Fetullah Gülen iade edilmeli

Kanun Hükmünde Kararnameler genel hatlarıyla içinde bulunduğumuz olağanüstü koşulları normalleştirmeyi hedefler görünüyor. Fetullahçı Terör Örgütü’yle bağlantısı olanların kamu hizmetlerinden tasfiye edilmesi bunun somut örneği.

Fetullah Gülen iade edilmeli
01 Ağustos 2016 Pazartesi 11:54

M. İlker Yücel

| Kanun Hükmünde Kararnameler ne getiriyor, ne götürüyor?
Kanun Hükmünde Kararnameler genel hatlarıyla içinde bulunduğumuz olağanüstü koşulları normalleştirmeyi hedefler görünüyor. Fetullahçı Terör Örgütü’yle bağlantısı olanların kamu hizmetlerinden tasfiye edilmesi bunun somut örneği. Keza 15 Temmuz kalkışmasına (darbe teşebbüsüne) karşı çıkarken şehit düşen veya başka şekilde mağdur olanlara dönük yardım, ödüllendirme, tazminat ödeme, maaş bağlama gibi olumlu hükümler içerenlerin bulunduğunu biliyoruz ama bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerin sakıncalı hükümler içerdiğini düşünüyorum. Örneğin Genelkurmay Başkanlığı’nın ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Cumhurbaşkanlığı’na, Kuvvet Komutanlıklarının Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması parlamenter sistemin yapısını ve işleyişini bozacak kadar sakıncalıdır çünkü:
a) Bu adım Cumhurbaşkanı’na ülkenin en etkin iki gücünü doğrudan doğruya bağlayarak Cumhurbaşkanı’nın bir parlamenter sistemde “sembolik” düzeyde kalması gereken konumunu oradan alıp icranın en güçlü noktasına taşımak demektir.
b) Dostum Hasan Korkmazcan’ın dikkatimi çektiği ikinci ve daha büyük bir sakınca daha var: Cumhurbaşkanı parlamenter sistemlerde “sorumsuz”dur. O nedenle bir milletvekili Cumhurbaşkanı’nın eylemleri, kararları vb. işleri nedeniyle ne soru sorabilir ne de devletin herhangi bir denetleme mekanizması onunla ilgili inceleme yapabilir. Bu demektir ki söz konusu kurumlar Cumhurbaşkanı’na bağlandığı taktirde tam anlamıyla denetim dışı kalırlar.
Dahası, yürütme gücünün başındaki Başbakan da örneğin Genelkurmay Başkanı’na hesap soramaz. Sadece Genelkurmay Başkanı’na değil MİT Müsteşarı’na da hesap sorma hakkı olmaz. Keza parlamentonun da MİT konusunda Başbakan’dan bilgi istemesi ve alması da imkansız hale gelir.
Böylesine denetimden masun bir gücün yapmayacağı/yapamayacağı kötülük yoktur. Hele AKP İktidarının 2014-2015 yıllarında MİT Kanununu değiştirerek bu kuruluşa verdiği “hemen her türlü eylemi yapma” yetkileri göz önünde tutulduğunda bu KHK’nın ne büyük sakıncalar içerebileceği görülür.
Sadece bunlar değil. Harp Akademileri, Harp Okulları ve daha alt düzeydeki askeri okulların bu KHK’larla kapatılması, GATA başta olmak üzere askeri eğitim sağlık kurumlarının Sağlık Bakanlığı’na bağlanması da bence sayılmakla bitmeyecek sakıncalar içeren bir düzenlemedir.
O okul ve kurumlardaki FETÖ’cüleri tasfiye etmek, yenilerinin bu kurumlarda bulunmasını önlemek elbet gerekli hatta öncelikli bir ihtiyaçtır. Yeni öğretim kadrolarıyla o okullarda bu Cumhuriyet’in temel değerlerine bağlı askerler yetiştirmek elbet gereklidir ve mümkündür ama onun yerine Silahlı Kuvvetlerimizin son tasfiyeyle -mecburen- kaybettiği insan gücü yetmiyormuş gibi, geriden gelebilecek sağlıklı kadroların önünü kesmek fevkalade vahim sonuçlar doğurabilecek bir hatadır.

| TSK’nın sivilleşmesi gündemde. Sivil ordu olur mu?
Ordunun “sivilleşmesi” -konu uzmanlık ister ama- ben bildiğim kadarıyla yanıtlayayım: TSK tüm tarihimizin en sağlam kurumudur. Şimdi onu “sivilleştirmek” gibi bir düşüncesi olan varsa bence önce akıl sağlığı yönünden bir kontrolden geçmesi iyi olur. Maksat eğer Osmanlılık dönemi özlemcilerini tatmin etmekse -bunu ancak şaka olarak ifade etmek gerekir- tutsunlar Tımar, Zeamet ve Has düzenini geri getirsinler. O zaman bu birimlerin sahipleri tarafından ülkenin ihtiyacı olan askeri devlet emrine verilir ve ordumuz bu suretle oluşur.
Ama konuyu ciddi şekilde ele almak gerekirse benim bildiğim İsviçre ve İsrail gibi ülkesi küçük, nüfusu az ama bağımsızlığını korumak için elindeki tüm insan gücünden yararlanmayı şart gören ülkeler, tüm bireylerini savaşta işe yarayacak şekilde eğitirler, görevlendirirler. Tüm ulusu görevli kılan bu model eğer “ordunun sivilleşmesi” diye anılıyorsa ve o murat ediliyorsa ortada yine yanlış var demektir. Çünkü o iki ulusun genel eğitim düzeyi bizimkiyle kıyaslanmayacak kadar yüksektir. O nedenle az sayıda insanla yüksek düzeyde savaş gücü oluşturabilirler. Türkiye öyle mi?

| ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford bugün Türkiye’de. Masada hangi dosyalar var sizce?
ABD Genelkurmay Başkanı elbet Türkiye’nin askeri açıdan ABD ile işbirliği konularını görüşmek için geliyor ama bu genel başlığın altında yatan en önemli konunun 15 Temmuz darbesinde ABD’nin -elbet açıkça değil- oynadığı rol olduğu bence kuşkusuzdur. ABD yetkilileri bugüne kadar çeşitli ağızlardan “bizi bu işe karıştırmayın, çünkü yokuz” dediler ama inandırıcı olamadılar. Nitekim hangisi ağzını açsa, ikinci cümleden sonra darbenin başarılı olmamasından üzüntü duyduğunu gösteren sözler söylüyor. Hele CIA gibi “darbeler” konusunda çok kötü bir sicile sahip Gizli İstihbarat Örgütü’ne sahip bir ülkenin “masum” olduğunu ispat etmesi pek zordur.
Gerçek şu ki 15 Temmuz ile ABD-Türkiye ilişkileri çok ciddi bir yara aldı. Bunu telafi etmenin -veya unutturmanın- tek yolu Fetullah Gülen’in Türkiye’ye teslim edilmesidir.   

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.