Şimdi KAMP zamanı!

Türkiye Liseliler Birliği (TLB), bu yıl ikinci gençlik kampını düzenliyor. İlkini geçen yıl Manavgat ve Foça’da yapan liseliler, bu yıl da 4-9 Temmuz günleri Manavgat’ta olacaklar. Geçen yılki kamptan, gençlerin, ailelerin ve eğitimcilerin gönüllerini fetheden “Uyuşturucuyla mücadele” kampanyası çıkmıştı, bakalım bu yıl hangi kötülüğün yakasına yapışacaklar? Göreceğiz...

Şimdi KAMP zamanı!
02 Temmuz 2015 Perşembe 12:37

Füsun İkikardeş

Türkiye’nin liseli gençlere açık belki de tek kampı, 5 Temmuz günü Manavgat’ta başlayacak. TLB’liler hummalı bir çalışma içinde. Öncü grup Manavgat’a vardı bile. Kazanlar 250 konuk için kaynayacak. Umut Kurnat, geçen yılki kampa da gitmiş. Aslında kendisi “yemek seçen biri” olduğu halde, kendi deyimiyle “geçen yılki kampta açlığı hiç yaşamamış.” Çünkü “TLB olarak bir simitimizi bile 20 kişiyle paylaştığımız için örgütümüz hiçbir zaman bizi aç bırakmaz.” diye açıklıyor nedenini.
Geçen yıl ilk kampı Foça’da yapmışlar, olmadık aksilikler yaşamışlar, hepsinin de üstesinden gelmişler.
Mali boyutu var bir de... Harçlık mı biriktirilecek? Biriktirildi. Kumbaralar mı boşaltılacak? Boşlatıldı. Hesap mı yapılacak? Yapıldı. Eksik mi var? E, biraz var tabi... Manavgat’ta ön hazırlık çalışmasında 50 kilo bulgur eksiği görüldü, bulundu. 20 kilo da domates... Halloldu. Sandalye? Battaniye? Kazan? Kepçe? Hepsi tamam! Bir tek çadır sayısında eksik var, bulunacak. Tamamlanacağına ilişkin hiçbir şüphe yok! Davullar çalındı, ulaklar çoktan yola çıktı artık. O kamp 5 Ağustos’da Manavgat’ta baş-la-ya-cak!

YAZ ÇİZ ÜRET
TLB Genel Başkanı Bora Çelik, İstanbul İl yönetiminden Umut ve Beyoğlu ilçeden İkra Göksu ile yaklaşan kampı, amaçlarını ve heyecanlarını konuştuk.

Kamp kararını nasıl aldınız?
Bor Çelik: Kararı TLB il ve ilçe yöneticilerinin oluşturduğu Talebe Meclisi verdi. Orada TLB’nin yeni döneme hazırlanmak için hem eğlenip hem üretip hem de geleceğini planlaması için yazları kamp yapma kararı alındı.
Geleceği planlamak nedir? Sizin yaşınızda hep mesleki gelecek planlanır?
Kampın sloganı “yaz çiz üret, geleceğini yönet” şeklinde. Kampın içeriğine çok uygun bir slogan. Bilmediğimiz yeteneklerimizi tekrar kazandığımız bir deneyim oluyor. Geçen yılki kampa katılan arkadaşlarımızın yazdığı kamp değerlendirme raporlarında çoğu kez “benim bu yeteneğim varmış, sayenizde bunu öğrenmiş oldum” şeklinde ifadeler yer aldı. Ya da ailesi arıyor ve diyor ki, “benim oğlum hiç bulaşık yıkamazdı, şimdi bulaşık yıkıyor, naptınız bu çocuğa” diye soruyorlar. Çoğu, şu anki eğitim yüzünden de kendisini bir türlü gösterememiş arkadaşlarımızdan oluşuyor. En çok duyduğumuz deneyimlerden biri de “ben ilk defa bir topluluk önünde konuşmayı becerdim” şeklinde... “Beraber yaşamayı öğrendim”, “İnternete bu kadar bağımlı kalmadan da yaşanabiliyormuş” diyenlerin sayısı da çoktu...
İnternet yasağı mı koyuyorsunuz?
Alında yoktu, ama Foça kampında telefonlarımız Yunanistan’dan çekiyordu, mecburi bir internet yasağı oldu. Telefonlar sadece bir tepede çekiyordu, arkadaşlarımız aileleriyle görüşmek için sırayla o tepeye gidiyordu... O sayede internetten biraz uzak kaldılar, ama internetsiz de vakit değerlendirmenin tadına vardılar.

MODELİMİZ KÖY ENSTİTÜLERİ
Bir model var mı elinizde? Örneğin izci kampı gibi mi?
Köy Enstitüleri modelinden hareket ettik. Günlük programımız şöyle: Sabah 7’de kalkış, 7:30’a kadar diş fırçaladık, el yüz yıkama yaptık, kendimize geldik. Sonra 1 saat sabah sporu zamanımız oluyor. Ardından kahvaltıya geçiyoruz. Bir grup sporunu yaparken 5 kişilik bir grup arkadaşımız kahvaltıyı hazırlamaktan, sonraki 5 kişilik grup da kahvaltının toplanmasından sorumlu. Kahvaltıdan sonra tıpkı Köy Enstitülerinde olduğu gibi 1 saatlik serbest okuma-yazma zamanımız oluyor. İlla ki kitap okumak zorunlu değil, bazıları bir müzik aleti çalabiliyor, vs. Daha sonra eğitimlerimiz başlıyor.
Ders saati mi?
Milli Eğitimdeki gibi bir tek kişinin anlatıcı olduğu, birkaç saat ders anlattığı bir tarz değil. Tamamiyle kendi yeteneklerini keşfedebilecekleri, fikirleri kendilerinin sunacakları bir model benimsedik. Örnek verirsek, her grup 20 kişiden oluşuyor ve her grubun bir ismi var. Birbirleriyle yarışıyorlar. Aynı konuyu 8 gruba da veriyoruz. Sunumlardan sonra gözden geçiriyoruz, değinmedikleri noktaları belirliyoruz, veya eksiklerini gösteriyoruz. Hepsi dikkatle dinliyor, çünkü sadece kendi bilgileri, ürünleri üzerinden konuşuyoruz. Böylece kamplarımız eğlenceli oluyor.
Yemekleri kim hazırlayacak?
Yemekleri de kendimiz hazırlayacağız. Yemek işini bilen arkadaşlarımızın yöngergesiyle hareket ediyoruz. Akşamları da çeşitli konularda sohbetlerimiz oluyor. Mesela 68 Gençlik hareketleri üzerine o günleri yaşamış bir abimiz, Kamil Dede, gençlik mücadeleleri tarihini anlatacak. Bazen felsefe konusu da girebiliyor. Yine ekipler bir konuda münazara yaparlar, hatta yarışırlar. Münazara konusu felsefe, tarih ya da eğlence olabilir. 8 grup varsa, 4 konu münazara ediliyor. Saatlerce aynı konu üzerinde konuşmak yerine münazara tercih ediliyor.
Kampın son günü de, aramızda gitar, darbuka ya da çello çalan arkadaşlarımız bize bir konser hazırlıyor, tabi 4 günde hazırlanabildikleri kadar...

URFALI İLE İSTANBULLU BİR ARADA
Kampın bileşimi nasıl?
Türkiye’nin her bölgesinden, 75 il ve ilçeden katılım var. Urfalı arkadaşımız, İstanbullu arkadaş ile kalıyor. Trabzon’dan gelen Tekirdağ’dan gelenle kalıyor, farklı illeri özellikle bir araya getiriyoruz. Böylece hem yeni arkadaşlıklar kuruluyor, hem tecrübeler aktarılıyor. Kız-erkek dengesi de kendiliğinden kuruldu. 3-5 farkla bazı gruplarda kızlar, bazılarında erkekler ağırlıkta. Tabii, kız ve erkek kampçıların çadırları ayrı, ama eğitimler karma. Aynenz Köy Enstitüleri modeline benzetiyoruz.

Göksu Nacar: Dönenleri dinleyince kıskandım
Göksu Nacar’ın çocukluktan beli ilgisi biyoloji. “Anabilim dallarına ülkemizde artık önem verilmiyor, hatta küçük üniversitelerde kapatılıyor. Ama bunun önüne geçmesine izin vermeyeceğim. Çocukluğumdan beri hayalim buydu, hedefim ODTÜ Biyoloji. Akademisyen olacağım, hem de biyoloji bilim dalının gelişmesine katkıda bulunacağım.” diye anlatırken pırıl pırıl gözleri daha bir ateş saçıyor. Bu yıl ilk kez kampa katılacak, çok heyecanlı. “Geçen yıl çok istediğim halde katılamamıştım. Kamp dönüşünde herkesin tadı damağında kalmıştı. Açıkçası biraz da kıskandım... Herkes geçen seneki kamptan memnun kaldı, tek bir kötü şey duymadım.” diye aktarıyor geçen yılki tecrübeyi. Ya aileler ne diyor bu işe? “Ailem de kampa gitmemi çok istiyor, yararlı olduğunu düşünüyorlar. Biz TLB’liler olarak ailelerle sürekli iletişim halindeyiz, bizi tanıyorlar, aramızda tam bir güven ilişkisi var.” diye cevabı hazır cebinde...

Umut Kurnaz: Eski kampçıyım ama TLB kampı bambaşka
Umut Kurnaz, tarih okumak istiyor, ama “Siyasetten hayatımızın hiçbir noktasında uzak kalamayız” diyor gencecik yaşında. Yani tarihçi tarihle, siyasetçi siyasetle ilgilenir kuralını tanımayanlardan. Hemen ekmek örneğini veriyor: “Normalde 15 kuruşa mal ediliyor, ama biz 1,5 liraya alıyoruz. Bu siyasetin getirdiği bir sonuç. Seçeceğimiz tercihler bizi siyasetten ne uzaklaştırıyor ne yakınlaştırıyor. Gündemimizde hep siyaset var.” Umut, geçen sene de TLB kampındaymış. Daha önce de doğa kamplarına alışık. Hatta, TLB kampı öncesinde biraz endişeli, “‘O kamp keyfini yaşar mıyız, yoksa sıkıcı mı olur” demişliği bile var. “Ancak kamp süresince tanımadığım arkadaşlarla tanışınca, kendi yeteneklerimin farkına varınca ve beraber arkadaşlarımı o etkileşimi yakaladıktan sonra kendi yaptığım kamplardansa TLB kampının çok daha zevkli olduğunu fark ettim.” diye özetliyor deneyimini.

Bora Çelik:
“Aslında tüm Türkiye’de AKP’nin ve Fethullah Gülen’in Cumhuriyet düşmanlığına karşı mücadele eden liselilerin geldiği bir kamp bizimkisi.”

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.