Kadın konusu erkek konusu

Doğu Perinçek’in, ’Kadın Kitabı’nı alıp okumayan bir okur, bence eksik ve yarım kalacaktır. Kadın Kitabı, ‘din’ adına, güneş yüzlü kadınlarımızın gövdesini, başını türbanla kefenleyen, aşağılayan Ortaçağ anlayışlarının yüzlerine inen tarihsel bir tokattır

Kadın konusu erkek konusu
04 Temmuz 2016 Pazartesi 11:49

Osman Şahin / Yazar

Bugüne kadar 51 kitapla, binden fazla makaleye imza atmış olan Sayın Perinçek’in, yalın, bilenmiş, damıtılmış, ışıklı bir anlatım biçimi vardır. Ve seçtiği sözcüklerin ısı eğeri yüksektir.
Emperyalizmin yüz yıllık soykırım yalanını, seçkin aydınlarımızla örgütleyerek, İsviçre’de, dünya hukukunun gözleri önünde yere seren Doğu Perinçek ve arkadaşları ile milletimiz ne denli öğünse azdır.
Kadın Kitabı, “din” adına, güneş yüzlü kadınlarımızın gövdesini, başını türbanla kefenleyen, aşağılayan Ortaçağ anlayışlarının yüzlerine inen tarihsel bir tokattır.
Kitabın arka kapak yazısında şu ifadeler yer alıyor:
“Kadın konusu, erkek konusudur. Erkek konusuysa henüz kadın konusu olamamıştır. Bir toplum, kadına tavrıyla sınanır. Kadınların çektiği acılar ve cinsler arası eşitsizlik, insanlığın en köklü, en taşlaşmış sorunudur.
Bir devrim, kadına getirdiği kişilik ve özgürlük kadar devrimdir. Bir devrimin ne kadar devrim olduğunu anlamak için kadının durumuna bakmak gerekir:
Kadın; yangındadır, kafestedir, tuzaktadır. Kadın ezilen cinsiyettir. Ama aynı zamanda; aşkı biriktirendir. Savaşandır. Tarih yazandır. Güneş’i doğurandır. Yarınların gerçek yaratıcısıdır ve Cumhuriyettir. (S.48)
282 sayfadan oluşan Kadın Kitabı, kendi içinde, Yangındaki Kadın, Kafesteki Kadın, Aşk biriktiren Kadın, Tarihteki Kadın, Tuzaktaki Kadın, Cumhuriyet Kadını, Savaştaki Kadın ana bölümlerinden oluşuyor.

‘VİCDAN İÇİMİZDEKİ KADINDIR’
Doğu Perinçek, güçlü anlatımıyla devasa konuların özünü, hap haline getirerek veriyor:
Örneğin:
“Bencillik ile hırsızlık ve hırsızla katilller arasında belirsiz bir çizgi vardır. Hırsızın ve katilin eli vardır, vicdanı o elin altındadır. Tecavüzcü de, hayvanca isteklerinin kölesidir” diyor ve devam ediyor:
“Bencillik olan yerde vicdan barınamaz. Vicdan, en sonunda bencilliğin aşılmasıdır. Vicdan içimizdeki kamudur. Ve vicdan içimizdeki kadındır. Kadın duyarlılığı her zaman kamu duyarlılığıdır. Vindanın sesi, en sonunda kamunun ve kadının sesidir. Vicdan varsa, kamunun ve kadının ateşi sizi de yakacaktır.” (S.24)
“Kadın, kaldırım taşı gibi ayaklar altındadır. (S.31) Tevrat’ta kadın, “Sürülecek tarla”dır. Binlerce yıldır sürülüyor.” (S.27)
Kadın Kitabı’nın 18. sayfasında, 1930’larda, Kemaliye Kadınlar Biçki Dikiş Kursuna ait, alt yazılı, can alıcı güzellikte bir fotoğraf görüyoruz. Fotoğraftaki kadınlarımız kişilikli, düzgün ve güvenli insanlar.
Diğer bir resimde, Yargıtay Savcısı ve yardımcıları kadınlar en öndeler. Erkeklerle eşit sayıdalar. Sonraki resimlerde Sivas Lisesi ile Ankara İsmet Paşa Kız Enstitüsü kızları. Kadınlarımız çiçek açmış badem ağaçları gibi pırl pırıllar.

‘KARA GÜN KARARIP GİTMEZ’
Kadın Kitabı’ndaki bu resimleri görünce, aklım 1961-67 yılları arasında Malatya Turan Emeksiz Lisesi’ndeki beden eğitimi öğretmenliğim geldi. Öğrencilerime yaptırdığım görkemli Mayıs’larda, 300 erkek, 250 kız öğrencimiz, okulda kıyafetlerini değiştirirler, spor kıyafetlerini giyerler, en önde bayrak-filama, sıraya geçer. Turan Emeksiz caddesinden aşağı inerler, kentin ortasından geçen kışla caddesinde yürür, stadyuma ulaşırdık. Halk bizi sevinçlerle alkışlardı. Hareketlerden sonra yine aynı düzenle bir buçuk kilometrelik yolu yürüyerek, okulumuza dönerdik. Ve o zamanın gericisi, nurcusu Sait Çekmegil’in terzi dükkanının önünden geçerdik.
Sait Çekmegil, bizleri görmemek için yola bakan perdelerini çeker, örterdi. Şimdi ise yıllardan beri yaratılan yalan karanlığı yüzünden, 19 Mayıslar kaldırıldı. Malatya caddelerini spor kıyafetleriyle yürüyen kızlarımız yok. Caddeler, liseler, okullar, türbanlı kızlarla doludur. Ülkemiz bu yoğun karanlığı yaşıyor. Nereye kadar?
Çağdaş bir Fransız şairi: “Gece hiç bir zaman tam değildir” diyor. Halkımız ise “Karagün kararıp gitmez” diyor.

CARİYE OLMA ÖZGÜRLÜĞÜ (S.45)
Sayın Perinçek soruyor: “Türban özgürlüğü diye bir şey olabilir mi? Eğer ağanın marabası olmak özgürlükse, türban da özgürlüktür. Şeyhin ayağına yüz sürme özgürlük diyorsanız, türbana da özgürlük demeye devam edin!
Cariyelik özgürlükse, Türban da özgürlüktür.
Başörtüsü bizim insanlarımızın örtüsüdür... Türban ise, insanın kul, kadının cariye olduğu topluma denk düşen örtüdür.
... Özgürlük, ortaçağ ilişkilerinden kurtulmaktır. Yoksa Padişahlığa, ağalığa, şeyhliğe, erkek tahakkümüne dönme özgürlüğü yoktur.
Türban, kadının cinselliğine vurgu yapan bir kültürün simgesidir. Kadını insan yerine koymayan, onu yalnız cinsel bir nesne olarak gören bir anlayışın aletidir. Türban, kadını ve kadının kişiliğini hor gören bir kültürün simgesidir. Türbanla tarlada çapa yapamazsınız, Türbanla zeytin çırpamazsınız. Türbanla mutfakta yemek pişiremezsiniz. Türban çalışan, iş yapan kadının örtüsü değildir.
Türban kadına eziyettir. Türban, yeşil kuşak siyasetinin ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin örtüsüdür. Türbanı bayrak yapan kara siyaset, Irak’ta, Afganistan’da milyondan fazla müslümanı katletti. Müslüman kadınlara tecavüz etti. Ortadoğu uygarlığını yağmaladı. Müslümanların yaşadığı ülkeleri böldü, bölüyor. Türban da zülmu örtüyor.
Tayyip Erdoğan, yıllar önce bir İspanya gezisinde “Velevki siyaset simgesi” diyerek, türbanın siyaset aleti olduğunu itiraf etmiştir.” (S.50)
Doğu Perinçek soruyor: “Hangi siyasetin?”
2008 yılı baharında, üç karısı olduğunu doğrulayan Tekbir Giyim’in sahibi Mustafa Karaduman, “İslamiyeti yaşadığını” belirtiyordu. Onun inancına göre üç karı sahibi olmak, yaşam tarzında ‘özgürlük’ kapsamındaydı. İslamiyeti yaşayacaksanız, dört kadın caizdir.
Yine İslami hükümlere göre erkek kadına üstündür. Kocası, karısını dayakla terbiye edebilir. Kız çocuğu mirastan, erkek kardeşlerinin ancak üçte biri kadar pay alabilir.
“Kadını aşağı görenler ve çağdaş toplumun karşıtları, ‘Devlet bize karışamaz, biz İslamiyet’i özgürce yaşayacağız.” diyorlar.
“Dinsel kurallar asla uygulanamaz. Türk devriminin laikliği şudur: Din, devlet ve toplum işlerine karışamaz. Toplum ve devlet din kurallarına göre düzenlenemez. Toplum ve bireyler, din kurallarına göre yaşama özgürlüğüne sahip değilllerdir. Çünkü din kuralları adına sultanlık, ağalık, şeyhlik, müritlik, mensupluk dayatılmaktadır.
CHP 1927 programından beri Kemalist Devrimin laiklik tanımı şöyledir:
“Din, vicdan işidir.”
“Din, toplum ve devlet işlerine karışamaz.”
Yani yalnız devlet hayatı değil, toplumun hayatı da dinle belirlenemez. Daha açık deyişle devlet de İslamiyeti yaşayamaz; toplumda İslamiyeti yaşayamaz. Bireyler toplumsal ilişkiler düzleminde İslamiyeti yaşayamaz.  

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.