FETÖ cinayetleri iddianamede

‘Fethullahçı Terör Örgütü üyeleri, örgüte yönelik soruşturma açan her savcı ve görev alan hakimleri veya kolluk görevlilerini linç ederek itibarsızlaştırıp, hayatlarını mahvetmiş ve canlarından bezdirmiştir. Bu örgüte yönelik dava veya bir soruşturmada adı geçen herkesin başına bela açılmış hayatları zehir olmuştur’

FETÖ cinayetleri iddianamede
16 Temmuz 2016 Cumartesi 11:51

Aydınlık/ Ankara
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, “Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)” ana soruşturmasına yönelik iddianamesini tamamladı. İddianamede, örgütün CIA ile bağlantısı, cinayetleri, örgütlenmesi ve amaçlarına yönelik çarpıcı bilgiler yer aldı.
Anayasal suçlara bakmakla görevli Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun tarafından hazırlanan iddianamede Fethullah Gülen’in liderliğinde 73 şüphelinin örgüt ve Anayasa’yı ihlal gibi suçlardan cezalandırılması istendi.
Fethullah Gülen’in Amerikan gizli servisi CIA Başkanlığı yapan Morton Abromowitz ile 1983 ve 1990 yılları arasında görüşüp dostluk kurduğu, bugün de hala CIA tarafından korunduğu vurgulandı. İddianamede, FETÖ’nün büyümesinden siyasi iktidarlar, muhalefet ve toplumun her kesiminin sorumlu olduğu belirtilerek “Devlet hareketin güçlenmesi için bütün imkanlarını kullandırmıştır” denildi.

CİNAYETLER
İddianamenin ‘Cebir ve Şiddet - Doğrudan Kasten Öldürme’ bölümünde örgütün işlenen cinayetlerle ilişkisi belirtildi. Örgütün hedeflerine doğru ilerlemede kasten öldürme olaylarından yararlandığı vurgulandı. İddianamede, FETÖ’nün işlenen bazı cinayetlerle ilişkisi şöyle aktarıldı: “Necip Hablemitoğlu cinayeti olayında Fethullah Gülen cemaatinin emniyet istihbarattaki kadrolarının o tarihlerde bu cinayetten habersiz olması imkansızdır. Cemaatin istihbarat görevlileri cinayetin işleneceğinden haberdar olmalarına rağmen en azından önlememişlerdir. FETÖ’nün doğrudan karıştığı ikinci olay, Danıştay saldırısıdır.” İddianamenin bu bölümünde ayrıca Yarbay Ali Tatar’ın intiharı, Cem Aziz Çakmak ve Murat Özenalp’in ölümü, hakim adayı Didem Yaylalı’nın ölümü de yer aldı. Örgütün Hrant Dink cinayetini de kasten engellemediği, örgüt mensuplarının cinayetin her aşamasından haberdar oldukları vurgulandı.

CANLARINDAN BEZDİRDİ
İddianamede, “Fethullahçı Terör Örgütü üyeleri, örgüte yönelik soruşturma açan her savcı ve görev alan hakimleri veya kolluk görevlilerini linç ederek itibarsızlaştırıp, hayatlarını mahvetmiş ve canlarından bezdirmiştir. Bu örgüte yönelik dava veya bir soruşturmada basit şekilde bile olsa adı geçen herkesin başına bela açılmış hayatları zehir olmuştur. Örgütün asker içindeki uzantılarıyla ilgili işlem yaptıran İlker Başbuğ, emekli olduktan sonra örgütün hedefi olmuş ve intikam alınmıştır. Örgüte karşı basit bir işlem yapan istihbarat toplayan veya herhangi bir nedenle örgüt soruşturmasında adı geçen herkesin hayatı kararmıştır” denildi.

İSTİHBARAT SERVİSLERİYLE İRTİBATLI
İddianamede örgüt liderinin yurtdışına çıkmasının, yabancı ülke istihbarat servislerinin Türkiye’deki faaliyetleri ve bu örgüte bağlı üyeleri istekleri doğrultusunda kullanma iştahını arttırdığı kaydedilerek, şu ifadelere yer verildi: “FETÖ’nün yabancı istihbarat servisleri ile irtibatı çok açıktır. Belçika Brüksel’de G+ (Europe) isimli lobi şirketiyle anlaşmış, ABD lobi şirketlerine para vermiştir. ABD seçim kampanyalarında cömert bağışlar yaptığı senatörleri ‘gezi’ adı altında Türkiye’ye getirip gücünü ve Türkiye içerisindeki etkinliğini göstermiştir. Yabancı ülkelerden destek alabilmek için onlara şirin ve işbirliği içinde görünmüştür. Bu nedenle Fethullah Gülen’in, AB, ABD ve İsrail adına ve istihbarat örgütlerine çalıştığı, CIA ajanı olduğu, onlara istihbarat sağladığı iddiasını doğrulayan birçok delil bulunmaktadır. Fethullah Gülen’i, ABD’de CIA korumaktadır.”

DEVLET SES ÇIKARMADI
Türkiye’de geçmişteki bütün siyasi iktidarların, muhalefetin, diğer dini cemaatlerin, kamu ve sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, ordunun, kısaca toplumun her kesiminin, elbirliğiyle Fethullahçı Terör Örgütü’nün büyümesinden ve kadrolaşmasından sorumlu olduğu bildirildi: “Türkiye’de geçmişteki bütün siyasi iktidarlar, muhalefet, diğer dini cemaatler, kamu ve sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, ordu, kısaca toplumun her kesimi, elbirliğiyle Fethullahçı Terör Örgütü’nün bu büyümesinden ve kadrolaşmasından sorumludur. (...) Türkiye Devleti, zaten her dönemde dini yapılara müsaadekar bakmıştır... Devletin can damarlarında kadrolaşmasına hiçkimse ses çıkaramamıştır. Bu taviz ve imtiyazlar, Gülen hareketi mensuplarını seçilmiş, üst, egosu yüksek, özel konuma getirmiştir.”

PKK İLE BİRLİKTE HAREKET ETTİLER
İddianamede, FETÖ’nün cemaat yararını her şeyin üzerinde tutan bir örgüt olarak bölücü terör örgütüyle birlikte hareket ederek devlete düşman olduğunu gösterdiği kaydedildi. FETÖ’nün yargı ve emniyet içindeki kadrolarının, yaptıklarını gizlemek ve meşrulaştırmak için kullandıkları taktiklerden birisinin de ‘devlet yöneticilerine suikastları önledikleri’ iddiası olduğu belirtilen iddianamede, “Bu iddia algı oluşturmak için tekrarlanarak ifade edilmiştir. FETÖ emniyet ve yargı mensupları hemen her soruşturmada siyasi iktidar veya başbakanın hedef alındığına dair bir ifadeyi ihbara veya elde edilen belgelere aktararak suikastı önlediklerini iddia etmiştir. Cemaatin başbakan veya AKP’den önemli bir kişiye suikast yapılacağını iddia etmesinin altında yatan neden gerçekte böyle bir suikastın olduğundan değil başbakan ve siyasi iktidarı korkutup bu suikastı önledikleri havasını vererek kendilerine ödül verilmesini, cemaatin bu tür işleri önlediği havasını yayarak prestij edinmek ve vazgeçilmez önemli oldukları algısını oluşturmak içindir” denildi.

‘CAMİ-CEMEVİ’ FETÖ PROJESİ
İddianamede Tuzluçayır’da bir dönem yapılmak istenen Cami-Cemevi projesiyle ilgili de, “Dinler arası diyalog teması örgüt tarafından Alevi ve Sünni İslam anlayışı içinde uygulanmıştır. Ankara Tuzluçayır semtinde tamamen FETÖ’nün organize ve finansörlüğünde yapılmak istenen ve beraberinde birçok sıkıntıyla karşılaşılan Cami-Cemevi projesi, örgütün senkretik din ve mezhep anlayışından kaynaklanmaktadır. Ankara C. Başsavcılığı, bu olayla ilgili soruşturmada vakfın kuruluşu, amacı ve yer tahsisiyle ilgili usulsüzlüğü araştırmaktadır” denildi.

SİYASİ VE ASKERİ CASUSLUK
Fethullah Gülen ve örgütünün, Türkiye’yi teröre destek veren bir ülke olarak göstermek için 2014 yılında hukuka aykırı bir dizi faaliyet gerçekleştirdiği kaydedilen iddianamede şu ifadelere yer verildi: “Türkiye devletini ve başbakanı teröre destek veriyor göstermek için gizli toplantıyı casusluk amaçlı dinlenip servis etmiştir. Örgüt, kriptolu telefonların kriptolarını çözerek hukuka aykırı şekilde elde ettiği dinleme kayıtlarına montaj yaparak başbakanın aleyhine hükümeti yıkmak üzere servis edip kullanmıştır. FETÖ, başbakanın evine ve kullandığı ikametgaha böcek koyup dinlemiştir. Bütün bu faaliyetler topluca bir casusluk faaliyetinin yönetici imamların bilgisi dahilinde örgüt kadroları tarafından sistemli ve organize bir şekilde işlendiğini göstermektedir. Örgüt yöneticileri, bütün bu casusluk faaliyetlerini bilerek örgütün yönetimine devam ettiklerinden hukuken örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen siyasi ve askeri casusluk suçundan da sorumludurlar.”

GRAHAM FULLER REFERANS OLDU
Gülen’in yurt dışına çıkmasıyla Türkiye’deki örgütün yönetimine, Türkiye ile sorunu olan devletler ve istihbarat örgütlerinin de katıldığı, Türkiye ile ABD, İsrail ve diğer güçlü ülkelerin sorun yaşadığı her olaydan sonra Gülen’in Türkiye’yi haksız gören açıklamalar yaptığı aktarılan iddianamede, CIA’da bir dönem Türkiye İstasyon Şefi olarak görev yapmış, eski CIA Başkan Yardımcısı Graham Fuller’in, Gülen’in ABD’den ikamet izni alabilmesi için referans olduğu ve “Türkiye ve Arap Baharı” isimli kitabında da Gülen kuruluşlarını bol bol meth ettiğine dikkati çekildi.

ANA MERKEZ İSTANBUL
İstanbul’un FETÖ’nün ana merkezi olduğu kaydedilen iddianamede, şunlar kaydedildi: “Örgütün mütevellisi içerisinde yer alan şahısların büyük bölümü, İstanbul’da ikamet etmekte, eğitim ve finansal anlamdaki merkezler de yine İstanbul’da bulunmaktadır. Ayrıca İstanbul’un Türkiye’nin yurt dışına açılan ana merkezi olması nedeniyle yurt dışında görevli FETÖ mensuplarının ya da Pensilvanya’dan talimatları getiren örgüt mensuplarının ilk uğrak merkezleri de yine İstanbul’dur. Bu sebeplerle örgütün en önemli toplantı merkezi İstanbul’dur. FETÖ’nün İstanbul’daki ana toplanma ve istişare merkezlerini, Bulgurlu’daki Kaynak Holding binası, Fethullah Gülen’in ABD’ye gitmeden önce uzun süre ikamet ettiği ve ofis olarak kullandığı Altunizade FEM Dershanesi, Yenibosna’daki Zaman Gazetesi Genel Merkezi ve Fatih Koleji olarak sıralamak mümkündür.”

ANA HAREKAT NOKTASI DERSHANELER
İddianamede örgütün “Türkiye’deki eğitim kurumları” bölümünde ise şu değerlendirmelere yer verildi: “FETÖ’nün elindeki yurt, dershane ve okulların hiyerarşik bir yapılanması vardır. Yurt, dershane ve okullar bir imam tarafından idare edilmektedir. Bu imamlar dershane, yurt veya okul imamlarına, bölge imamına ve Türkiye dershane, yurt veya okul imamına bağlı olarak faaliyet yürütmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı; Türkiye genelinde örgüte ait olduğu değerlendirilen anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise ve dershaneler dahil toplam bin 439 eğitim kurumu bulunduğunu, bu kurumların 553’ünün dershane olduğunu bildirmiştir. FETÖ’nün tüm çalışmaları için ana hareket noktası dershaneler olup, örgüt adına ilk tohumlar buralardan atılmış, kamu kurum ve kuruluşlarına sızmalar da yine buralarda yetişen ya da buralara bağlı ışık evlerinde kalan öğrencilerden oluşmuştur.

FETÖ’NÜN DİYASPORA BAĞLANTISI
FETÖ’nün yurtdışında Ermeni diyasporası, Yahudi lobisi, Mason loca başkanlarıyla irtibatlı olduğu, Fethullah Gülen’in de bunlarla hediyeleştiği, yurtdışında futbolcu transferi ile de ilgilenildiği iddia edildi. İddianamedeki gizli tanık ifadelerinde, Temmuz 2015’te kıta imamlarının toplandığı, Türkiye’de imamlar toplantısının bir daha yapılmamasının, her kıtanın kendi içinde toplantı yapmasının kararlaştırıldığı, Türkiye’deki cemaatin deşifre olmuş yetkili imamlarının yurt dışına çıkarılarak yerlerine yeni yüzlerin görevlendirilmesi kararı alındığı belirtildi. Gizli tanık, iddianamede dinlemelerin harici disk ve flash belleklerle getirildiğini, bilgisayarlara yükleme yapmadıklarını, ses tapelerini çözerken 11. Cumhurbaşkanı Gül için “Diken”, eski İçişleri Bakanı Atalay için “Mekir”, Başbakanlığı döneminde Erdoğan için “Ozan” şifrelerini kullandıklarını, bunu emniyet amiri ve komiserin istediğini, diğer devlet adamlarının ise kendi isimlerinin yazıldığını anlattı.

KAŞİF KOZİNOĞLU ‘KIRIK KALPLER SENDROMU’NDAN ÖLDÜ
Örgüt kapsamında ölümle sonuçlanan cebir ve şiddet eylemleri arasında üst düzey MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü de yer aldı. Odatv davasında casusluk yaptığı iddia edilerek tutuklandığı hatırlatılan Kozinoğlu’yla ilgili “devletine yıllarca fedakar şekilde hizmet ettiği için kırık kalpler sendromuna yakalanmıştır” denildi. Bu durum iddianamede şöyle yer aldı: “Kaşif Kozinoğlu 12 Kasım 2011 günü tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde kalp krizi geçirerek ölmüştür. Casusluk suçu ile Kaşif Kozinoğlu’nun uzaktan yakından ilgisi yoktur. Dava tamamen FETÖ’nün intikam için kurduğu senaryodur. Orta Asya’da FETÖ’nün okullarının ülke yararına çalışmadığını ve cemaatin eğitim faaliyetinin devletin lehine olmadığını, bu yapının şirket, okul ve mensuplarının etkinlik ve ilişkilerinin ülkemize hiçbir katkı sağlamadığını görerek istihbarı çalışma yürüten Kaşif Kozinoğlu örgütün hedefi haline gelmiştir. FETÖ, gaddarca ve ondan intikam almak için suç ve soruşturma uydurmuştur. Uygulanan haksızlık sonucu kırık kalpler sendromu geçirerek ölmüştür.”

GÜLEN ABD’NİN HİMAYESİNDE
Gülen ve örgütünün ABD’nin emrinde olduğu belirtilen iddianamede, şöyle denildi: “Gülen’i, ABD’de CIA korumaktadır. Onu ziyarete gelenlerin vize problemi çözülmektedir. Gülen ve örgütünün ABD’nin emrinde olduğu ve CIA tarafından kullanıldığı çok açıktır. Mesela CIA ajanları öğretmen gibi değişik ülkelerdeki Gülen okulları üzerinden devletlere sızmakta ve istihbari bilgi toplamaktadır. ABD himayesi olmadan Gülen Pensilvanya’da kalamaz ve bu işten çıkarı olmayan ABD, onu ülkesinde barındırmaz. Yine Gülen, ‘Kim ne derse desin, ABD’ye biz bir şey demeyelim’ diyerek bağlılığını göstermiştir. ABD’den yeşil kart alabilmek için mahkemeye Gülen’in 50 milyar dolarlık mal varlığı olduğunu beyan ettiği iddia edilmektedir. Her yeşil kart sahibi gibi o da Amerikan çıkarlarına uygun hareket edeceği ve onların istediklerini yapacağına söz vermiştir. Onların işine gelecek şekilde hareket etmeyi kabul ederek bilfiil uygulamıştır. FBI resmi sitesinde, iş birliği içinde oldukları gruplar arasında Fethullah Gülen örgütü de sayılmaktadır. Din ve Allah ile aldatılarak Türkiye’nin saf insanından toplanan himmet paraları, örgüt tarafından ABD’deki kiliselere bağışlanmakta, senatör ve başkan seçimlerine bol bağış yapılarak maddi destek verilmektedir.”

‘DECCAL ÖLDÜ MEHDİ DOĞDU’
İddianamede, Gülen’in, sohbetlerinde doğum tarihini 11 Kasım 1938 olarak açıkladığına işaret edilerek, “Kendini mehdi olarak gördüğünden, deccal kabul ettiği Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm tarihini kendisine doğum tarihi seçmiştir. Mehdinin ahir zamanda zuhur edeceğine inandığı için ‘deccal öldü, mehdi doğdu’ inancından dolayı bunu iddia etmektedir” denildi. Gülen’in kendisini önemli göstermek için 1990’lı yıllarda Türkiye’deki önemli devlet adamları ve siyasetçilerle yakınlık kurup Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit ile görüştüğü kaydedildi. Amerikan gizli servisi CIA Başkanlığı’na getirilen Morton Abromowitz ile 1983 ve 1990 yılları arasında görüşüp dostluk kurduğu, Abraham Foxman ile Papa II. John Paul ile görüşmeler yaptığı ifade edildi. Gülen’in 28 Şubat döneminde paniğe kapıldığı, uzun süre ABD’de kaldığı, hükümet ve CIA yetkilileri ile görüştüğü belirtilen iddianamede, bu hareketiyle kendisine Türkiye’de karşı olan kesimleri “arkamda Amerika var” mesajı ile tehdit ettiği ve bunda başarılı olduğu kaydedildi.

EMNİYET, MİT YARGI...
İddianamede Emniyet, MİT ve yargı içerisindeki yapılanmalarla ilgili de, “Fethullah Gülen 1970’li yıllardan itibaren çekirdek bir kadro oluşturup 13-18 yaş grubu öğrenciler üzerinde çalışmaya başlamış, emniyete kadro yetiştiren polis koleji, polis akademisi ve polis okullarının örgüt mensuplarını yönlendirmiştir. 1980’li yıllarda yetiştirdiği öğrenciler polis koleji ve polis akademisine girmiş, gizli olarak yıllarca faaliyet yürütmüşler ve emniyet genel müdürlüğünün kadroları içerisinde bu yapının üyeleri teşkilatlanmıştır. Mahrem yerlerden biri olarak kabul edilen Milli İstihbarat Teşkilatında da FETÖ ciddi bir örgütlenmeye sahiptir. Paralel yapılanma Türkiye’deki örgüt faaliyetlerini yargı üzerinden gerçekleştirdiği usulsüz yargılama işlemleri ile yapmıştır. Özel yetkili mahkemeler, cemaatin elinde tüm toplumu dizayn edecek bir silaha dönüşmüştür. Yargı, cemaatin kendi menfaatlerini toplumda uygulayabilmek için kullandığı en güzel araçtır” görüşlerine yer verildi.

ERGENEKON’UN AMACI
İddianamenin ‘TSK içerisindeki örgütlenme’ bölümünde ise Fethullah Gülen ve cemaatinin, 1971 yılından itibaren TSK içerisinde örgütlenmeye çalıştığı şöyle kaydedildi: “Örgüt içerisinde faaliyet gösteren talebe imamları aracılığı ile örgüt evlerinde, okullarda ve yurtlarda askeri lise ve harp okullarına öğrenci hazırlanmaktadır. İlk zamanlarda az olan bu sayı yıllar geçtikçe artmış, 1984 yılından sonra bu faaliyetler yoğunluk kazanmıştır. O dönemde TSK içerisine yerleştirilen bu öğrencilerin birçoğu şu anda kurmay albay veya general rütbesindedir. FETÖ, askeri denetim altına almak için çok çalışmıştır. Ergenekon ve diğer askeri davalar, sivil siyaset üzerindeki askeri vesayetin kaldırılması için değil, örgütün TSK, üzerinde egemen olması için gerçekleştirilmiştir. Bugün TSK içerisinde önemli oranda kurmay subay olarak FETÖ mensubu bulunmaktadır. TSK içinde kadrolaşmak için paralel yapının 1994 yılında harbiye giriş sınavı öncesi Türkçe sorularını çalıp ele geçirmiştir. Örgüt, mensuplarını harp okullarına o yıl bu sayede kitlesel şekilde sokmuştur. FETÖ üyeleri bundan sonraki her yıl daha fazla sayıda soruyu temin etmiş ve seçtiği öğrencilere verip sınavı kazanmalarını sağlayarak askeri lise, harp okullarında hakim bir güç haline gelmiştir. Son yıllarda bu örgütten olmayan neredeyse hiç kimse bu okullara girememektedir.”

SUBAYLARA KANCA
Örgütün bir diğer yönteminin eşler üzerinden kişilerin kontrolü olduğu kaydedilen iddianamede, “Örgüt evlilik yoluyla da subaylara kanca atmış, eğitimli, hoş, güzel kızları subaylar ile evlendirip onların her hareketini kontrol altına almış, eşler üzerinden subayları örgüte itaat eder hale getirmiştir. Ordu içerisinde örgütlenebilmek için FETÖ, subay ve astsubaylarla modern bakımlı çekici kız üyelerini evlendirip yıllar sonra onlar üzerinden bilgi edinerek ordu içerisinde kontrolü sağlamış ve ordunun pasifize edilmesi evlilikler yoluyla içten mümkün olmuştur” denildi.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.