Siyasetin şakülü kaydı

Türk siyaset dilinin son yılllarda geldiği noktayı ve “eski”yi usta gazeteci Tanju Cılızoğlu değerlendirdi.

Siyasetin şakülü kaydı
07 Nisan 2016 Perşembe 12:57

Tanju Cılızoğlu

Türk siyaset dilinin son yılllarda geldiği noktayı ve “eski”yi usta gazeteci Tanju Cılızoğlu değerlendirdi. İki dönemin de tanıklığını bizzat siyasetin içinden yapan Cılızoğlu, Türk siyasetinin nereden nereye geldiğini çarpıcı anlatımlarla ortaya koydu:

Altmış yıldır siyaseti gazeteci olarak izliyorum. Attilâ İlhan’ın deyimi ile “Ben hiç böylesini görmemiştim.” AKP vurdu, siyasetin kanına girdi. Bugünden düne bakıyorsanız ürküyorsunuz...
Yıl 1964... DP’nin yerine kurulan Adalet Partisi koalisyonunda partinin Genel Başkanı emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala İstanbul Lido Otel’de kalp krizi geçirerek ölmüş...
Partinin Genel Başkan Yardımcısı Dr. Sadettin Bilgiç kurultaya kadar Genel Başkan. Kurultayda Demokrat Parti’nin Kayseri Cezaevi’ndeki eski yöneticileri Celal Bayar dahil Süleyman Demirel’in Ragıp Gümüşpala’nın yerine Genel Başkan seçilmesine karar veriyorlar. Ve bunu açıkça tebliğ ediyorlar. Dr. Bilgiç’in de aday olduğu kongrede Demirel Adalet Partisi’nin Genel Başkanı seçiliyor.
Adalet Partisi İsmet Paşa’nın başkanlığında kurulan koalisyonda bir çeşit iktidarda.
Başbakan İsmet İnönü ABD’de, bütçe Meclis’e geliyor. Çiçeği burnunda Demirel kendi partisine Meclis’te hükümete güvenoyu verdirtmeyerek İsmet Paşa hükümetini düşürüyor.
İsmet Paşa Başbakan olarak gittiği Amerika’dan hükümeti düşmüş olarak dönüyor. Ve Demirel Suat Hayri Ürgüplü başkanlığında yeni hükümeti kurduruyor. 27 Mayıs ihtilalini İsmet Paşa’nın yaptırdığına, Menderes ve arkadaşlarını astırdığına inanan DP kitlesi müthiş memnun.
Bu arada Anıtkabir’de Aslanlı Yol’da belli günlerde devlet protokolünün Atatürk’ü ziyaret yürüyüşlerinde bir olay yaşanıyor.
Ana Muhalefet Partisi olarak İsmet Paşa protokol gereği Demirel’in arkasında yürümesi gerekirken Demirel buna müsaade etmeyerek İsmet Paşa’nın bir emrivaki ile elini tutuyor. Ve arkasında değil Aslanlı Yolu birlikte yürüyor. Üstelik Demirel süreç içinde bunu hep yapıyor.
Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy bu olaya müthiş tepkili. Demirel’i eleştiriyor. Kendisini CHP’li olmakla Milli Birlik Komitesi’nin emrinde olmakla suçluyor. Nilüfer Gürsoy iktidarda ortak olan Adalet Partisi’nin Yassıada hükümlüsü siyasetçilerin Meclis’e affının getirilmemesine kızarak her fırsatta ve zeminde Demirel’i eleştiriyor.
Demirel bu eleştirilerden bunaldığı bir gün şunları söylüyor: “Bana bakın... Bana bakın... Bende Menderes’i ararsanız bulamazsınız. Ben Menderes olmayacağım.”

ÇAĞLAYANGİL’İN AÇIKLAMASI
Yakın tarihin o dönemde eski Demokrat Partili tabanda çok tartışılan Demirel’in Aslanlı Yol’da İsmet Paşa’nın elini elinin içine alarak yürümesi olayını Çağlayangil’in anılarını yazarken kendilerine sordum. “Siz Demirel’in çok yakınısınız, bu olayı sizinle konuştu ise yazalım” dedim. Çağlayangil durdu düşündü.
“Evet konuştuk. Yazmayalım ama sana anlatayım” dedi. Demirel, Çağlayangil’e şunları söylemişti. “Ben Ana Muhalefet Partisi liderini arkamdan yürütmemezlik yapmıyorum. Bu ülkenin Kurtuluş Savaşı’nda iki meydan muharebesi kazanan Cumhuriyeti ülkenin bugünlere varmasını sağlayan bir kumandanı arkamda yürütmüyorum. Bu nasıl anlatılır. Bunları anlatsam ortaya çıkacak polemik önce siyasete demokrasiye zarar verir.”
Demirel döneminde İnönü’nün CHP Genel Başkanı olduğu dönemde yaptığı muhalefeti Menderes dönemi ile karşılaştıran günün siyasileri şu yargıya varıyorlardı: “İnönü artık yaşlandı.”
Ve Demirel 1990 yılında yasakların kalkması sonrasında yapılan seçimde partisinin tek başına iktidar olamama olasılığını görüyor. Yapılacak bir koalisyonda tercihini Erdal İnönü’nün SHP’si adına kullanarak parti örgütüne şu resmi genelgeyi yolluyordu:
“Seçim çalışmalarında çok mecbur kalmadıkça SHP ile sürtüşmeye girmemeye, onları kırmamaya özen gösterelim.”
1950 yılında geçtiğimiz çok partili rejimde yakın tarihi tarafın bugünkü siyasi ayrışma ve zıtlaşmayı bu denli yozlaşmış ve kronikleşmiş örneklere rastlayamazsınız.
Ensar Vakfı’nı tutun ki politik tecrübesizlik, tutun ki Türkçe’yi yanlış kullanan bir Bakanın neden olduğu son olaylar ürkütücü ve siyasetin özüne aykırı.
Bu aykırılık Türkiye’yi sanırım adım adım çok maceracı bir yere sürüklüyor. Partileri yöneten ve yönlendirenler siyasetin yaygın alanlarına su yerine benzin sıkarak içinde olduğumuz yangının hızını harlar... Söndürmez...
Siyasetin şakülü kaymışsa bunu kim nasıl hangi üsluplu düzeltecek? Ülkeyi yönetenler böyle bir gereği görmüyorlar ki düzeltsinler...

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.