Fötr şapkanın sırrı

“Mustafa Kemal Cumhuriyeti kurmasa, o okulları yapmasa ben nerede okuyacak, nasıl İTÜ’ye gidecektim?... O şapkayı Mustafa Kemal ‘Efendiler buna şapka derler’ diye ahaliye salladığı günden bu yana ben de sallıyorum”

Fötr şapkanın sırrı
18 Haziran 2015 Perşembe 10:25

Tanju Cılızoğlu
Demirel’in adını ilk duyduğumda 39 yaşındaydı, haberi ulaştığında 92.
60 yıllık bir gazeteci olarak 51 yıl, anarak, konuşarak, yazarak bir birliktelik. 27 Mayıs Devriminde Demirel, Devlet Su İşleri Genel Müdürü. Isparta’nın İslamköyü’nden Çoban Sülü.
“Çocukluğumun ilk isyanı köyümüzün susuzluğuydu. Annemin su taşımaktan kolları uzamıştı” diyen Demirel daha ilkokula başlamadan okuyup “Bu susuzluğun bir çaresi olmalı”yı düşünmüş, bu kararlılıkla İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Barajlar Mühendisliği Bölümünü bitirerek Amerika’da barajlar üzerine staj yapmış. Menderes’in başbakanlığı döneminde de Devlet Su İşleri Genel Müdürü olmuştu. 
‘SU YAKIN, BİZ SUYA UZAK’
İlk yaptığı baraj Adana Seyhan Barajı’ydı. Bu barajın görkemli açılış törenini izlemiş bir gazeteciyim. Menderes açılışta kürsüye çıkmış konuşması sırasında kürsünün yanındaki Demirel’i görmüş, konuşmasını kesip “Ben niye size barajı anlatıyorum, bu işi A’dan Z’ye kadar başaran burada. Gel Süleyman sen anlat” demiş, Demirel’i kürsüye çıkarmıştı. Bu Demirel’in ilk siyasi konuşmasıydı. İlk dakikalarda heyecanının tutukluğunu yaşamış ama kısa sürede toparlamış, akıcı bir söylemle “Ülkemiz çok şükür susuz değil. Nehirlerimiz gürül gürül. Su bize çok yakın ama biz suya uzak duruyoruz” demişti. 
O günlerde telefonla bir yerlere ulaşmak meşakkatli. Gazeteye haberi yazdırırken gecikmiştim. Tören dağılmıştı. Şehre nasıl döneceğimi düşünürken az önce konuşmasını gazeteye anlattığım Demirel’i gözlerinde yaşlar barajı seyrederken gördüm. 
Ve 27 Mayıs İhtilalinin ilk tebliğlerinden biri ikinci bir emre kadar devlet görevlilerinin görevlerinden istifa etmesi, izne çıkması yasaklanıyordu. Demirel bu tebliğ sonrası, 24 saat geçmeden DSİ Genel Müdürlüğü’ne istifasını verdi. 3. Ordu kumandanı Ragıp Gümüşpala sonrasında bu istifa ihtilal iradesine bir başkaldırıydı. Ve ihtilale suskun kalan Demokrat Parti tabanı için çok önemliydi. Demirel’i 39 yaşında politikaya çeken bu olaydı. 
UZLAŞMA USTASI
Siyasi partilerin yeniden kurulmasına izin verildikten sonra Demokrat Parti’nin tabanı Adalet Partisi’ni kuruyor ve Demirel parti kurucusu oluyordu. Genel Başkanlığına Gümüşpala’nın getirildiği partinin Genel Başkan Yardımcısı seçiliyordu. Gümüşpala’nın ölümü sonrasında yapılan olağanüstü kurultayda Demokrat Parti’nin tabanını oluşturan partinin Genel Başkanlığına getiriliyordu. Demirel bir telif etme ve uzlaşma ustasıydı. Müthiş bir belleği vardı. 
BABAN HALA MUHTAR MI?
1989 yılında Demirel, yasakların kalkması için yollara düşmüş, Özal’ı referanduma zorlamış ve kıl payı 12 Eylül darbesinin yasaklarının kalkmasını sağlamış, siyasete dönmüştü. 
Başına geçtiği DP’nin tabanının oluşturduğu partisi için kolları sıvamıştı. Abbas Güçlü’nün üniversitelerde yaptığı canlı programlara çıkması söz konusuydu. Bu olayı tartıştığı toplantıda arkadaşları gençlerin her akıllarına geleni olanca rahatlıkla sorduğunu, tepkilerini, heyecanlarını saklayamadıklarını savunarak bu naklen yayınlara katılınmasının iyi düşünülmesini savunuyorlardı. Demirel arkadaşlarını dinledi ve “çözeriz, çözeriz” diyerek “evet katılıyoruz” denmesinin Abbas Güçlü’ye bildirilmesini istedi. Program gecesi bir öğrenci mikrofonu aldı. Demirel’e ağır eleştiriler yapacağı konuşmasına başladı. Demirel gencin sözünü kesti. “Sen önce bize bir kendini tanıt, nerelisin” dedi. Genç adını, soyadını, köyünü söyleyince Demirel gencin sözünü kesti. “Senin baban köyün muhtarıydı. Hala muhtar mı?” deyiverdi. Salondaki üniversite öğrencileri, Demirel’e eleştiriler getirmek için mikrofonu alan genç şaşırdı. Salonun havası bir anda değişti. 
7. KEZ İKTİDAR YOLUNDA
Bir gazeteci için en zor yazı yüreğinizi kanatan bir acının üstüne elinize kalemi almaktır. 1987 yılının o zor, 6 kere gitmiş 7. kez iktidara yürüyen Demirel ile en yakınlaştığım süreç. Güneş gazetesindeydim. Güneri Civaoğlu usta, yayın yönetmeni. Kendisi Özal’ı destekliyor. Gazetenin patronu Mehmet Ali Yılmaz, Demirel’e her türlü katkıyı sunuyor. Ben Demirel’in yükselişini görüyor ve inanıyorum. Ülke bugünkü kadar yoğun olmasa da Özal yönetiminin ağır bunalımı altında. Demirel yasaklı. Orhan Keçeli kendisini tekneyle Büyükada’nın arkasındaki Sedef Adası’na götürüyor.
KURTAR BİZİ BABA
Hemen belirteyim Demirel şatafatlı tekne gezilerini, köşklerde saraylarda yaşamayı sevmez ve seçmezdi. O yat gezintisine de Orhan Keçeli kendisini nasıl ikna etmişse etmiş. Demirel teknenin güvertesinde oturuyor. Sedef Adası’na yüzmeye gelen gençler kendisini görünce tanıyorlar ve “Kurtar bizi baba” diye tezahürat yapıyorlar. Demirel bu tezahürattan duygulanıyor ve ağlıyor. 
PERİNÇEK’İN OĞLUNDAN NE İSTEDİLER
Yeri gelmişken söylemek isterim ki Demirel bir duygu adamıydı. Duygularına hep baskı yapardı. Çok yakınında olanlar duygu yoğunluğu yaşadığı anlarına tanık olurlardı. Ben kendisinin üç kez ağladığını bizzat gördüm. Üçüncü ağlayışı Günüz Sokak’ta Doğu Perinçek hapisteyken yaptığımız bir sohbette oluştu. Demirel ile Perinçek’in oğlunun tutuklanmasını konuştuk. Sustu, yutkundu... “Oğlundan ne isterler” dedi ve gözleri nemlendi. Bir iki yaş damlası yanaklarından süzüldü ve konuşmamıza şu cümleyle nokta koydu: “Zalimlik kimseye bir şey getirmez. Zulümle de kimse bir yere varamaz. Her şey geçer de nasıl geçtiğini sadece çekenler bilir.”
MUSTAFA KEMAL O DEVRİMLERİ YAPMASA
O toplumun “BABA”sıydı. Son kez Isparta’da Demokrasi Müzesi’nin açılışında yaptığı konuşmayı dinledim. Hatırımda konuşmanın şu cümleleri kaldı: “Ben bir Cumhuriyet çocuğuyum. Bu köyün ilkokulunda okudum. O okulu Cumhuriyet yaptı. Vardım Isparta’ya ortaokulu okudum. Liseyi Afyon’da bitirdim. O okulları da Cumhuriyet yaptı. Mustafa Kemal Cumhuriyeti kurmasa, o okulları yapmasa ben nerede okuyacak, nasıl İTÜ’ye gidecektim? Hepimiz her şeyimizi Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyete borçluyuz.”
BUNA ŞAPKA DERLER
“BABA”nın fötr şapkası ünlüydü. O şapkayı mitinglerde bir bayrak gibi sallardı. Bir gün bana “Ben İslamköylüyüm. Çocukluğumda çobanlık yaptım geliyorum. O şapka nedir, neyimedir? O şapkayı Mustafa Kemal ‘efendiler buna şapka derler’ diye ahaliye salladığı günden bu yana ben sallıyorum, siz CHP’lilere anlatamadım” deyiverdi. Ben şaşkınlığın acizliği içinde “Sayın Başbakanım ben CHP’li değilim” dedim. “Biliyorum sen de solcusun. Solcular da anlamadı.” 
CUMHURİYETİN DEVLET ADAMI
Demirel Türkiye’nin elli yılına damgasını vurmuş bir siyaset ustası. Son 13 yılda yaşadıklarımızdan sonra Demirel’i biraz daha doğru kavrıyoruz. Bugün Demirel denilince artık onun bir yurtsever olduğunu ve en azından ettiği her yeminin arkasında duran cumhuriyet ilkelerine bağlı bir devlet adamı olduğu konusunda, sevenlerinin sevmeyenlerinin ittifak ettiğini biliyoruz. Nurlar içinde yatsın.  
ERGENEKON TERTİBİNE NET TAVIR ALDI
Demirel, Ergenekon davasında da hukuksuz yargılamaların karşısında durdu. Net tavrını ilk olarak Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın 13 Nisan 2009 günü gözaltına alındığında gösterdi. Ankara’da gözaltına alınan Haberal’a, İstanbul’a gideceği uçağa kadar Demirel eşlik etti. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ise, “Demirel’in bu süreçte Ergenekon’un arkasında durmasını 50-60 yıllık siyasi kariyerinde kara bir leke olarak görüyorum” demişti.
Ergenekon davasının 5 Ağustos 2013’teki karar duruşması öncesinde açıklamalar gündeme oturdu. Duruşma öncesinde eşi Nazmiye Demirel’in mezarı başında “Bu çok büyük bir hadise. Umalım ki buradan milleti incitici kararlar çıkmaz. Umalım ki adaleti incitici kararlar çıkmaz. Umalım ki hak yerini bulur, adalet yerini bulur. Haksız yere insanlar cezalandırılmaz. Suçu olan varsa ispatlanmışsa bu ayrı bir mesele ama henüz ‘suçum nedir’ diyene ‘suçun şudur’ denilemediği bir ortamda, henüz suçunu söylemeden ceza ile cezalandırılması sürpriz yaratır. Bakalım ne olacak. Biz Türk adliyesine güveniyoruz” diye konuşmuştu.
SOYKIRIM YALANINA KARŞI MÜCADELEYİ DESTEKLEDİ
Talat Paşa Komitesi’nin Ermeni soykırımı yalanına karşı yürüttüğü mücadeleye en büyük desteklerden biri Süleyman Demirel’den gelmişti. Demirel, Lozan’daki büyük buluşma öncesinde şu mesajı yayınlamıştı: “Lozan demek, Türkiye’nin bağımsızlığı demektir. Misak-ı Milli hudutlarımız Lozan’la çizilmiştir. Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’ni bütün dünyaya kabul ettirmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşayan tek anlaşma Lozan Antlaşması’dır. Lozan Antlaşması büyük gayretler sayesinde uzun ömürlü olacak şekilde hazırlanmıştır. Büyük Atatürk’ün direktifiyle Lozan hazırlanmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın gereği orada kazanılmıştır. Lozan dengeleri bozulmamalıdır. Dünyanın bu bölgesinde barış varsa Lozan sayesindedir. Lozan 2005’e destek veriyorum.”
ERDOĞAN DEMİREL İÇİN NE DEMİŞTİ?
Erdoğan, 29 Mart 2013’te “Dün lakabı ‘çoban’ olanlar, şimdi İşçi Partisi’nin koyunu oldular” diyerek Demirel’e saldırmıştı. Erdoğan bu konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştı:
 “CHP, MHP, TKP, emekli siyasetçiler, milletin defterini dürdüğü siyasetçiler, sandığa gömülüp oradan çıkamayan siyasetçiler, dikkatinizi çekiyorum, İşçi Partisi’nin önderliğinde, yeniden kucaklaştılar. Güya ulusalcı CHP, İşçi Partisi’nin piyonu oldu. Güya milliyetçi MHP, İşçi Partisi’nin yedeği haline geldi.”

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.