Yazı devriminin öyküsü

Kasım ayının aydınlanma devrimimiz içinde önemli bir yeri var. 1 Kasım 1928 TBMM’nin yeni Türk alfabesini kabul ettiği tarihtir. Aslında yeni harflerle ilgili çalışma çok önceden başlıyor. 1 Kasım konunun yasallığa kavuştuğu tarihtir.

Yazı devriminin öyküsü
24 Kasım 2015 Salı 14:06

Cengiz Öksüz

Kasım ayının aydınlanma devrimimiz içinde önemli bir yeri var. 1 Kasım 1928 TBMM’nin yeni Türk alfabesini kabul ettiği tarihtir. Aslında yeni harflerle ilgili çalışma çok önceden başlıyor. 1 Kasım konunun yasallığa kavuştuğu tarihtir.
Arapçanın ünlüleri sözcüğün okunuşundan anlaşılıyordu; bu da okumada birtakım karışıklıklara yol açıyordu. Arapçada az ünlünün oluşu bu dilin öğrenilmesini zorlaştırıyordu. Tanzimat’tan beri aydınlar harf konusuyla ilgilenmişlerdi. Konu Arap alfabesinde yapılacak değişiklikler biçiminde gündeme gelmişti. Gerçi Abdullah Cevdet’in çıkardığı İçtihat dergisinde Latin harfleri de tartışılmıştır. Konunun kesin çözümü Atatürk tarafından ortaya atılmış ve sonuçlandırılmıştır.
Önce rakamlar değiştirildi. 1928 yılının Mayıs ayında Hükümet Latin aslından olan rakamları kabul eden bir yasa hazırladı. Bu yasa 20 Mayıs 1928 tarihinde kabul edildi. 1 Haziran 1928 tarihinden başlayarak Türkiye uluslararası rakamları kullanmaya başladı. Uluslararası rakamların Meclis’te görüşülmesi sırasında bazı milletvekilleri harflerin de değişmesi gerektiğinden söz ettiler. Gazetelerde de bu konuda yazılar çıkmaya başladı.
Ortaya çıkan bu yeni durum üzerine Başbakanlığın Milli Eğitim Bakanlığına verdiği bir emir gereğince haziran ayı ortalarında Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir “Dil Encümeni” kuruldu. Encümen çeşitli Batı dillerini inceledi ve 26 Haziran tarihinde Atatürk’ün başkanlığında toplandı. Kurulda uzman kişiler, bakanlıktan görevliler vardı. Uzun tartışmalardan sonra yeni alfabenin 29 harften oluşmasına karar verildi.Ayrıca yeni yazım kuralları da şekillenmeye başladı.
Atatürk, Sarayburnu’nda halka müjdeyi verdi. Burada yaptığı konuşmada “Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenkdar, zengin lisanımız yeni harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz. Lisanımızı muhakkak anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle mutlaka pek çabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlayacağız” diyordu. Bu sözlerden sonra yeni harflerle yazdığı bir yazıyı Falih Rıfkı Atay’a okutur ve söylevine devam eder.
“Çok işler yapılmıştır, ama bugün yapmaya mecbur olduğumuz son değil, lakin çok lüzumlu bir iş daha vardır. Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya, öğretiniz. Bunu vatanperverlik, milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki bir milletin, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma-yazma bilir, yüzde seksen, doksanı bilmez, bu ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak lazımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir. İftihar etmek için yaratılmış ve tarihini iftiharlarla doldurmuş bir millettir. Milletin yüzde doksanı okuma-yazma bilmiyorsa hata bizlerde değildir. Hata onlardadır ki Türk’ün seciyesini (karakter) anlamayarak birtakım zincirlerle kafamızı sarmıştır. Geçmişin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları düzelteceğiz.”

AYDINLANMA ATILIMI: MİLLET MEKTEPLERİ
Atatürk bu tarihten sonra yurt gezilerine çıkar. Gezdiği yerlerde valileri, milli eğitim müdürlerini, okul yöneticilerini, devletin o bölgedeki diğer yetkililerini yeni yazıdan sınava çeker. Kendisi de her gittiği yerde vatandaşlara yeni harfleri tanıtır. Bazen yedi yaşında bir çocuğa, bazen bir arabacıya okuma-yazma öğretir. Zaman zaman yeni yazım kuralları ile ilgili görüşlerini Milli Eğitim Bakanlığı’na iletir. İstanbul’dan sonra Çanakkale’ye, Eceabat’a, Sinop’a, Samsun’a, Tokat’a, Kayseri’ye ve daha birçok yere uğrar. Gezdiği yurt köşelerinde her türlü protokol düzeninden uzak bir şekilde o kentin bir çay bahçesinde gece yarılarına dek halka okuma-yazma öğretir. Halkla saatler süren söyleşiler yapar. Sinop’ta halkla birlikteliği on beş saat sürmüştür. Halktaki gayreti görür ve çok sevinir.
1 Kasım 1928 tarihinde yasa Meclis’ten geçer. 21 Kasım’da Millet Mektepleri’nin açılması Meclis’te kabul edilir. Bu yasa 24 Kasım’da yayımlanır. Yeni harflerin ne kadar sürede kesin olarak öğrenilmesi konusunu Atatürk tartışmaya açar. Çok çeşitli görüşler ortaya atılır. Atatürk “Ya 3 ayda olur ya hiç olmaz” diyerek tartışmayı sonlandırır. Millet Mektepleri’nin açıldığı gün Atatürk “Başöğretmenliği” kabul eder. 12 Eylül yönetimi bu günü “Öğretmenler Günü” olarak kabul etti. 1981 yılından beri bu gün Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor. 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.