Tülin Uygur / Ruhların özgürleştiği kutsal şehir Varanasi!

Racastan bölgesindeki ve Varanasi’deki bu gezimizde zenginlik ve ihtişamın yanı sıra insan olmaktan utandığımız inanılmaz yoksulluğu ve bu yoksulluğa çare olmayan din etkisini gördük. İngiliz emperyalizmine karşı isyanların ve bağımsızlık...

Tülin Uygur / Ruhların özgürleştiği kutsal şehir Varanasi!
18 Kasım 2014 Salı 08:22

20manset

Hindistan gezimizin son durağı Ganj kıyısındaki Varanasi. Şehir, kuzeyden gelen Varuna nehri ve güneyden gelen Assi’nin Ganj nehriyle birleştiği yerde kurulmuş. Ganj’ın kutsal suyunda yıkananları, sularını zemzem misali bidonlara dolduranları, kutsanması için ölülerin küllerini suya bırakanları görüyoruz

Aydınlanma ve sonsuzluğa ulaşma şehri olarak her yıl milyonlarca kişinin ziyaret ettiği bu şehir Hinduizm, Cainizm ve Budizm dinlerine göre kutsal. Tanrı Şiva’nın kurduğuna inanılan Varanasi, üç bin yılı aşkın tarihiyle dünyanın halen yaşanan en eski şehirlerinden biri. 3000 irili ufaklı Hindu tapınağı, 1400 camisi, 30 Budist manastırı ve 3000 din görevlisi olduğu söylenen Varanasi’de 3 de üniversite var. Ganjda sandalla dolaşmak için gün doğmadan yola çıkıyoruz.

VARANASİ SOKAKLARI

Yarı karanlık çamurlu dar sokaklarında ilerlerken yol kenarında kıvrılıp uyumuş yoksullar, çöp öbekleri arasında yiyecek arayan inekler, domuzlar, maymunlar ve köpeklerle karşılaşıyoruz. Erkenci turistlere bir şeyler satmak umuduyla dolaşan seyyar satıcılar dışında sokaklar sakin. Dükkanların yanından geçerken aralanan kapılardan dışarı çıkan uyku mahmuru insanları görünce bazı dükkan sahiplerinin işyerlerinde uyuduğunu anlıyoruz. Belki başka evleri yok belki de ekmek teknelerini koruyorlar! Sadu’lar bile henüz uyku mahmuru! Ganj’a doğru inen sokaklarsa erkenden hareketlenmiş. Çıplak ayaklarıyla çamura aldırmadan yürüyen din adamları, sabahın ilk ışıklarıyla Ganj’ın kutsal sularında yıkanmaya koşan insanlar, ölülerini bambu sedyede omuzlarında taşıyarak Ganj’a ulaştırmaya çalışanlar, turistler, hep birlikte ilerliyoruz. Nihayet Ganj kıyısında bir “ghat”a ulaştık. İki genç kürekçinin çektiği bir sandala biniyoruz.

ŞAFAKTA 'GHAT' GEZİNTİSİ

“Ghat” Ganj’a inen sokakların nehre kavuştuğu yerdeki basamaklar. Nehir boyunca 84 ghat var. Bazıları insanların yıkanarak kutsanması için bazılarıysa ölülerin yakılması için kullanılıyor. Eğer bir ölü Dasashwamedh adlı ghatta yakılırsa Tanrı Şiva’nın koruyuculuğunda “mokşa”ya ulaşır, yani yeniden doğmak zorunluluğundan kurtulurmuş. Herkes bu ünlü “ghat”larda yakılmak istediği için 24 saat hizmet veriliyor. Sadece Hindulara özel “ghat”lar da var. Ganj’ın kutsal suyunda yıkananlar, abdest alanlar, Ganj sularını zemzem misali bidonlara doldurup gidenler, çamaşır yıkayanlar, yıkanma sonrası giyinenler, minicik bebeklerini suya batırıp kutsayanlar, nehre minik saz çanaklarda ortasında mum olan dilek çiçeklerini bırakanlar. Sebze ve meyve satıcıları, küçük turistik hediyelikler satanlar, duvar kenarlarında koşup zıplayan maymunlar, köpekler, inekler, keçiler. Hepsi Ganj kıyısında!
Bu toprakların inancına göre Varanasi’de ölmek ve yakılmak cennette yeri garantilemek demek, daha doğrusu yeniden dünyaya gelmekten kurtulmak! Sırf bu yüzden ümitsiz hastalar ve çok yaşlılar zamanı gelince, ölmeleri için buraya getiriliyor. Bazı “ghat”lardan alevler yükseliyor, ölüler ateşe verilmiş. Bazı ghatlarda artık dumanı çıkmayan gri kül öbeklerinde dolaşan köpekleri görüyoruz. Merdivenlerde keçiler, Ganj suyu içmeye çalışan inekler, dev bir film platosunda film çekimi izler gibiyiz ama hava öyle ağır ki!

RENKLER, CANLILAR VE ÖLÜLER

Hindular için ilerleme ve başarı anlamı taşıyan gamalı haç sembolünü Varanasi’de de her yerde görüyoruz, tıpkı diğer şehirlerde olduğu gibi. Nehirde yıkanıp çıkmış kadınlar, rengarenk ve metrelerce uzunluktaki sarilerini nehir kıyısındaki binaların üst katlarında hafif rüzgarda kurutmaya çalışıyorlar. Bir anda tüm kasveti dağıtan müthiş bir renk şöleni! Renkler, canlılar, ölüler ve kokular arasında ilginç bir yolculuk yapıyoruz. Gördüğümüz her şey, bildiğimiz her şeyden farklı ve çarpıcı. Turuncu elbiseli, çürümeye başlamış bir din adamı cesedi su yüzünde beliriveriyor. Belli ki beline bağlanan taştan kurtulmuş, akıntı kıyıya sürüklemiş. Kimse ilgilenmiyor bile! Sandalımız güç bela ilerlerken o hâlâ takıldığı kör noktada dönüp duruyor. Biraz sonra önümüzden hızla bir köpek leşi sürükleniyor.
Ganj suyunun temiz olduğuna yabancıları inandırmaya çok önem veriliyor. Bize de ısrarla suda bir Ganj balığı, bir de su kaplumbağası türü olduğu, bunların tüm artıkları yediği, nehirdeki bazı mikroorganizmaların suyu temizlediği anlatılmıştı. Her yıl İngiltere’de yaptırılan tahlillerin sonucunun temiz çıktığı da özellikle eklenmişti. Biz insanların kutsanmak için yıkandığı Ganj sularında gündelik ihtiyaçların giderildiğini, yakılmış ölülerin küllerinin ve hatta yanmadan kalan parçaların kutsanmak adına aynı sulara atıldığını gördük. Hani bizde halk arasında “akan su kir tutmaz” denir ya demek ki bu yanlış inanış sadece bizde yokmuş!

SARNATH'TA HACI OLUYORLAR

Budistlerin kutsal merkezi Sarnath, Varanasi’ye 10 km uzaklıkta, dinlendirici yemyeşil bir yer. MÖ 556’da Himalayalarda Lumbini’de doğan Buda, 18 yaşında aydınlanma yürüyüşüne başlamış. Bastığı yerlerde açan lotus çiçekleri arasında Bodh Gaya’ya kadar yürümüş, aydınlanmış. Buda’nın bilgeliğini ilk kabul edenler Sarnath’da yaşayan Ashok kavmi olmuş. Ashok’lar zaman içersinde kaybolmuşlar ama Sarnath’ın kutsallığı devam ediyor! Burada eski tapınak kalıntısı ve stupa (koni şeklinde, içine girilemeyen, etrafında dönülerek ibadet yapılan kutsal yapı) görülebilir. Bugün hacı olmak isteyen Budistler Lumini’den Sarnath’a 14 gün yürüyor, burada yüzükoyun yere yatarak gözyaşları içersinde dua ediyor. Her yerde lotus çiçekleri kabartmaları, dokumaları var.

BATI'NIN HİNDİSTAN TUTKUSU

Varanasi’yi anlatırken hatırlanması gereken bir de isyan var. İngilizlerin ünlü “Doğu Hindistan Şirketi”ne karşı başlayan 1857 ayaklanmasında buradaki tüm Hintli “Sepoy” askerleri ve isyana katılsın veya katılmasın Hintli erkekler, İngilizler tarafından “esir almak yok” sloganıyla katledilmişler. Kayıplar yüz binlerle ifade ediliyor. Batılıların “Hindistan kültürü romantizmi” de aslında önce bir şirket daha sonra sömürge yönetimi kanalıyla İngilizlerin bölgede yaptığı soygunları, baskıları, katliamları temize çıkarma çabalarından başka bir şey değil! Hindistan’ı Hintlilere bırakamayacak kadar “çok seven” İngilizlerce başlatılan bu akım, tüm batıyı sarmış, Hindistan’ı “medeniyetlerin beşiği” ilan etmiş. Tıpkı “Yunan medeniyeti aşkıyla yanan” Lord Byron gibi Mark Twain de “Benares tarihten, geleneklerden, efsanelerden eskiydi ve bunların hepsinin toplamından da iki kat eskiydi” diyerek “Hindistan aşığı” olmuş! Bu aşk hâlâ devam ediyor olmalı ki Varanasi sokakları rasta saçlı, renkli şalvarlı, Hint hızmalı, sağda solda meditasyon yapmaya çalışan Batılı gençlerle dolup taşıyor.
Racastan bölgesindeki ve Varanasi’deki bu gezimizde zenginlik ve ihtişamın yanı sıra insan olmaktan utandığımız inanılmaz yoksulluğu ve bu yoksulluğa çare olmayan din etkisini gördük. İngiliz emperyalizmine karşı isyanların ve bağımsızlık savaşının ülkesinde Hint halkının hep birlikte güçlerini daha iyi bir yaşam, daha adil bir paylaşım, daha insan onuruna yakışır bir dünyaya ulaşmak için seferber edeceği günleri de görmek istiyoruz. Şimdilik bu renkler ve baharatlar ülkesinden ağır bir hüzünle ayrılıyoruz.

DİN ADINA ŞİDDET CİDDİ BİR TEHDİT

Babür İmparatorluğu’nun egemenlik alanı Varanasi’yi de kapsıyor. 1664’te Şah Cihan’ın oğlu I. Alemgir Şah (Evrengzib) Varanasi’deki ünlü Şiva tapınağını yıktırıp üzerine cami yaptırmış. 1776’da caminin tam karşısına Shiva tapınağı yeniden yapılmış. Bugün her ikisi de ibadete açık ama asker korumasında! Kutsal Varanasi’de din adına şiddet ciddi bir tehdit! Benares Üniversitesi’nin bahçesindeki halka açık sayılı Hindu tapınaklarından biri var. Oldukça bakımlı ve temiz. Hemen ayakkabılarımızı çıkarıyoruz ve girişteki çanlara zıplayıp vurarak tanrılara geldiğimizi haber veriyoruz. Daha sonra bir de Budist tapınağı geziyoruz. Buda’nın Lumini’den başlayarak aydınlanma yolculuğunu anlatan pastel renklerle duvarlara yapılmış çok etkileyici dev duvar resimleri var.

YASAKLANAN SATİ GELENEĞİ

8. yüzyıldan kalan ve sati denilen bir geleneğe göre kadınlar, hayata birlikte dönsünler diye, ölmüş kocalarıyla birlikte yakılıyormuş. Hatta kadınlar savaşlardan dönmeyen kocalarının ardından topluca kendilerini de öldürürlermiş. Bu gelenek 1950’den bu yana yasaklanmış ama küçük yerlerde çok az olmakla beraber halen kocasıyla yakılan kadınlar oluyormuş. Rajastan bölgesinde en son 1987 yılında bir kadın kendisini kocasıyla birlikte yakmış.

PAHALI BİR GELENEK 'YAKMA TÖRENİ'

Ruhları özgürleştirmek masraflı bir iş! Yanık et kokusunu engelleyen sandal ağacı uzaklardan getirildiği için pahalı. Bu yüzden sadece hali vakti yerinde olanlar alabiliyor. Diğerleriyse kenarlarda sıralanmış odunlardan satın almak zorunda. Yaklaşık 3 saat süren bir yakma işleminde 300-350 kg odun kullanılıyor. Belediyenin yoksullar için yaptırdığı, ücretsiz yakma fırınına pek rağbet edilmediğini öğreniyoruz. Yakılma sırası o kadar kalabalık ki 24 saat yakma işlemi yapılıyor. Küller Ganj’a ya süpürülüyor veya bir kovayla dökülüyor, tabii yanmadan kalan parçalar da.

Tülin Uygur


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.