Şafağın söktüğünü önce tavuklar sezer

Uygarlığı kadınlar başlattılar. Dünya’yı, Ay’ı, yıldızların hareketini ilk kadınlar yorumladılar. Kadın üretkendir, toprağı ilk karıştıran, tohumu ilk eken kadındır. Çadırlar dağların eteğine kurulur pınarlar dağların eteğinden çıkar. Anadoluda, ‘Etek kutsaldır, herşey eteğin altından çıkar’ derler

Şafağın söktüğünü önce tavuklar sezer
06 Temmuz 2016 Çarşamba 11:32

Osman Şahin / Yazar

Urfa’nın kuzeyindeki, on iki bin yıllık Göbeklitepe, beş bin yıllık Sümer uygarlığı sanki hiç yaşanmamış gibi gibidir günümüzün dindarları için. İnsanlık tarihini 1500 yıl öncesinin Mekke-Medine’sinden başlatmaktadırlar. Konfüçyüs, Sokrat, Aristo yaşamamış gibidir. Osmanlı Padişahları, dört yüz yıllık halifelikleri sırasında bile şeriat yasalarını yeterince uygulayamamışken, sandık demokrasisinin lafazanları bunu yapacaklarını söylemektedirler.
Anadolu’nun, Akdeniz’in, Ege’nin çiçek başlı, üretici Türkmen kadınları... Yaz kış ineklerle özdeşleşen, yürürken, otururken, süt kokan parmaklarıyla yün eğiren kadınlar... Anadolu söylencelerinde, kümeste, şafağın söktüğünü ilkin tavuklar sezerler. Sonunda ötmesi için horoza haber verirlermiş.
Yeryüzü uygarlığını ilk önce kadınlar başlattılar. Dünya’yı, Ay’ı, yıldızların hareketini ilkin kadınlar yorumladılar. Mağaralardan bitki toplumuna, tarıma geçişi kadınlar başlattılar. Hangi otun, meyvenin yenileceğini, hayvanları gözetleyerek, deneme yanılma metoduyla onlar öğrettiler. Ve bütün bunları, konuştukları dile yansıtarak, M, N, S, Ş, L gibi yumuşak, akışkan harf seslerini buldular. Erkeklerden önce kadınlar kendi bedenlerini gözlemlediler, Ay’ın hareketine göre ‘aybaşı’ larını hesapladılar.

YEDİ İKLİMİN ÜRETKEN YARATAN KADINLARI
Çocukluğumun “masal” anaları, Toroslar’a “Dağ anaları” derlerdi. Çadırlar dağların eteğine kurulur, pınarlar dağların eteğinden çıkar kaynardı. Masal Analar’ı bunlara öykünerek: “Etek kutsaldır, herşey eteğin altından çıkar” derlerdi.
Kadın üretkendir. İnsanlık tarihinde toprağı ilk karıştıran, tohumu ilk eken, kaldıran kadındır. Günümüzde bile Anadolu kadınlarının elleri topraktan hiç çıkmaz. Türkmen kadınları, çevrecidirler. Bellerine sardıkları renkli Türkmen kuşaklarının katları arasında iğne-iplik, düğme, yüksük taşırlardı. Yolda sokakta buldukları çekirdekleri, tohumları kuşaklarının arasında saklarlardı. “Tohum toprak ister” diyerek, onları tarlaların kenarlarına diker sularlardı.
Yaşı sekseni bulmuş anamın yaşlı, buruşuk, elleri yazları topraktan hiç çıkmazdı. Birgün: “Ana çocukluğumdan beri toprağı karıştırırsın. Aradığını hala bulamadın mı?” diye sormuştum. “Aradığımı bulamasaydım sizleri besleyip büyütemezdim oğul” deyişini unutamam.
Toroslarda, pağan kültürleri zamanında tapım görmüş pek çok mağara vardır. Mağaralar, ‘Dağ Tanrıçalarının gözü sayılırdı. Antik çağlarda adına Swanba-Şamana denilen, günümüzde ise adı Şaymana olan dev mağaranın karşısında antik yerleşim birimlerinin olması bir rastlantı olamaz.
Yedi coğrafyada Güneş kadınları... Mezopotamya’nın Orta Amerika’nın, Peru’nun, Bolivya’nın, And Dağları’nın İnka kadınları... Yaz kış mısır unuyla mayalanmış, ezilerek dövülmüş maya otunu süte katan Kibele’nin mısır kadınları...
Suriye’de, Ürdün çöllerinde, Fas, Mali ve Atlas Dağları’nda, elleri yüzleri dövmeli, yaz kış deve yünü eğiren Berberi kadınlarını da unutmamak gerekir.

KADIN GÜNAH SEBEBİ Mİ?
Muaviye ile Vahabi kafasına göre kadın bir “suç ve günah” sebebidir. Kadınlar onlara göre her zaman korku ve günah dili kullanırlar. Günümüz Türkiye’sinde, kızlarla erkeklerin el ele tutuşmalarını “zina” olarak görürler. En küçük çıkarları için yemin üstüne yemin ederek, dini kullanırlar. İnsanları Allah’la korkuturlar.
Güneydoğu’da on yedisinde genç bir köy öğretmeni iken, köylülerden duyduğum aşiret mahkemelerini kısaca anlatmak isterim: O zamanlar, karı-koca arasındaki sorunları çözmek için aşiretlerin kendi iç mahkemeleri olurdu. Aşiretçilikte ağalar, marabalar, “başlık” ödedikleri için eşlerini boşayamazlardı.
Karı koca arasında boşanmak, dul kalmak, yoktu. Kadın, kocasından dayak yemiş, zülum görmüşse, evini terkederek, ana-baba ocağına sığınmışsa, üç kişiden oluşan yaşlılar heyetince sorgulanırdı. Yaşlılar heyeti, birkaç kez hacca gitmiş gelmiş yaşlı erkeklerden seçilirdi. Sakallarına kına, gözlerine sürme çekerler, ayaklarına parlak, yumuşak deriden mest giyerlerdi.
Sorgulayacakları erkekle kadını eşit olarak karşılarına alıp oturtmazlar. Erkek dört adım önde, minder üstüne diz çökmüş olurdu. Kadın ise dört adım geride, hasır üstünde oturur, yalnızca gözleri açık olurdu. Ortadaki kına sakallı, kadın’ı sorgularken, kadın, ağzını açıp da tek sözcük konuşamazdı. Konuşması yasaktı. Kına sakallılar için kadın günah sebebiydi. Havva Ana gibi “elma şeytanı”ydı.

KADIN KONUŞURSA ERKEK İSKELETLERİ MEZARINDAN FIRLAR!
Ayrıca kadın sesi, kadın gülüşü şeytan yüklüydü. Kadın konuşur, ağlarsa, erkeği günaha sokardı. Böyle bir kadın mezarlığın yanından geçse, erkek iskeletleri fırlar çıkarlardı dışarı. Bu yüzden kadının konuşması yasaktı. Konuşma yerine avuç içi büyüklüğünde, yuvarlak bir dere taşı konulmuştu kadının elinin altına. Soru sorulunca, kadın yanıt yerine taşı eline alır küt küt yere vururdu. Kadın ne kadar şikayetçiyse, taşı o kadar yere vururdu. Taşın çıkardığı küt küt sesleri, kadının konuşması yerine geçerdi.
Duruşmadan sonra, arkadaki direkler arasına bir perde gerilirdi. Kadına perdenin arkasında soyunması söylenirdi. Kadın soyunur, iç gömleğiyle kalınca perde birden çekilirdi. Yarı soyunmuş kadın, yarı çıplak görünmemek için, dört adım önünde oturan kocasının arkasına sığınır, sinerdi. Yaşlılar heyeti hemen hükümlerini verirlerdi:
“Günah karşısında kaçacağın tek yerin, kocanın arkası olduğu anlaşıldı. Bundan sonra yerin, yine kocanın arkasıdır”, der mahkemeyi bitirirlerdi.
İslam dini, özünde erkek diniydi. Kabe’nin, kıblenin sahibi onlardı. Erkeklere göre ayarlanmıştı herşey.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.