En seçkin birliğe işte böyle sızdılar

Tümgeneral Gökhan Sönmezateş Amerika’da arama kurtarma kursuna gitti. Döndü. Baş döndürücü bir hızla ilerledi. Kurmay Albayken, İzmir’deki Hava Arama Kurtarma Okulu’nun başına atandı.

En seçkin birliğe işte böyle sızdılar
27 Temmuz 2016 Çarşamba 11:22

Oktay Yıldırım

Askeri birliklerin birçoğunun duvarlarında yazar: “En tehlikeli silah eğitilmiş ve inanmış insandır...” Çünkü savaş alanında sadece bunun önemi vardır ve eğer bu varsa doğru tutulduğunda her şey bir silaha dönüşebilir.
Birçoğunuz isimlerini belki de ilk kez duydunuz. Hava Kuvvetleri Arama Kurtarma Alayı... Aslında TSK içinde SAR yani İngilizce (Search And Rescue) anlamının baş harfleriyle bilinirlerdi. Şimdilerde haber kanallarında “MAK” olarak anılıyorlar oysa bu yanlış... MAK, Özel Kuvvetlere bağlı Muharebe Arama Kurtarma anlamına gelen çok özel bir birlik, Hava Kuvvetleri ile ilgisi yok. Karışıklığa yol açmamak gerek.
Hava Kuvvetleri Arama Kurtarma Alayı’nın görevi, dost ya da düşman topraklarda düşen bir hava aracımıza herkesten önce müdahale etmek, pilotları kurtarmak ve kritik ekipmanı imha etmek ya da kaçırmak. Hepsi komando, çoğu milli paraşütçü ve dünya çapında dereceleri var. Karadan, denizden ve havadan, dost ya da düşman topraklarda birçok operasyonu yapabilecek yetenekte bir birlik.

HALKA ATEŞ EDENLER
Türk Ordusu’nun en seçkin birliklerinden biri olan bu alaydan yaklaşık 60 kişi hain kalkışmaya katıldı. İçlerinden bir grubu, Tayyip Erdoğan’ın kaldığı oteli bastı. Akıncı Üssü’nün girişinde “Ne mutlu Türküm diyene” diye bağıran halkın üzerine ateş edenler de bu birlikten Erdoğan Durgun ile Kaan Polat idi... Birçok uluslararası yarışma ve görevde Türkiye’yi temsil etmişlerdi. Oysa şimdi silahsız halkın üzerine şarjör boşaltıyorlardı. Belki başka ateş edenler de vardı ama haber kaynağım o ikisini tanımıştı.
Peki, nasıl oldu bütün bunlar?
Bu sorunun cevabı belli...
Din ve tarikat ilişkisi işin içine girdiğinde insanlar çok şaşırtıcı şeyler yapabiliyorlar. Kendi evlatlarını bile Allah’a kurban etmek için doğrayan hasta ruhlu insanlar böyle çıkıyor ortaya. Hiç unutmam, Danıştay’ı kana bulayan avukat Alpaslan Aslan, Esmaül Hüsna’yı okuduğunda yüzünün görünmez olacağına inandırılmıştı. Kendini Allah’ın askeri sanıyordu. Zirve Yayınevi’nde insanları doğrayanlar, Rahip Santoro ve Rahip Padovese’yi öldürenler hep aynı düşünce biçimi nedeniyle yapabildiler bu katliamları. Bunlar Allah’ın emirleriydi, şeyhleri iletmişti ve bunun mükâfatını cennette alacaklardı.

TETİĞİ ÇEKTİRENLER
Özel Kuvvetler’de, zamanında omuz omuza düşmana karşı çatışmış askerlerin, içlerinde bir düğmeye basılmış gibi kendi silah arkadaşlarını vurmasının da açıklaması budur. Kimse kendini kandırmasın. Evet, bu işin arkasında ABD var ama o tetiği çeken pilota ya da astsubaya doğrudan Pentagon’dan emir verilmedi. ABD onların başındaki şeyhi kontrol etti ama tetiği çektiren bu dini inanç zemini ve tarikat bağıdır. Peki, bu adamlar Türk Ordusu’nun en kritik ve özel birliklerinde nasıl yuvalandı?
Önce size bu birliğin öyküsünü anlatmalıyım.
Anlatmalıyım ki, ordunun hücrelerine sızan dinci yobazlığın adım adım nasıl örgütlendiği görülsün...

BİRLİĞİN KADERİ NASIL DEĞİŞTİ
Türk Ordusu’nda pilot olmadan general olabilen iki havacı subaydan biri...
Tümgeneral Gökhan Sönmezateş.
Bir arama kurtarma uzmanıydı.
Son derece parlak bir subaydı. Türk Ordusu’nu yurt dışında temsil eden birlikleri, paraşüt takımlarını yönetti. Son derece etkileyiciydi, çok sayıda kurs görmüştü, donanımlıydı. İlk görüşte FETÖ’cü olacağı kimsenin aklına bile gelmezdi. Zaten kendisi de basına yansıyan ifadesinde FETÖ’cü olmadığını ama darbeye iştirak ettiğini belirtiyordu.
Hava Kuvvetleri’nin önceleri bir Arama Kurtarma Alayı yoktu.
Bunun yerine her üste sayıları 8-12 kişi arasında değişen personelden kurulu Arama Kurtarma Timleri vardı. Bunlar da bulundukları üsteki helikopter filosuna bağlıydı. Her tim kendi üssünün hava araçlarına müdahale edecek şekilde konuşlanmıştı.
Sonradan Tuğgeneral olacak olan Gökhan Sönmezateş bunlardan biriydi. Amerika’da arama kurtarma kursuna gitti. Döndü. Baş döndürücü bir hızla ilerledi, kurmay oldu. Kurmay Albay rütbesindeyken, daha önce öğretmen olarak görev yaptığı İzmir’deki Hava Arama Kurtarma Okulu’nun başına atandı. Bundan sonra Hava Kuvvetleri bünyesindeki arama kurtarma uzmanlarını büyük bir dönüşüm bekliyordu.
Önce eğitim süreleri uzatıldı, 9 aylık özel kurslar görmeye başladılar. Bunun yanında komando ve SAT’ların gördüğü diğer kursları da alıyorlardı. Karadan, denizden ve havadan bütün operasyonları yapabilecek, düşman hatları gerisinde uzun süre kalabilecek şekilde eğitildiler.
Daha sonra her üste bulunan Arama Kurtarma timleri Konya 3. Ana Jet Üssü’ne toplandı. Artık toplu halde ve tek komuta altındaydılar. Hava Kuvvetleri Arama Kurtarma Alayı olmuşlardı. Görev yapacakları üslere buradan 15-30 günlük geçici sürelerle gönderiliyorlardı.
Bir tür mini -ve paralel- Özel Kuvvetler olmuştu orası.

BİR ASTSUBAY, LAKABI ‘PAŞA’
Ama burada farklı bir hiyerarşi vardı. Söz gelimi bu birliğin imamının Astsubay Kıdemli Başçavuş Yılmaz Bahar olduğu iddiası vardı ve yine iddiaya göre yaptırım gücü Tümgeneral Gökhan Sönmezateş’in de üzerindeydi. O ne derse o olurdu. Milli paraşütçü ve antrenördü aynı zamanda... Birlik içinde “Paşa” diye anılırdı. “Paşa” Marmaris’te otel basan grubun içindeydi, gözaltına alındı. Herkes, her an kontrol altındaydı. Diğer birliklerden farklı olarak, mesela herkesin evinin bir yedek anahtarı bu birlikteki tim başçavuşlarında bulunurdu. Yani acil durumlarda herkesin evine her müdahale yapılabilir durumdaydı.
Birlik İmamı olduğu söylenen Yılmaz Bahar’ın Hava Kuvvetleri Karargâhına atanması, Ergenekon operasyonlarının başlamasından kısa süre öncesine rastlar. Bazı basın organlarında “İmam” olarak yazılan (ama duyduğum iddiaya göre ikinci adam olan) Astsubay Zekeriya Kuzu’nun uzman çavuş olan oğlunun, 10. Tanker Üs Komutanı’nın şoförü ve koruması olması bu atamanın önemini anlamak bakımından önemlidir. Ya da Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterine müdahale eden ve bazı önemli parçaları söken astsubayların Marmaris baskınına katılanların içinden çıkması...

SUÇLARI BİR BİRA İÇMEKTİ
Yani, kilit noktalara yerleşiyorlardı ve önemli görevlerde onlardan biri oluyordu. Birlik, hava kuvvetlerinin genelinde olduğu gibi öyle bir noktaya gelmişti ki, artık bira içenler bile istihbarat sorgulaması geçiriyordu. Mesela 2010 yılında askeri Dünya Paraşüt Şampiyonası için İsviçre’de bulunan TSK Paraşüt Milli takımının yaşadığı bir olayı anlatmalıyım.
O sene ordu milli takımımız tarihinde ilk defa yarı finallere çıkmıştı. Takımın antrenörü o sene Yılmaz Bahar değil, yine Hava Kuvvetleri’nden Astsubay Murat Uçar (şu anda soruşturulanlar arasında) idi... Bütün atlayışlar bitmiş şampiyona kapanmıştı. Yabancı milli takımlardan bazıları Türk Milli takımını son akşam kutlama yapmaya davet ettiler. Milli takımımızdan karacı C.K, SAT’çı H.Ö, havacılardan da E.D, M.T ve İ.Ç takım antrenöründen izin alarak bu davete icabet ettiler. Takımdan bir arkadaşımın ifadesi şöyle: “Arımızla, edebimizle sadece birer bira içip geri döndük.”
Dönüş o dönüş...
O davete katılan havacılar antrenörün teklifi ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk’ün emriyle bir yıl boyunca sorgulandılar. Suçları, birer bira içmekti. Bu hale gelmiş Hava Arama Kurtarma Alayı’ndan yaklaşık 60 kişi bu darbe girişimine katıldı.
Sonrası...
Her şey bildiğiniz gibi işte...

ASKER DEĞİL MİLİTAN DAVRANIŞI
Birkaç askeri müdahale görmüş ülkemde az çok okuyan herkes, o gece yaşananların tipik asker davranışı olmadığını görmüştür. Askeri üniforma giyinmişlerdi ama asker gibi davranmıyorlardı, halka ateş edip meclisi bombalamak ancak bir yabancı kuvvetin ya da radikal militanların yapacağı şeylerdi. Koca bir özel birliğin içinde, sırtlarında Türk askeri üniforması olan ama beyinleri ve yürekleri başka sevdalara çarpan bu adamların ne işi vardı? Bu sorunun cevabı belli, ama çok tartışılacak. Ta ki, rejimin kodlarıyla oynamanın, laikliğe düşman olmanın doğurduğu sonuçlar görülünceye kadar...

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.