Yüksek Mahkeme’den Ergenekon kararı

AYM, Ergenekon davasında, Doğu Perinçek’in, Hasan Atilla Uğur’un ve Hikmet Çiçek’in, uzun tutukluluk nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği haklarının ihlal edildiğine karar verdi

Yüksek Mahkeme’den Ergenekon kararı
20 Eylül 2015 Pazar 15:48

Aydınlık / Ankara
Ergenekon davasından tutuklu oldukları dönemde, Vatan Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Atilla Uğur’un ve Aydınlık gazetesi yazarı Hikmet Çiçek’in, tutukluluğun yasal dayanağının olmadığı ve makul olmayan bir süre devam ettiğigerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları bireysel başvuru haklı bulundu.
Yüksek Mahkeme, başvurucuların uzun tutukluluk nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Kararda, başvurucuların gözaltına alınmaları ile ilk derece yargılamasının sona erdiği tarih arasında 5 yılı aşan sürelerle tutuklu kaldıkları belirtildi.
Kanunda öngörülen 5 yıllık azami tutukluluk süresinin bazı suçlar için iki katı uygulanmasına yönelik düzenlemenin Yüksek Mahkemece iptal edildiği anlatılan kararda, iptal kararının Resmi Gazete’de ilanından bir yıl sonra yürürlüğe girmesi nedeniyle bireysel başvuru tarihinde geçerli olmadığı kaydedildi.
Buna karşın tutukluluk süresinin makul olup olmadığının her dosyanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği ifade edilen kararda, tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla başvurulabileceğinin altı çizildi. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenlerinin belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebileceği kaydedilen kararda, bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hala devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerektiği vurgulandı.

TUTUKLULUK SÜRESİ MAKUL DEĞİL
Anayasa Mahkemesi kararında, “Tutuklamanın devamına karar verilirken, davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden kişinin durumunun da dikkate alınması bir zorunluluktur. Başvurucunun tahliye talebini inceleyen mahkeme, ret gerekçesinde başvurucunun kaçacağına ya da delilleri karartacağına dair inandırıcı somut olgular ortaya koyamamıştır. ... Tutukluluğun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden beklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı arasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı sürenin makul olmadığı sonucuna varılmıştır” denildi.
Kararın hüküm bölümünde ise, “Başvurucunun iddialarının kabul edilebilir olduğuna, başvurucunun ‘tutukluluk süresinin makul olmadığına’ ilişkin iddiası yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine oy birliğiyle karar verildi” ifadeleri kullanıldı.

Bu kumpasta neler yoktu ki!

Hikmet Çiçek
[email protected]

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit’in önüne bir dosya konulduğunda tarihler Ağustos 2009’u gösteriyordu. Dosyada “amirallere suikast” yapılacağı iddia ediliyordu. İstanbul Emniyeti Elektronik Şube Müdürlüğüne, 15 Temmuz 2009 günü gönderilen isimsiz ihbar e-postasında, kendisini “uyuşturucu ve borç batağına düşmüş bir deniz subayı” diye tanıtan muhbir, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Deniz Harp Okulu’nda örgütlenmiş bir “karanlık organizasyonu” ihbar ediyordu. O günlerde en çok kullanılan ihbar yöntemi böyleydi. İhbarı yapan da, soruşturmayı yürütecek olan da malum cemaatti.
Soruşturma sonunda bazı deniz teğmenleri tutuklandı. “Uyuşturucu ve fuhuş çetesi” diye başlayan operasyon, sonunda “Amirallere suikast”a, daha sonra da başka dosyalarla birleştirilerek “Poyrazköy Davası”na dönüştü.

ARAPSAÇI GİBİ DAVA
17 sanıklı Poyrazköy davası daha sonra şu davalarla birleşti: Yine aynı mahkemede açılan 19 sanıklı “amirallere suikast” davası ve 33 sanıklı “Kafes” davası, 2011 Ağustos’ta da amirallere suikast iddialarına ilişkin Koramiral Deniz Cora ve Kurmay Albay Ümit Metin hakkında hazırlanan ek iddianame ile açılan dava, 2011 Mayıs ayında Poyrazköy davasına ilişin hazırlanan 10 sanıklı ek iddianame ile açılan dava, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın 8 yöneticisi hakkında hazırlanan iddianame ile 2010 Aralık ayında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava.

NE KAZIYMIŞ BE!
Poyrazköy kazılarını hatırlar mısınız? 2 Şubat 2009 günü Beykoz Kaynarca köyü civarında “tornavida ile işaretlenmiş ağaçlar takip edilerek” (iddianamede aynen böyle yazar!)... diye yazılan bir yığın saçmalık... Gene iddianameye göre “yumuşak zeminde toprağa gömülü halde bir kısmı yüzeyde görülen” siyah poşet parçalarının içinde bulunan mühimmatlar... Bu bölgede ikinci kazı Nisan 2009’da yapıldı. Bu kez Beykoz Poyrazköy Keçilik mevkisi delik deşik edildi. “Ergenekon adına” eyleme geçmek için cezaevindeki Levent Göktaş’tan talimat bekleyen SAT komandoları “yerin 15 santimetre altına” çeşitli mühimmat gömmüşler. İçlerinde soba borusu yapmaktan başka bir işe yaramayacak olan kullanılmış lav silahının da bulunduğu çeşitli malzemeler... Eski Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un basın toplantısında gösterip “boru” dediği şeyler işte buydu.

AKILLARA ZARAR
Poyrazköy iddianamesi akıllara zarar bir metindir. Kafes eylem planı, silah ve mühimmat listesi, psikolojik harekat kampanya kontrol formu, gayri Müslim vatandaşlara yönelik (mezarlıkları dâhil) eylem listeleri, “özel plan hücre lideri” imzalı talimatlar... “İşçi Partisi ve Ergenekon’un Deniz Kuvvetlerindeki temsilcisi gibi faaliyet yürüten” albaylar, Ergenekon’a ait gizli belgeleri “odasına girildiğinde soldaki dolabın altında saklayan” subayları açıklayan ihbarlar ve hatta “Doğu Perinçek Başkanımızın Emirleri” gibi zırvalıklar...
Bu zırvalıklar içinde, “Devrimci subaylar, komutanlarımıza yeniden dinamizm kazandıracak eylemleri hayata geçirecektir” şeklinde, İşçi Partisi (Vatan Partisi) Genel Başkanı Doğu Perinçek’ten “örgüt tabanına” gelen talimat bile vardı! Gene iddianameye göre Perinçek’in Silivri’den gönderdiği talimatları, teğmenlere ileten “kurye” ise Yarbay Ali Tatar’dı! Şimdi savcının mütalaasında “ölüm nedeniyle düşme kararı verilmesini” istediği Ali Tatar.

F TİPİ İDDİANAME
Poyrazköy iddianamesi 27 Ocak 2010’da İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Davanın ilk duruşması 9 Nisan 2010’da Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde yapıldı. Mahkeme heyeti Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu (başkan), Mehmet Karababa ve Mehmet Erdoğan’dan oluşuyordu. Deniz Kuvvetleri’nin seçkin subayları “Silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ortadan kaldırmaya teşebbüs” etmekten yargılandılar. Suçun delilleri Poyrazköy’de bulunan mühimmat ve “Kafes Eylem Planı”ydı. Toplam sanık sayısı 85’i bulmuştu.
Poyrazköy davası, Türk Deniz Kuvvetleri’ne yönelik en büyük tertiptir. Deniz Kuvvvetleri’nin seçkin subayları bu yolla tasfiye edilmiştir. Şimdi Poyrazköy davasında mütalaasını sunan savcı, tüm sanıklar hakkında “beraat”, bir sanık hakkında ise ölüm nedeniyle “düşme” kararı verilmesini istedi. Savcı, Adli Tıp Kurumu raporlarında belirtilen “Sahte delil üreten kişiler” hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasını da istedi.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nadir Şener Hatunoğlu - 4 yıl önce
Saygı ile.. Dr. Doğu PERİNÇEK ve arkadaşlarına, geçmiş olsun diyorum. Yorum, ağır hakaret içerdiği için yutkunuyorum. *matematikçi, bilim uzmanı*