Savaş cerrahisi


Koray Gürbüz

Koray Gürbüz

Okunma 22 Ağustos 2016, 09:48

Modern silahların insan vücudunda yaratabileceği tahribat karşısında insanoğlunun yapacağı çok fazla bir şey yok. Örneğin mayına basıldıktan sonra bozulan vücut bütünlüğünü tekrar eski haline getirmek imkânsız fakat mayına basma travmalarını tıbbi müdahalelerle minimize etmek mümkün. Bu tıbbi müdahaleye “Savaş Cerrahisi” deniyor.
Savaş dışı yaralanmalarla savaş travmaları arasındaki çok derin farklar var. Savaş yaralanmalarında görülen hasarlar her gün görülebilen basit yumuşak doku yaralanmaları gibi bir şey değil. Ayrıca savaş durumdaki çalışma koşulları da çok büyük farklılıklar gösterir. Acil müdahalelerde doktor ve hemşireler kısıtlı imkânlara ve zamanın azlığına çözüm bulmak ve en uygun tedavi kararını vermek için özel olarak yetiştirilmeli ve kriz anında soğukkanlı davranmayı öğrenmiş olmalıdır.
Örneğin yaralanmalarda acilen kanamayı durdurmanın ve tampon yapmanın gerekliliğini hepimiz az çok biliriz. Fakat herhangi bir müdahalenin çatışma ortamında yapılması gerektiğini düşünürseniz, en basit işlem bile, tahmin edilenden çok daha zor olur.

GABAR DAĞINDA
1995 yılında, gece saat 02.00 sularında teröristlerle girilen çatışmada bir arkadaşım göğsünden yaralanmıştı. Merminin giriş deliğinden inanılmaz derecede kan akıyordu. Kanamayı durdurmak için sargı beziyle tampon yapmaya çalışıyorduk fakat bir türlü kanamayı durduramıyorduk. Çatışma devam ederken bir Doktor Üsteğmen sürünerek bulunduğumuz mevziiye geldi ve hemen bir makasla mermi giriş deliğini genişletip, önceden rulo şeklinde hazırladığı sargı bezlerini çıkararak bir başka makasla giriş deliğinden içeri sokmaya başladı. Yaklaşık 10 tane sargı bezini bu şekilde yaranın içine soktu ve bir süre sonra kanama durdu. O doktorun çatışma devam etmesine rağmen soğukkanlılığını koruyabilmesi ve profesyonelliği hepimizi şaşırtmıştı. O isimsiz kahraman sayesinde arkadaşımızın hayatı kurtulmuştu.

HAKKÂRİ ŞEMDİNLİ’DE
1994 yılında yaralanan ve yatağa mahkûm olarak hayatını sürdüren bir Gazi arkadaşımın, uzun süre aynı pozisyonda yattığı için, kuyruk sokumu ile kalça kemiğinin üstünde, içine portakal sığacak kadar derin bir “yatak yarası” oluşmuştu. Büyük acı veren böyle açık yaraları temiz tutmak ve günlük olarak pansuman yapmak hayati önemdeydi. Arkadaşıma pansuman yapan Döndü Hemşire, günde üç defa yaranın içini kanatana dek sıyırdıktan sonra içini ilaç karışımıyla doldurup kapatırdı. Yeni yaraların oluşmaması için de saat başı düzenli olarak hastanın yatış pozisyonunun değiştirilip değiştirilmediğini kontrol ederdi.

SİİRT KARADAĞLAR’DA
1996 yılında yaralandığımda helikopterle hastaneye doğru uçarken, helikopter geri dönerek mayına basan bir başka askeri daha almıştı. Mayına basan o askerin bacaklarına baktığımda paramparça olduklarını görmüştüm. Bizi hemen Diyarbakır’a götürdüler; oradan da uçakla Ankara’ya. Mayına basan askeri hemen ameliyata aldılar. Yoğun bakımda kendime gelince onunla yan yana olduğumuzu gördüm. Bacaklarının kesileceğini düşünmüştüm. Fakat bacaklarının içinden çelik çiviler geçirilmişti ve en dışta da kocaman çelik bir kaç tane çemberle sabitlenmişti. Ama en sorunlu yeri topuk kısmıydı çünkü parçalanmıştı. Ameliyatı yapan Sabri Ateşalp, Bahtiyar ve Doğan Hoca bir süre sonra geldiler. Kendi aralarındaki konuşmaları az da olsa duyuyordum. “Bari bir bacağı kurtarabilsek! Kesmemiz durumunda diz altından keselim, protez kullanması rahat olur!” gibi şeyler söylüyorlardı. Ben oradan ayrılırken sadece topuk kemiği için 6. ya da 7. ameliyatı yapıyorlardı. Olayın üzerinden yaklaşık 20 sene geçti. Bu süre zarfında o arkadaşım 28 kez ameliyat oldu. Bir bacağını kurtardılar ama diğer bacağı diz altından kesildi. Bugün protezle rahat bir şekilde yürüyebiliyor. Rahmetli Prof. Dr. Sabri Ateşalp’in, Bahtiyar Hocanın, Doğan Hocanın ve fedakar hemşirelerin emeklerini unutmam mümkün değil.

SÖZÜN ÖZÜ
Anladığınız üzere savaş alanında görev yapan doktorların ve hemşirenin özellikleri var. Muharebe alanlarında ölümü göze alıp yaralıya müdahale edecek personel yetiştirmek de kolay değil. Böylesine fedakâr ve özel yetenekli doktorları, hemşireleri yetiştiren ve “Kurtuluş Savaşında” bile kapatılmayan Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin OHAL kararnamesiyle kapatılması, Askeri hastanelerinse Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi, bu bilgi birikiminin yok edilmesi demek. Böyle anlamsız bir karar ileride çok büyük sorunlara neden olur.
Sözün özü şu ki bazı konular siyaset üstü ele alınmazsa ve konunun uzmanı olmayan kişiler tarafından değerlendirilirse çözüme ulaşılamaz. Dünyanın her ülkesinde, hele hele terör eylemlerinin bizdeki kadar yoğun yaşandığı ve sivilleri hedef aldığı bir ülkede savaş cerrahisi başlı başına bir gereklilik olarak değerlendirilir. Sağlık sisteminin genel anlamda sorunlu olduğunu da kabul edersek savaş cerrahisi konusunda uzmanlaşmış hastanelerin kapatılması tam anlamıyla “intihar” etmek ve bombaların, kurşunların hedefi olan askerlerin ya da sivillerin bile bile ölümlerine göz yummak demek olur.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.