Abdülhamid’in darbe korkusu orduyu çökertti!

O’nun döneminde orduda saraya yakın olduğu için terfi alan 60-80 yaşında komutanlar vardı. İş yapan ve başarılı subayları jurnallerle sürdü ya da hapsettirdi. Akdeniz’in en büyük donanması Haliç’te çürümeye terk edildi. 1908’in devrimci atılımıyla ordu tekrar dirildi

Abdülhamid’in darbe korkusu orduyu çökertti!
12 Ağustos 2016 Cuma 11:21

Ercan Dolapçı
[email protected]

15 Temmuz darbe girişiminden sonra TSK’nın emir komuta birliğinin bozulması büyük tartışma yarattı. Askeri uzmanlar bu durumun ileride büyük zaaf yaratacağını ve ülke güvenliğinin tehlikeye gireceğini belirtiyorlar. Bu karar II. Abdülhamid dönemindeki durumu hatırlatıyor. O dönem de Sultan Abdülhamid (1876-1909), darbe yapar diye orduyu etkisizleştirmiş, donanmayı Haliç’e, askeri de kışlasına hapsetmişti. Bunun sonucu da Osmanlı İmparatorluğu hızlı bir dağılma dönemine girmiş ve emperyalist savaşlara karşı etkin müdahale edilemediği için de en büyük toprak kaybı yaşanmıştı. Abdülhamid’in vehme giden darbe korkusunun faturasını ise millet çekmişti. Çok güvendiği gerici ordunun ‘31 Mart’ 1909 isyanı sonrası ise tertibin altında kalarak yıkıldı.

AMCASININ YERİNE GELDİ
Sultan Abdülhamid, 30 Mayıs 1876 günü müdahaleyle tahttan indirilen amcası Abdülaziz’in yerine getirilen ve kısa süre sonra delirdiği için görevden alınan Sultan V. Murad’ın yerine tahta çıktı. Abdülaziz 4 Haziran 1876 günü Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmiş şekilde ölü bulundu. Bu olay aileyi büyük bir korkuya saldı. İntihar, “cinayet” olarak kabul edildi, bundan sorumlu tutulan ilk anayasacı Sadrazam Mithat Paşa uyduruk bir yargılamayla Taif’e sürgün edildi ve burada boğdurularak şehit edildi. Bu olaydan sonra Abdülhamid baskıcı bir yönetim kurdu ve öldürülecek korkusuyla Saray’ında sıkı bir güvenlik çemberi oluşturdu. Ordu yerine hafiye teşkilatına dayandı. 33 yıl iktidarda kaldı.

EN BÜYÜK TOPRAK KAYBI YAŞANDI
Abdülhamid, gelir gelmez iki cephede 93 Harbi (1877-78) denilen Rus saldırısıyla karşılaştı. Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’nın yardım çığlıklarına karşı kulaklarını tıkadı. Savaşı cephede değil, Saray’dan yönetti. Savaş felaketle sonuçlandı! Balkanların gitmesindeki en önemli Bulgaristan gediği açıldı. Doğu’da ise Kars, Batum, Ardahan gitti. Sonra Kıbrıs, Mısır, Tunus, Romanya, Sırbistan, Karadağ, Bosna-Hersek ve Girit elden gitti. Bulgaristan’ın temelleri atıldı. Onun dönemini en iyi milli şairimiz Mehmet Akif anlatır: “Yıkıldın gittin amma ey mülevves istibdat / Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yad!”

DONANMAYI HALİÇ’TE ÇÜRÜTTÜ
En çok “darbe”, “hürriyet” ve “inkılâp” kelimelerinden korkuyordu. Amcası Abdülaziz’i devirdikleri gerekçesiyle donanmaya özel bir kin güttü. Akdeniz’in en büyük donanmasını Haliç’e hapsetti. Ordudan gelecek tepkiyi yumuşatmak için, 1897 Yunan Savaşı’na “hayır” diyemedi. Orduyu da tam manasıyla kullanamadı. Elde edilen zaferi, masa başında berhava etti. Halka zalim, büyük güçler karşısında boyun eğendi. Buna da “Büyük güçleri idare ediyor” dediler. O’nun döneminde ordu içten içe çürüdü. Ordu adeta komutansız kaldı. İş yapan ve başarılı subayları jurnallerle sürdü ya da hapsettirdi. Hele askeri okullarda tam bir takip çetesi kurdurmuştu. Genç subaylardan ödü kopuyordu. Onları adım adım izletiyordu, ihtilal yaparlar diye enselerinde hafiyeler bitiyordu. Bundan Mustafa Kemaller de nasibini aldı. Orduya “darbe yapar” diye talim yaptırılmıyordu. Beceriksizlik had safhadaydı. Asker eğitimde havaya ateş ediyor, “Neden havaya ateş ediyorsun?” diye sorulduğunda “Boş ver beyim, Allah isterse hedefini bulur” diye cevap veriyordu.
Perişan ordunun durumunu düzeltmek için yurt dışından getirilen ıslahat ekibine bol para ve nişanlar vererek susturuyor, önerileri sümenaltı ediyordu. Balkan Harbi’nde, Çatalca önlerine kadar gelen Bulgar ordusuna karşı donanmayı harekete geçirdiklerinde iş işten geçmiş, donanma yarı yolda kalmıştı. En büyük güç kullanılamadı. İçteki zayıflıktan yararlanan emperyalist devletler, Bulgar, Sırp, Arnavut, Ermeni, Arap çeteleri kışkırtıp üzerimize saldı. Türk askeri Balkanlardaki çete savaşlarında helak oldu. Orduyu da tam manasıyla kullanamayınca, “Islahatlar” dayatmasına boyun eğdi. Ancak onlar birliği değil, bölünmeyi hızlandırdı.

İRAN SINIRINDA TOPÇUMUZ YOK
İran sınırında bulunan 6. Ordu Komutanı Müşir Recep Paşa, 30 Ekim 1891 tarihinde Seraskerliğe gönderdiği mektupta, ordunun perişan durumunu şöyle özetler: “Emniyet buyurulsun ki buraya geldiğimde ordunun idaresini, ümera ve hususiyle zabitlerin itaatlerini, hizmetlerinden istifade edilemeyecek derecede muhtel ve orduyu yok hükmünde buldum. Ordunun ıslahının nelere ihtiyaç gösterdiğini 22 Mayıs ve 20, 23 ve ayrıca tekiden 25 Haziran 1891 tarihli telgrafnamelerle izah ettim. Ordunun ıslahı için 50 bin liraya ihtiyaç vardır ki, bu para, Bağdat rüsumatından tesviye edilmelidir. (...) Sairordularda olduğu gibi, ordumuzda da topçu fırkası teşkilinin lüzumundan kaç defa ehemmiyetle bahsettimse de buna müsaade buyurulmadı.” (Akşam, 28 Ağustos 1955, s.4.)

GOLTZ PAŞA’NIN TESPİTİ
Osmanlı ordusunda ıslahat çalışmaları 2. Mahmut döneminde başladı. Abdülaziz döneminde sürdü. Yurt dışından askeri heyetler getirildi ve orduda idari düzenlemeler yapıldı. Ancak bu da yeterli olmadı. Sorunlar çok ağırdı. Uzun yıllar Türkiye’de bulunan Alman ıslahat heyetinin başkanı Goltz Paşa da, 29 Ekim 1886 tarihinde şu saptamalarda bulunur: “Büyük güçlüklerin yenilmesi gereken bu yerde, mükemmel olmayan bir şeyle de memnun olmak zorunludur. Uzman olmayan, hastalık derecesinde kuşkulu bir hükümdar, ne dolaplar çevirecekleri düşünülmeyen bir saray kliği, çok karışık askeri yöntemler, dinsel önyargılar ve yüz çeşit kişisel düşmanlıklar.” (Prof. Dr. Jehuda L. Wallach, Çeviri: Fahri Çelikel, Bir Askeri Yardımın Anatomisi, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1986, s.57.)

DEVRİM YAPTIK YENİ ORDU KURDUK
Abdülhamid döneminde 58 yaşında teğmenler, 62 yaşında üsteğmenler, 65 yaşında yüzbaşılar ve 80 yaşında da binbaşılar vardı. Subayların çoğu Saray’a yakın oldukları için terfi ediliyor ve bilgi ve yetenek göz önünde tutulmuyordu. Okuma yazması olmayan subaylar sıradan vakı’aydı. Abdülhamid darbe korkusuyla ordu içinde büyük çaplı tasfiye yapamıyor, bu da büyük yığılmalara neden oluyordu. Bu orduyu 23 Temmuz 1908 Devrimi’nden sonra Enver Paşalar hızla yeniledi. Kısa süre içinde muazzam bir ordu kurdu. Genelkurmayı güçlendirdi. 1913’deki Babı âli baskınından sonra da tam iktidar olan İttihatçılar, Balkanlar’da yenilen ordunun çürümüş komutanlarını tasfiye etti. Enver Paşa 33 yaşında Harbiye Nazırı oldu. İlk etapta 7 bin 500 subay emekli edildi. Aralık 1908 itibariyle kara ordusunda (deniz ve jandarma hariç) 26 bin 310 subay bulunurken 1911 yılı ocak ayı itibariyle bu miktar 16 bin 121 subaya indirilmek suretiyle kara ordusundan 10 bin 189 subay çıkarıldı. 1913 sonrası da 10 binin üstünde subayı tasfiye etti. 800 bin kişilik dinamik bir ordu kurdu. 1911’de kurulan hava kuvvetlerini geliştirdi. Donanmayı canlandırdı. Yeni gemiler alındı. Harp okullarından yetişen, çağın askerlik tekniğini bilen vatansever subaylardan oluşan ordu I. Dünya Savaşı’nı 2 yıl uzattırdı, İngiltere gibi en güçlü orduyu Çanakkale ve Kutul Amare’de yenilgiye uğrattı. Rus Çarlığını yıktı. Burda pişen genç subaylar, Mili Mücadele’nin komutanları oldu. İşgali sonlandırdı. Cumhuriyet’i kurdu. (TSK Tarihi, 3.Cilt, 6.Kısım, (1908-1920), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1996.)

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.