Erdoğan’a ‘saray’ dersi

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Atatürk ve İnönü’yü yine hedef tahtasına koydu. Erdoğan, Cumhuriyet yöneticilerinin Yıldız Sarayı’nı meyhane ve kumarhaneye çevirdiğini iddia etti

Erdoğan’a ‘saray’ dersi
19 Haziran 2016 Pazar 11:29

Ercan Dolapçı
[email protected]

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İstanbul’daki iftar yemeğinde yaptığı konuşmada Atatürk ve İnönü dönemini ağır şekilde eleştirerek Yıldız Sarayı’nın kumarhane, meyhane olarak kullanıldığını iddia etti. Bununla da kalmayan Erdoğan, sarayı inşa eden Sultan Abdülhamid’in kaleminin kendi hal fermanının imzalanmasında kullanıldığını belirterek “Bu kadar ahlaksızca, bu kadar adice, bu kadar alçakça bunlar bizim ecdadımıza saldırmışlardır” dedi.

SARAYLAR HALKIN MALI OLDU
Erdoğan konuşmasında, Cumhuriyet yöneticilerinin “Milletin inancıyla, kültürüyle, tarihiyle kavgalı” olduğunu da iddia etti. Oysa Abdülhamid’i indiren İttihatçılar ve Kurtuluş Savaşı’nı kazanarak bağımsızlığımızı sağlayan ve Cumhuriyet devrimini gerçekleştiren Kemalistler, kültürümüze ve tarihimize en çok sahip çıkanlardı. İttihatçılar ‘31 Mart’ 1909 gerici ayaklanmasını destekleyen ve onlarca insanın katledilmesine seyirci kalan Abdülhamid’i, Meclis kararıyla tahttan indirdi ve yerine Sultan Reşad’ı getirdi. Abdülhamid’in kaldığı Yıldız Sarayı’na sahip çıktı ve yağmalanmasını önledi. Cumhuriyet rejimi de saltanatı ve halifeliği kaldırarak bunlara ait bütün sarayları halka açtı. TBMM’nin malı yaptı. İçindeki değerli hazinelerin envanterini çıkararak müzeye dönüştürdü.

YILDIZ SARAYI TEK TEK SAYILDI
Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra Saray’ın yağmalandığı yalanı yıllardır dillendirilir. Oysa Abdülhamid’in tahttan indirilmesi sıradan bir hadiseyle değil, bir isyanla oldu. Buna rağmen Saray’dan kimsenin burnu kanamadı.
Halk günlerce bayram etti. Özgürlüğün tadını çıkardı. Hırsız ve yolsuz yöneticilerin konaklarını bastı. Yargılanmasını istedi. Hareket Ordusu İstanbul’a girdikten sonra asayiş ve yağmayı önledi. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra da Yıldız Sarayı’na el konuldu ve önce güvenliği sağlandı. İki gün içinde de özel komisyon kurularak içerdeki eşyaların envanteri çıkarıldı. Komisyona 6 da vekil atandı. Abdülhamid’in belge ve servet kaçırmasının önüne geçildi. Bütün işlemler sayılarak, dökülerek, mühürlenerek yapıldı ve bunlara ilişkin raporlar Meclis-i Mebusan’a gönderilerek orada kayıt altına alındı.
Yıldız Komisyonu tarafından ayrıntılı düzenlenen raporların ilki 4 Mayıs 1909 günü, diğer üçü de 8 Mayıs günü Meclis’e getirildi. Görüşmeler sonrası her şey tutanaklara geçti.

MECLİS TUTANAKLARINA GEÇTİ
Yıldız Sarayı’nda 230 sandık ihbar mektupları (Jurnaller) ve kaynağı belli olmayan sandıklar dolusu para ve hisse senedine el konuldu. Hazineye aktarıldı. Şahsına geçirdiği saltanata ait mülkler de hazineye aktarıldı. Yine Topkapı Sarayı’ndan Yıldız’a getirilen değerli eşya ve tablolar da geri iade edildi. Ayrıca Abdülhamid’in haremi de dağıtıldı. İşte bu düzen bozulduğu için de ‘Saray yağmalandı/kumarhane yapıldı’ gibi asılsız iddialar ileri sürülüyor.
Hareket Ordusu Kumandanı Mahmut Şevket Paşa’nın 2 Mayıs 1909 günü Meclis-i Mebusan’a gönderdiği bir yazıda işlerin nasıl ciddiyetle takip edildiğini görüyoruz: “Yıldız Sarayı’nda esnayı taharriyatta birtakım el çantalarıyla bavullar derununda elde edilip, orada kalması caiz görülmeyen bir hayli akçe, Harbiye Nezareti’ne getirilerek veznede muhafaza altına konulmuş olduğundan (...)” (Osman Selim Kocahanoğlu, 31 Mart Ayaklanması ve Sultan Abdülhamid, Temel Yayınları, İstanbul, 2009, s.471.)

BİR KİTAP BİLE KAYBOLMADI
Bu dönemde Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa, Yıldız’da yağma olmadığını göstermek için Hüseyin Cahid ve Cavit Beyleri alarak bir gün Yıldız’a götürdü. Gazeteci Hüseyin Cahid Bey gördüklerini gazetesinde ve daha sonra anılarında yazdı. İhbar mektuplarının yayımlanması ise halkı birbirine düşürür, kardeş kavgasına neden olur diye Mahmut Şevket Paşa tarafından yasaklandı. Enver Paşa tarafından da Harbiye Nezareti bahçesinde yakıldı. İddialardan birisi de Saray’da bulunan kitapların yağmalandığı şeklindeydi. Bunun da yalan olduğu ve 40 bin cilt kitaptan bir tanesinin bile çalınmadığı ortaya çıktı.
Hama mebusu Abdülhamid Zöhravi Bey, Meclis’te yaptığı konuşmada “Hareket ordusu yalnız ben geldim demek için gelmedi, rezalet ve fesat kaynağı Yıldız’ı temizlemek için geldi” der. Bu sözler de birçok şeyi anlatır...

HİLAFETİN HAZİNESİ OLAMAZ EL KOYUN
Saltanat ve hilafetin kaldırılmasından sonra da saraylara ve hazineye el konuldu. Saraylar TBMM’ye intikal ederek milletin malı oldu. Bu hazinenin koruması konusunda da titizlik gösterildi. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, Halife Abdülmecid’in son günlerdeki harcamaları hakkında, Başbakan İsmet Paşa’ya gönderdiği 23 Ocak 1924 tarihli telgrafta “Hilafetin hazinesi yoktur ve olamaz” dedikten sonra şu önemli uyarıda bulunur: “İstanbul’da, milletin boğazından kesilmiş paralarla yapılma birçok saraylar ve bu sarayların içindeki birçok kıymetli eşya ve levazımat, hükümetin vaziyeti tesbit etmemesi yüzünden mahv ve heder oluyor. Halife mensupları, sarayların en kıymetli levazımatını Beyoğlu’nda, şurada burada satıyorlar diye rivayetler vardır. Hükümet bunlara bir an evvel el koymalıdır. Satılmak lazım ise hükümet satmalıdır. (...) Hükümetçe ciddi, esaslı tedbirler alınarak bildirilmesini rica ederim, Efendim.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 15, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2005, s.199-200.)

VAHDETTİN’İN KAÇIŞI
Atatürk, Vahdettin’in yurt dışına kaçacağı ve buna karşı uyanık olunması gerektiği konusunda 5 Kasım 1922 tarihli yazısıyla Hükümeti uyarır: “Hazine-i Hümayun’da bulunan kıymetli eşya ile mübarek emanetlerin her vakitten ziyade muhafaza altına alınması lazım olduğundan, icap ederse emin bir subay kumandasında askeri bir müfreze ile özel olarak muhafaza ettirilmesini uygun görmekteyim.” (ATABE, C.14, Kaynak Yayınları, 2004, s.97.)
Özal ve Çiller döneminde ise Çırağan Sarayı gibi saray ve eski tarihi yapılar otel ve kumarhaneye dönüştürüldü. Ne acıdır ki ‘Ecdadımız Osmanlı’ diyenler Haydarpaşa gibi İstanbul’un tarihi yapısının yakılarak AVM’ye dönüştürülmesine seyirci kalıyor... Cumhuriyetçiler ise bunlara hep karşı çıktı.  

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.