Ergenekon’un şövalyesi Muzaffer Tekin’i yitirdik

Ergenekon’un şövalyesi Muzaffer Tekin’i yitirdik
03 Nisan 2015 Cuma 11:53

Hikmet Çiçek 

Flash TV’de 25 Ağustos 2006’da Saygı Öztürk ile Taşkın Şenol’un hazırlayıp sunduğu bir haber pragramına gazeteci konuk olarak katıldım. Konu, 17 Mayıs 2006 günü yapılan Danıştay cinayeti ile o günlerde Ergenekon’un provası niteliğinde bir tertip olan “Atabeyler” operasyonuydu.  

Danıştay saldırısına adının karıştırılmasını onuruna yediremeyerek intihara teşebbüs eden ve kısa süre sonra hakkında takipsizlik kararı verilerek aklanan bir emekli yüzbaşı programa telefonla bağlanarak şunları söyledi: 

“Benim hedefe konularak gerçekleştirilen operasyon, Cumhuriyet tarihinin medya destekli en büyük siyasi komplosudur. Nihai hedefi ise Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Ulusal bütünlüğümüzün güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yoğun bir psikolojik harekât yapılmaktadır.” 

Emekli yüzbaşının adı Muzaffer Tekin’di. İki yıl sonra “suç ortağım” olarak Silivri’de günlerimizi, yıllarımızı birlikte geçirecektik. Kader ve koğuş arkadaşı olacaktık. 

Muzaffer Tekin 15 Haziran 2007 günü gözaltına alınıp tutuklandı. Cezaevindeyken yapılan bir yasa değişikliğiyle uğradığı hak gaspı giderildi. Emekli kıdemli albay oldu. Ama silah arkadaşları ona hâlâ “Zafer Yüzbaşı” derdi. Kıbrıs harekatının üstün cesaret madalyalı askeri orada şehit olamadı. Ama 13. Ağır Ceza Mahkemesi onu kanser yaptı. O mahkeme bir suç örgütünün elemanlarından oluşuyordu. Onlar, Cumhuriyetin değil fakat bir terör örgütünün “özel yetkili” yargıç ve savcılarıydı. 

Zafer Yüzbaşı uzun süre Çapa’da kaldı. Özgür olduğunda da oradaydı. Muzaffer Tekin, “Bu da bir savaş. Vücudumun içinde süren bir savaş. Onu da yeneceğim” diyordu, son görüşmemizde. Menhus hastalık galip geldi. Önceki gün İstanbul GATA’da Tekin’i kaybettik. 

Muzaffer Tekin, tertibin ilk başından itibaren içinde yetiştiği kuruma ve silah arkadaşlarına yönelik bir büyük komplonun farkına vardı, “yol haritasını” ona göre çizdi. Şöyle diyordu: “Düşman operasyonunda tutsak edildim. Bireysel mağduriyetimin hiçbir önemi yoktur. Farklı olarak dört duvar arasında olsam da ruh dünyam çok zengin. Hayatımın her döneminde yanımda olan sevgili eşim Müge, sevgili kızım Özge ve onurlu dostlarım en büyük destekçilerim.”  

ŞEFAAT DİLEMEDİ 

Silivri yargılamalarının farkındaydı. Buradan adalet çıkmayacağının bilincindeydi. “Adil yargılama yapıyoruz diyenlerin niyetlerini çok iyi bildiğim için, ben de yargılanıyormuş rolüne bürünerek bu trajikomik durumu ibretle izliyorum. Ortada bir suç olmadığından suçlu da olamayacağı gerçeğiyle bu tertibe alet olanlara sadece acıyorum. Ayrıca aydınlık bir Türkiye için ve gelecek nesillere sorumluluğumuzu bir bedel ödemek olarak değil, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının asli bir görevi olarak görüyorum.”  

Daima “asli görevine” sadık kaldı, eğilmedi, bükülmedi, “Beşiktaş terör örgütü”nden” şefaat dilemedi. Başı dik yaşadı ve öyle öldü. 

Bir olayı hatırlatayım. 

25 Eylül 2012 Aslı Aydıntaşbaş tanık olarak dinleniyordu. Aydıntaşbaş’ın tanıklığa konu olan haberinde Muzaffer Tekin’in de adı geçiyordu. Tekin’in haberin içeriğine yönelik olarak Aydıntaşbaş’a soru sormasından daha hukuki ne olabilirdi? Fakat mahkeme başkanı Hasan Hüseyin Özese, tanığa Tekin’i tanıyıp tanımadığını sordu, “tanımıyorum” yanıtını alınca da “Sizi tanımıyor, soru soramazsınız” dedi. Tekin itiraz etti. Ne mi oldu? Mahkeme başkanı “mahkemenin düzenin bozduğu” gerekçesiyle duruşmalara 16 celse girmesini yasakladı. Silivri’de adalet böyle dağıtılıyordu. 

REŞAT ÇİĞİLTEPE KÜLTÜRÜ 

Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, yanında İstihbarattan Sorumlu Müdür Yardımcısı Şammaz Demirtaş’la birlikte Acıbadem Hastanesi’ne gitti. Kapısında bir polisin beklediği odaya yöneldi. Yataktaki “hastaya” elini uzatarak, “Sizi sorgulamaya gelmedim. Geçmiş olsun demeye geldim. Hakkınızda o kadar övücü sözler duydum ki, sizinle tanışmak istedim” diye konuştu. Yataktaki “hasta” Muzaffer Tekin’di. Danıştay saldırısına adının karıştırılmasını onuruna yedirememiş, canına kıymaya kalkışmıştı. 

“Yarbay Reşat Çiğiltepe kültüründen geliyoruz” diyordu Tekin. Kurtuluş Savaşı’nda emredilen tepeyi zamanında alamadığı için intihar eden Çiğiltepe’yi anımsatarak. 

Tekin, Ergenekon’un “asrın en büyük tertibi” olduğunu biliyor ve şöyle diyordu: 

“Bizi aslanların önüne atsalar mertçe dövüşürüz, ağrıma gitmez de, ama farelerin kemirmesi, uyurken üfleyerek uyuşturup yemeye kalkışmaları çok ağrıma gidiyor.”  

Muzaffer Tekin, Ergenekon davasında en ağır ceza alan sanık oldu: İki kez ağırlaştırılmış müebbet ve 117 yıl hapis.  

Ergenekon savcılarından Nihat Taşkın, Muzaffer Tekin, Veli Küçük gibi sanıkları kastederek “Şimdi bağırıp çağırdıklarına bakmayın. Kararla birlikte gömeceğiz onları” dememiş miydi! 

Rahat uyu Zafer Yüzbaşı. Sana çektirilen acıların hesabı sorulacaktır. 

PARTİYE ÜYE OLMAYI KABUL EDİYORUM 

Ergenekon davasının 29 Ocak 2009 günlü duruşmasında İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in sorgusu yapılıyordu. 

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel Doğu Perinçek’e soruyor: 

“Partinizde bulunan belgeler arasında Öncüler Listesi adlı bir belge bulundu. Sanıklardan Muzaffer Tekin’in adı orada geçiyor” 

Doğu Perinçek: 

“Biz toplumun aydın, birikimli öncü isimlerini partimize davet ediyoruz. Bu listede onların isimleri var. Muzaffer Tekin’den bize çok övgü ile bahsettiler. Biz de uygun bulduk. Şimdi kendisine İşçi Partisi’ne üye olması için çağrı yapıyorum” 

Muzaffer Tekin (ayağa kalkarak): 

“Sayın Doğu Perinçek’in teklifinden şeref duyarım. Partiye üye olmayı kabul ediyorum.” 

Böylece Muzaffer Tekin, mahkeme salonunda bir partiye üye olan dünyada ilk isim oluyordu. 

HÜKMÜ SİNDİREMEDİ 

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 5 Ağustos 2013’te verdiği hükme kadar hiçbir sağlık problemi olmayan Muzaffer Tekin’in karardan bir ay sonra ağrıları başladı. Mahkeme hiçbir delile dayanmadan ve kumpasçı savcılar tarafından kullanılan Osman Yıldırım’ın ispatlanmış yalanlarıyla Tekin’e ağırlaştırılmış müebbet cezası verdi. Kararı içine sindiremeyen Tekin, Eylül ayında sağlığını kaybetmeye başladı. Hüküm açıklanmadan önceki son sözlerinde hâkimlere “Bana mahkûmiyet kararı verirseniz, Danıştay’da katledilen hâkimin kanı üstünüzde olacaktır” demişti. Şimdi hem Danıştay hâkiminin hem Tekin’in kanı o kumpasçıların üzerinde. 

KKTC UNUTMADI  

Kıbrıs Milli Koordinasyon Komitesi, Tekin için baş sağlığı diledi. Komite Başkanı Yakan Cumalıoğlu imzasıyla yapılan açıklamada, “Türk Devletine, bayrağına, vatan toprağına, Kıbrıs Türklüğüne sevdalı, her ortamda cesaretini, metanetini muhafaza eden, Kıbrıs’ımızın kurtarılmasında gösterdiği kahramanlıkla anılan, vatan toprağına “Zafer Tepe” olarak imzasını atan bu yiğit insan unutulmayacaktır” ifadeleri kullanıldı. 



İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.