1900 yılı kurmay mektebinden cumhuriyete

Cumhuriyet’in ilanının ardından Türk ordusu kimliği yanına “Cumhuriyet ordusu” kimliği tarihi bir gerçek olarak yerleşmişti. Antiemperyalist, Cumhuriyetçi, Cumhuriyet’in bütün değerlerine sahip Türk ordusu...

1900 yılı kurmay mektebinden cumhuriyete
23 Ağustos 2016 Salı 08:51

Taylan Sorgun

Sayısız cephelerde zamanın emperyalizmi ile savaşan, o cephelerde şehitler veren komutanları olan, Mustafa Kemal Paşa’nın ve kadrolarının “yeniden düzenlediği” emperyalizme Anadolu topraklarında tarihi yenilgisini yaşatarak yine Mustafa Kemal Paşa komutasında dünyanın dördüncü büyük devrimini meydana getiren bir Türk ordusu vardı.
Cumhuriyet’in ilanının ardından Türk ordusu kimliği yanına “Cumhuriyet ordusu” kimliği tarihi bir gerçek olarak yerleşmişti. Antiemperyalist, Cumhuriyetçi, Cumhuriyet’in bütün değerlerine sahip Türk ordusu... Yerleşmiş esasları olan bir ordu.
1957 yılından bu yana Türkiye’deki siyasi olayları, gelişmeleri bütün “arka planları” ile yaşayan, yazan 1957’li gazetecileriz.

1900 YILI FOTOĞRAFI
Şimdi Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali’nin önde gelen komutanlarından, belgeselini hazırladığım Altay Paşa’dan aldığım şu fotoğrafa iyi bakınız ve düşününüz.
Bu fotoğraf 1900 yılında İstanbul’daki “Kurmay Mektebi” bahçesinde çekilmiştir. Kurmay Mektebi bahçesinde yürümekte olan kurmay namzetlerinin yürüyüşleri “kendine güven ve dünyaya meydan okumak”tır. Bu sözler o mektepte okumuş olan Altay Paşa’nın sözleridir.

KOMUTANLAR VE EĞİTİM
Altay Paşa’ya belgeselini hazırlarken bu fotoğrafın anlamını ve kurmay mektebindeki eğitimin esaslarını sormuştum. Cevabı şöyle idi; Mustafa Kemal, Halil, Enver, Ali Fuat, Refet ve cephelerde savaşacak komutanlar, Milli Mücadele’deki komutanlar, Cumhuriyet’in ilanındaki komutanlar... Hepimiz oradaydık...
Bize vatan sevgisi, savaş sanatları, savaş stratejileri öğretilirdi. Ama başka dersler de vardı. Dünyanın içinde bulunduğu iktisadi meseleler, kendi vatanımızın iktisadi meseleleri, siyasi durumları, dünya siyasetleri karşısında değişen durumlara göre almamız icap eden vaziyetler anlatılır öğretilirdi.

JURNAL GECESİ
Zaman Abdülhamit’in her yerde, her kapı arasında jurnalcilerinin olduğu zamanlardır. Ve bir gece ansızın Mustafa Kemal arkadaşları arasından alınarak Yıldız Mahkemesi’ne götürülür. Ve sordukları şudur:
“Siz kapitülasyonları tenkit etmişsiniz. Siz askersiniz. Bu siyaset yapmak demektir. Cevabınız nedir?”
Mustafa Kemal: “Bu siyaset yapmak demek değildir. Bir kurmay memleketinin siyasi ve iktisadi meselelerini bilmez ise harpte muvaffak olamaz.”
Mustafa Kemal’in mektepteki arkadaşları üzerindeki etkilerini de bilmektedirler. Mustafa Kemal Kurmay Mektebi’ne döner. Arkadaşlarına olanı anlatır ve der ki: “Bu memleket bizim. Bu vatan bizim. Tabii ki vatanımızın siyasi ve iktisadi meselelerini de bileceğiz.”

ERKAN-I HARP
Kurmay Mektebi’nden mezun olanlara artık Erkan-ı Harp denilmekteydi. Bellerindeki kılıçları, pırıl pırıl ünidormaları, parlak çizmeleri ile İstanbul ve Selanik sokaklarından geçerken bakışları, üniformaları ile hayranlık uyandırmaktaydılar... Halk onlara saygı ile bakmaktaydı.

GİZLİ TEŞKİLAT
Daha çok şey var dinlediklerimden anlatacaklarım. Mesela Mondros sonrası mütareke zamanı... Mustafa Kemal Paşa Mondros teslimiyetine karşı çıktığı için 13 Kasım 1918 günü Adana’daki karargahı lağvedilince İstanbul’a dönmüştü. Şişli’deki ev göstermelikti. “Beyoğlu Havva Sokak’ta gizli bir karargahı vardı.” O karargahta geceleri İttihatçı subaylarla toplantılar yapılmaktaydı. İttihat ve Terakki’nin kurduğu Teşkilat-ı Mahsusa artık Mustafa Kemal Paşa’nın emrinde. O gizli teşkilat içinde bütün İttihatçı subaylar ve aydınlar da var.

TEVKİFİNİZ İSTENİYOR
Ve bir gece gizli karargah. İttihatçı Dr. Fahri, Yüzbaşı Dayı Maksut oradalar. Biraz sonra İttihatçı Üsteğmen Muzaffer gelir (Sonradan Muzaffer Tuğsavul Paşa). Üsteğmen Muzaffer:
“Paşam, Damat Ferit’in Baltalimanı’ndaki konağında İttihat ve Terakki’ye karşı olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası başları, 31 Mart mürteci ayaklanmasının şimdiki temsilcileri, başta Zeynel Abidin Hocaefendi işgal devletleri komiserine ve büyükelçilerine gitmişler, sizin için ‘bir an evvel tevkif edilmeli çünkü eline fırsat geçerse Cumhuriyet bile yapar’ demişler.” Üsteğmen Muzaffer devam eder, “Görülmektedir ki cephe teşkil etmekteler.”

BOZKIRDA ATEŞ YANACAK
Mustafa Kemal Paşa saçlarını karıştırır, bir sigara yakar... Ve konuşur: “Görüyorum ki bunlar emperyalist işgal devletleri ile bir cephe teşkil etmekteler. Fakat bilmedikleri bir husus var, o da şudur: Birgün bozkırda bir ateş yanacak. Bu ateşte emperyalistlerle nbirlikte hepsi yanacaklar. Hele bir şah mat diyelim.”Şah mattan kasıt “Padişahtır.”

ETEĞİ LAMBALI HOCA
Deminki sözleri Mustafa Kemal Paşa, 1919 yılının Aralık ayında söylemiştir.
Mütareke dönemi yani Mondros Teslimiyet Anlaşması süreci devam etmektedir. Belgeselini yazdığım Altay Paşa o zamanların başlarında Konya’da albay rütbesi ile kolordu komutanıdır. Bir gece genç subaylar gelirler: “Komutanım geceleri Konya bozkırında kafası sarıklı, cübbeli bir adam dolaşıyormuş. Eteğinin altından da ışıklar saçıyormuş. Zavallı köylü de gidip mübarek adam diye eteğini öpüyormuş. Emriniz?”

“KALDIR ETEĞİNİ”
Albay Fahrettin emir verir: “Gidip bakın şu herife.” O genç zabitler gece adamı takip etmişler. Gece yine öyle eteğinden ışık saçarak dolaşırken yanına giderek: “Kaldır bakalım şu eteğinin altını da görelim.” Adam eteğini kaldırmış, bir de bakmışlar ki herif eteğinin altında küçük bir el feneri bağlamış. Işık oradan saçılmakta.

BOZKIR İSYANCISI
Hani emperyalist devletlerin kapısını aşındırarak “Bu Mustafa Kemal bir gün Cumhuriyet bile yapar, tevkif edin” diyen Zeynel Abidin Hocaefendi vardı ya, işte eteğinin altından ışık saçıp köylüye eteğini öptüren odur.
Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali başlerken Zeynel Abidin emperyalistlerin verdiği altınlarla Kuvvayı Milliye’cileri ve Türk ordusunu başına topladıkları ile arkadan vuranlardandı.

BEKİRAĞA BÖLÜĞÜ
Mondros Teslimiyet Anlaşması ardından Padişah damadı Damat Ferit, padişah Vahdettin’in de tasvibini alarak Nemrut Paşa Harp Divanı’nı daha hızlı çalışmaya başlamıştı. Emperyalistlerin yüksek komiserleri de bu Harp Divanı’nın kurulmasını istemişlerdi zaten. Bu harp divanı önde gelen komutanları, Kut’ulamare Komutanı Halil Paşa dahil ordunun etkili komutanlarını, İttihat ve Terakki mensuplarını, millici yazarları tevkif etmiş, Bekirağa Bölüğü Mahpushanesi’ne doldurmuştu.

YİNE GİDECEĞİM
Mustafa Kemal Paşa bir gün Harbiye Nezareti’ne uğramış, Şakir Paşa ile bir konuşma yapmıştı. Şakir Paşa, Mustafa Kemal’e “Bu yüksek komiserler sizin Bekirağa Bölüğü ziyaretlerinizi hoş karşılamıyorlar. Nasıl önleriz diye düşünmekteler. Tevkif bile düşünmekteler” der. Mustafa Kemal bir an durur: “Kendilerine söyleyiniz. Eğer benim oraya gitmemi men edecek (önleyecek) kuvvetleri varsa mani olmaya çalışsınlar. Ve hemen şimdi buradan çıkar çıkmaz oradaki arkadaşlarımı tekrar ziyarete gideceğim. Bunlar zamanı gelince icap eden cevabı başka şekilde alacaklar.”

PAŞAM NE ZAMAN?
Mütareke dönemidir. Yani teslimiyet. Genç zabitler, aydınlar ve Mustafa Kemal Paşa’nın Çanakkale komutanlığını bilen duyan halk hep sormaktadır: “Mustafa Kemal Paşa ne yapacak?” Mustafa Kemal Paşa, Şakir Paşa’nın yanından ayrılmış koridorda yürümekte. Genç subaylar sırada selam vaziyetindeler. Mustafa Kemal önlerinden geçerken yavaş sesle sorarlar: “Paşam ne zaman?”

BİR GÜN DOĞUMUNDA
Mustafa Kemal Paşa hepsinin gözlerinin içine bakarak: “Bir gün doğumunda” der. Ve zaman geçer, Mustafa Kemal Paşa artık Anadolu’dadır. Bir gün o genç subaylara bir teğmen haber getirir, der ki: “Mustafa Kemal Paşa diyor ki, gün doğumu zamandır.”
Ve ertesi gün o genç subaylar Gebze Boğazı’ndan uçar gibi Anadolu yollarına düşerler. Aileleri çocukları kalmıştır artık esir İstanbul’da, Türk mahalleri sokaklarındaki evlerde...

DİN VE DEVLET
Bir gece Harbiye Nezareti Başyaveri Salih Bey gelmiştir gizli karargaha (Sonradan Salih Omurtak Paşa). Konuşmaya başlarlar. Başyaver Salih: “Paşam bu 31 Martçıların devamcıları yine sahnedeler.”
Mustafa Kemal Paşa: “31 Mart mürteci isyanı sonrasında İttihat ve Terakki kongresinde gelecekten de bahsederek vatan tehlikeye düşünce isyancılara karşı sessiz kalınamaz. Din işleri memleket işlerine karıştırılamaz. Bu her zaman tehlikedir. Gelecek için de böyledir. Demiştim.”
Gizli karargahta geç saate kadar konuşurlar. O sırada Yüzbaşı Dayı Maksut gelir. Mustafa Kemal Paşa sorar: “Üsküdar’da gizli teşkilat için yer bulabildiniz mi?”
Sabaha karşıdır. Mustafa Kemal Paşa gizli karargahtan çıkar. Yüzbaşı Dayı Maksut, Dr. Fahri ve Teşkilat-ı Mahsusacılar ve gizli teşkilat Yüzbaşı Dayı Maksut’un aldığı kahvelerin önünden geçerken herkesin ayağa kalktığı İstanbul’un ünlü ama ağır başlı bıçkını Kehribar Ali elleri bellerindeki silahlarında Mustafa Kemal Paşa’nın ardından yürümektedir.  

Etiketler; #Taylan Sorgun

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.