OHAL’de haklarımızı öğrenmeli ve duyurmalıyız

Ulusça öylesine derin bir uçurumun kenarından döndük ki, bu sonuca sevinen insanların kucaklaşması, birbirine sahip çıkması elbet ilk aşamada rastlanacak (rastlanması beklenecek) tepkilerdir.

OHAL’de haklarımızı öğrenmeli ve duyurmalıyız
25 Temmuz 2016 Pazartesi 11:12

M. İlker Yücel

| TBMM bombalandı, halka ateş açıldı ve insanlarımızın üzerinden tanklar geçti. Bu çılgınlığın sebebi nedir?
Bu çılgınlığın temel sebebi “iktidarı ele geçirip adaletin elinden kurtulurken muhasımlarından (düşmanlarından) o kargaşada ölmemiş olanları yargı eliyle mahkûm edip kurtulma kararlılığıdır.
Darbeci grubun gözü dönmüşlüğü o kadar had safhadadır ki yaptıklarının (eğer İslam adına hareket ettiklerini sanıyorlarsa) acımasız bir katil sürüsü olan IŞİD’çilerin yaptıklarından farkı olmadığını göremeyecek kadar körleşmişlerdir.
Rahmetli Falih Rıfkı Atay’ın (ki kendisi 1952’den 1960’a kadar -eski- Dünya gazetesinin sahibi ve başyazarıydı ve benim de patronumdu) bir anekdotunu yeri geldikçe çok yazdım ve çok yerde de tekrarladım. Burada bir kere daha yazayım:
Bir gün (sanıyorum 1957-58 yıllarında olacak) gazetenin istihbarat odasına girerek oradaki genç muhabirlere, “Kuzum, size bir şey sormak istiyorum” der. Çocuklar “Buyurun efendim” deyince soruyu yöneltir:
“Dünyada EN İYİSİ ile EN KÖTÜSÜ arasında en az fark olan şey nedir?”
Muhabirlerden biri, “Kadın’dır” der. Öteki “Para’dır” diye yanıtlar. Falih Bey:
“Bilemediniz kuzum, YOBAZ’dır” der ve ayrılır.
Yaşadığımız son olay gösterdi ki “aklın” değil “nakl”in (aktarılmış bilgi(!?)lerin) emriyle hareket eden, kısaca robotlaşan insan hangi rütbede, hangi konumda, hangi akademik düzeyde olursa olsun tek kelimeyle YOBAZ’dır. O nedenle yobazın en cahiliyle en çok diplomalısı arasında fark yok denecek kadar azdır.
Yaşadığımız çılgınlık işte böyle bir yobazlıkla açıklanabilir. Kendisini insanlığın en üst düzeydeki değerlerine sahip zanneden yobaz o nedenle Irak’ta, Suriye’de Afganistan’da gözünü kırpmadan insan kellesi kesebildiği gibi Türkiye’de kardeşinin üzerine makineli tüfekle kurşun yağdırabilir, mensubu olduğu milletin temsilcisi olan Meclis’i bombalayabilir. Bu son cümleyi yazınca aklıma geldi. Bir insan bu düzeyde yobazlaşınca onun bir millete mensubiyetinden söz etmek belki de hatalıdır çünkü o artık millete değil kendisini sadece belli bir tarikata/cemaate ait sayıyor olmalıdır. Millet ve bayrak gibi değerler, TBMM gibi kurumlar öyle bir insan için sadece göstermelik değerlerdir. O nedenle bombalamakta da önüne geleni öldürmekte de sakınca görmemesi normaldir.

| Saray önündeki gösterilerde 10. Yıl marşı çaldı, Ergenekon’dan yıllarca hapislerde kalan askerler hükümetin yanındayız açıklaması yaptı, AKP, CHP mitingine katılım çağrısında bulundu, Vatan Partisi meydanlarda kendisini gösterdi. Neler oluyor?
Ulusça öylesine derin bir uçurumun kenarından döndük ki, bu sonuca sevinen insanların kucaklaşması, birbirine sahip çıkması elbet ilk aşamada rastlanacak (rastlanması beklenecek) tepkilerdir. O nedenle Ergenekon komplosu mağdurlarından, sağ eğilimli siyasi parti mensuplarına, liberalinden kendisini azınlıktaki bir kesimin mensubu sayan insanlara kadar herkesin bu coşkuyu paylaşması bence normaldir.
Darbe teşebbüsüne karşı durduklarını göstermek için TBMM binasında el ele veren tüm siyasi parti mensubu milletvekillerinden aldığımız ders de budur. CHP’nin 24 Temmuz 2016 tarihli mitingine Adalet ve Kalkınma Partisi temsilcilerinin katılacaklarını ilân etmeleri de aynı yöndeki güzel örneklerden biridir. Önemli olan ulusal değerlerde birleşebildiğimizi sadece bu örnekle sınırlı tutmayıp demokrasiyi koruma, Cumhuriyetin temel değerlerin sahip çıkma konusunda da gösterebilmemizdir. Bununla ilgili sınavlar önümüzdedir.


| Gençler merak ediyor. OHAL’de Hükümet nelere dikkat etmeli?
OHAL dönemleri “hukukun rafa kaldırıldığı” dönemler değildir. Hukuk yine vardır, hukukun üstünlüğü yine geçerlidir ama bir gerçek var ki hükümetler kendilerine verilen aşırı yetkileri kötüye kullanmaya eğilimli olurlar. O nedenle çözümü hükümetin nelere dikkat etmesinde değil, yetkilerin kötüye kullanılması halinde haklarımızı ve hukukun üstünlüğü ilkesini nasıl koruyacağımızda aramalıyız.
Öyleyse doğru olan hükümetin nelere dikkat edeceğinden önemlisi genç/yaşlı kadın, erkek tüm bireylerimizin “temel hukuk ilkeleri”yle, “temel insan hakları”yla güvence alına alınan haklarını korumak için bunların neler olduğunu öğrenmesidir. Bunun için barolar derhal konu üzerine eğilmeli, belki de daha doğrusu Türkiye Barolar Birliği’nin ilan edilmiş kurallar ışığında herkesin neler yapması gerektiğini belirleyip KAMUOYUNA DUYURMASI’dır. Bu konuda en önemli görev ve sorumluluk barolara aittir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.