Zika virüsünü taşıyan türler Türkiye’ye ulaştı

Latin Amerika’dan yayılan Zika virüsü, sivrisinekler aracılığıyla insana bulaşıyor. Yeni bir araştırma virüse aracılık eden sivrisinek türlerinin Artvin, Rize ve Trabzon’da yayıldığını ortaya koydu

Zika virüsünü taşıyan türler Türkiye’ye ulaştı
05 Mayıs 2016 Perşembe 11:12

Özlem Konur Usta
[email protected]

Kuzey Anadolu’da zika virüsünün taşıyıcısı olduğu bilinen Aedes albopictus ve Aedes aegypti türü sivrisinekler tespit edildi. Kafkas Üniversitesi Yrd. Doç. Berna Demir ve Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Mustafa Akıner’in araştırması Plos Tropical Diseases adlı bilim dergisinde 26 Nisan’da yayımlandı. Artvin, Rize ve Trabzon’da yaygın bir şekilde tespit edilen bu sivrisineklerin ithal edilen atık oto lastikleriyle taşındığı ortaya çıktı. Araştırmacılar bu yıl lastikler içinde gelen yumurtaların virüs taşıyıp taşımadığına bakacaklar. Berna Demir, araştırmanın bulgularını Aydınlık’a anlattı.

| Araştırmanızın içeriği nedir?
İlk aşamada, son yıllarda Gürcistan’dan kayıtları verilmiş bu türlerin Türkiye’ye de giriş yapıp yapmadığını ve Gürcistan’da nereye kadar yayıldıklarını tespit etmeyi amaçladık. Bu nedenle ilk çalışma alanı olarak bu bölge seçildi. Türlerin Türkiye’ye giriş yapmış olmaları, buradan Avrupa’ya yayılma riskini de oldukça arttırdığından araştırma Avrupa Birliği’nden desteklendi. 2015 yılında yapılan arazi çalışmasında Türkiye’de Trabzon’dan başlanarak Hopa’ya kadar tüm sahil şeridi tarandı ve daha sonra Batum’dan Tiflis’e kadar da Gürcistan’da arazi çalışmaları yapıldı.

| Türkiye’de yeni bulunan türlerle ilgili bilgi verir misiniz?
Aedes albopictus ve Aedes aegypti türlerinin her ikisi de göreceli olarak küçüktür ve bacaklarda ve vücudun diğer kısımlarında siyah zemin üstünde meydana gelmiş beyaz, gümüş pullanmalardan dolayı siyah ve beyaz örüntü gösterirler. Ae.albopictus türünün Güneydoğu Asya kökenli olduğu düşünülüyor. Ae. albopictus’un yayılımın insan aktiviteleriyle olan ilişkisini araç lastiklerinin gemi nakliyeleriyle kıtalar arası taşınması sebebiyle türün 1985 yılında Amerika’ya giriş yapması oldukça açık şekilde gösterilmiştir.
Ae. albopictus küresel istilacı türler veritabanına göre en tehlikeli 100 yayılımcı tür arasında 4. olarak listelenmiştir. Bu kadar kolay yayılabilmesi türün biyolojik özelliklerinden kaynaklanıyor. Ae. albopictus’un Ae. aegypti’ye göre daha uzak kuzey bölgelere yayılım gösterebiliyor. Düşük sıcaklıklara uyum sağlayabiliyor. Ae. aegypti, diğer adıyla sarıhumma sivrisineği ise Afrika orjinli bir türdür ve günümüzde Amerika’nın güneydoğu kesimlerinin yanısıra tropikal ve yarı tropikal bölgeleri, Afrika, Asya, Hint Okyanusu adaları ve Kuzey Avustralya’da yayılış gösterir.
Her iki tür sivrisineğin hastalık taşıma potansiyelleri çok yüksektir. Ae. aegypti türü deng humması, sarı humma, chikungunya ve zika virüslerinin taşıyıcısıdır. Ae. albopictus türü de deng humması ve chikungunya virüsleri ile Dirofilaria türü virüsler taşır. Yapılan laboratuar çalışmalarında bu türün sarı humma, zika gibi en az 22 tane virüs için potansiyel vektör olduğunu göstermiştir.

GÜN BOYU AKTİFLER
| Bu sivrisinekler daha önce bölgede yok muydu?

Çalışmayı beraber yaptığımız Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent olarak çalışan Mustafa Akıner, alanda birkaç yıldan beri sürekli sivrisinek örneklemesi yapmakta. Ancak daha önceki yıllarda bu türlere rastlanmadı. Ayrıca halkla konuştuğumuzda kendi tabirleriyle zebra gibi siyah beyaz olan bu sineklerin ilk defa 2015 yazında ortaya çıktıklarını ve kendilerine ciddi rahatsızlıklar verdiklerini doğrulamışlardır. Bu türler diğer çoğu sivrisinek gibi günbatımı ya da gündoğumunda beslenen türler olmayıp, tüm gün boyunca aktif olarak beslenen oldukça saldırgan türlerdir, bu nedenle daha önce farkedilmemeleri mümkün değil.

| Ne zamandan beri bölgemizde rastlanıyor?
Ae. albopictus türüne dair Türkiye için ilk kayıt 2013 yılında Oter ve arkadaşları tarafından 2012 yılında Trakya bölgesinden verilmiştir, ancak bölgede çok yüksek oranda kolonileştikleri gözlenmemiştir. Bizim çalışmamız ise Ae. albopictus için Türkiye’den verilen ikinci kayıt ve Ae. aegypti için ise ilk kayıttır. Ayrıca her iki türün de çok kısa süre içerisinde Karadeniz bölgesine girmiş olmalarına rağmen yüksek popülasyon sayılarına ulaştığını gördük.

BELİRTİLERİ NEDİR?
Sivrisinek sokması ile bulaşan zika virüsü, gebelik için tehlike oluşturarak henüz doğmamış bebeklerin beyinlerinde küçülme ve hasara, hatta ölüme neden oluyor.
Yeni doğan bebeklerde görülen Mikrosefali (küçük kafa) olarak da tanımlanan bu hastalık, “Aedes aegypti” cinsi sivrisineklerin hamile kadınlara bulaştırdığı Zika virüsü ile yayılıyor. Mikrosefali ile doğan bebeklerin kafaları normalden 31.5-32 santimetre daha küçük. İlk olarak Uganda’da 1947 yılında Zika Ormanları’nda ortaya çıkan virüsün Afrika ve Asya’da da görüldüğü biliniyor. Ancak, geniş coğrafyalara yayılması, Brezilya’da 2015 yılında virüsün “patlamasıyla” gerçekleşti. Bebeklerin yaşam süresini kısaltan virüs, beyin fonksiyonlarında da bozukluklara ve beynin yetersiz gelişmesine neden oluyor. Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Zika virüsü “ateş, baş Ağrısı, gözlerde kızarma, kusma, döküntü, kas ve eklem ağrısı” gibi belirtiler gösteriyor. Hastalık için özgün bir tedavi ya da önleyici aşılar, henüz geliştirilemedi.

İTHAL ATIK LASTİKLERDE YUVALANIYORLAR
“Türün taradığımız alanda bu kadar yoğun bir şekilde bulunması zaten Türkiye için hiç iyi bir haber değildir. Türlerin larvaları özellikle atık lastiklerin içinde bulunan su birikintilerinde örneklenmiştir. Zaten bu türlerin kıtalar ve ülkeler arasında bu kadar kolay yayılmasının en önemli sebeplerinden biri ithal edilen atık lastikleridir. Her iki tür de yumurtalarını daha sonra yağmur alacak korunaklı, karanlık ve kuru yerlere bırakır. Daha sonra suyla temas eden yumurtalar açılır. Yumurtalar bu şekilde uyku halinde atık lastiklerin içinde aylarca canlılıklarını koruyabilirler. Bölgede konuştuğumuz oto lastikçiler biriktirilen lastiklerin İstanbul, İzmit gibi büyük şehirlere aylık periyotlarla geri dönüşüme gönderildiğini söylediler.”

İLAÇLAMAYLA KONTROL ALTINA ALINABİLİR
“Bu iki tür de oldukça işgalci olduklarından mücadeleleri de oldukça zor. Mücadele için Sağlık Bakanlığı ya da Halk Sağlığı gibi birimlere oldukça önemli görevler düşüyor. Bölge halkı ve özellikle türlerin yuvalandıkları atık lastik biriktiren oto lastikçiler bu konuda uyarılmalı. Lastikler mümkün olduğunca kısa sürelerde, biriktirilmeden geri dönüşüme gönderilmeli, eğer mümkün değilse içleri ve etrafları düzenli olarak ilaçlanmalıdır. İlaçlama bölgede çay toplarken asansör sistemlerinde kullanılan lastikler de yine ilaçlanmalı. Bu şekilde en azından popülasyonu kontrol altına alınabilir. Halka da bu lastiklerin içlerinin kuru tutulmasının ne kadar önemli olduğu anlatılmalı. Ayrıca sağlık kurumları da gelen şikayetlere karşı hastaları bu türlerin taşıyabilecekleri hastalıklar açısından değerlendirmeli.”

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.