in suç örgütüne ortak iken şimdi “etkin pişmanlık” beyanında bulunanlara ne demek lazım, kestiremiyorum ama “kamu yetkisi” taşıyıp da “aldatılmışız” diyenlerin hiçbir şey olmamış gibi yollarına ve yaşamlarına devam etmelerini toplum vicdanı kaldıramaz. Çünkü o yanlışlar, o ihmaller yahut o nedenle kötüye kullanılmış olan yetkiler nedeniyle toplumun (kamunun) uğradığı zararların bir şekilde telafi edilmesi gerekir. Telafi edilmezse ilgili kişiye bununla ilgili bir yaptırım uygulamak zorunludur.
O nedenle başta Necdet Özel olmak üzere herkes, ihmalinin, yetkilerini kötüye kullanmanın veya başka bir şekilde Türkiye’yi zarara sokmanın hesabını vermelidir.

3. 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de TSK yapısına ilişkin önceden alınan bazı kararların tadil edileceği belirtiliyor. Sizce nasıl bir kararname olması gerekiyor?
Silahlı kuvvetlerimizin insan kaynağı olan “askeri liselerin kapatılması” kararı, bu kararı alanlar dışında istisnasız herkes tarafından yanlış bulundu. Ama asıl Silahlı kuvvetlerimizin üst kademeleriyle ilgili kararlar insanı düşündürüyor. Örneğin parlamenter sistemin uygulandığı bir ülkede Genelkurmay Başkanı’nın doğruca Cumhurbaşkanı’na bağlanacağını birine söyleseniz, “Aklınızı peynir ekmekle mi yediniz?” türünden bir yanıt alırsınız.
Neyse ki konunun o kısmı Anayasa değişikliği gerektirdiği için şimdilik ön planda değil.
Kuvvet komutanlıklarını Milli Savunma Bakanı’na bağlayan düzenlemenin değiştirileceği ve bunları “idari açıdan bakanlığa, harekât yönünden Genelkurmay Başkanlığı’na bağlama” yönünde bir adımın atılacağı şeklindeki haberler “yanlışın bir kısmından dönme” anlamına geldiği için, o ölçüde memnuniyet vericidir. Ama asıl önemlisi, “siyaset dünyasını” yeniden düzenlemeye kalkan 1980 darbesi generallerinin yaptığı yanlışın şimdi “askerler dünyasını” yeniden düzenlemeye kalkan siyasetçiler tarafından tekrarlanmasıdır.
1980 darbesinden sonra “siyaseti baştan inşa etme” iddiasıyla o zamanın köklü siyasi partilerini kapatan generaller, Türkiye’nin bugün geldiği noktadaki durumuna bakıp “bu bizim eserimiz” diyorlar mı bilmiyorum ama tüm sorumluluğun onlara ait olduğunu söyleyebilirim. Şimdi askerler dünyasını yeniden inşa etmeye kalkan siyasetçiler de yarın yeni bir pişmanlık ifade etmek zorunda kalacaklarını unutmasınlar.
Tamam nihai karar elbet siyasilerindir ama askerliği askerlerin bildiğini kabul etmek de onlara düşen bir görevdir.

Etiketler; #Oktay Ekşi

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.