Varacağı yer cinayet şebekesi

Asıl problem, dini bir gurubun doğru ya da yanlış bir İslam’ı temsil edip etmediği değildir. Sahih olsun olmasın, bir inanç ya da dini bir yorumun örgütlü bir güç olup olmadığıdır. Örgütlendikçe, kontrolden çıktıklarını sadece FETÖ ile değil, tarihte de çok görmekteyiz

Varacağı yer cinayet şebekesi
15 Ağustos 2016 Pazartesi 11:13

FETÖ bağlamında cemaatler ve tarikatlar - 3

Şahin Filiz / İlahiyat Profesörü
Dini guruplar, insanı salt “dindar” bir varlık olarak tanımlar; onun biyolojik ve kültürel olmak üzere iki katmanlı bir varlık olduğu gerçekliğini görmezden gelirler. Ortaya, hayat ve insanla barışamayan patolojik bir kitle çıkarırlar. FETÖ’de hepsini gördük, görüyoruz. Bu insan tipi her şeye düşmandır; öğrenmeye, bilmeye, yaşamaya ve düşünmeye... İnsan ve ona dair ne varsa hepsi onun “dindarlığının” hedefindedir. Onları yok etmedikten sonra, intihar etmez.

BEL ALTI DİNCİLİK
Bir örnek vereyim: Türk toplumunun doğasında kadın-erkek ilişkisi cemaat ve tarikatların din mühendisliğinden farklıdır. Kanlı FETÖ’cü darbenin önlenmesinde başörtülü-başörtüsüz, alevi-sünni halkımızın bütün kesimleri katkıda bulundu, TSK’mız halkımızın yanındaydı. Çarşaflı bir kadınımız, sürdüğü kamyonla darbecilere karşı kahramanca mücadele etmiş; Başbakan’ca haklı olarak takdir edilmiş ve Başbakan’ın bağrına yaslanarak çok duygusal bir tablo çizmiştir. Oysa tarikat ve cemaatler, Türk tipi bu dini ve kültürel görüntüyü bile islam’da “kadın-erkek tokalaşamaz bile” gibi faşist ve gerici bir yargıyla suçlarlar. İşte bu güzel görüntü, Türk İslam anlayışının doğal, masum ve tertemiz görüntüsüzdür. Tarikat ve cemaatlerin bel altı dinciliğiyle uzaktan yakından ilgisi yoktur.

DİNDARLIĞIN BİREYSELLİĞİ
Dindarlık, toplumsal bir fenomendir diye inanırlar. Yani bireyin dindarlığından çok, toplumun dindarlığı asıl hedeftir. Oysa birey gerçek bir kişi, toplum sanal bir varlıktır. Dindarlık doğrudan bireyi ilgilendirir. Dindar bireyler, örnek bir toplumsal dindarlık yaratmak için bir araya gelmezler. Çünkü dindarlık tarz ve yorumları farklıdır ve toplum bu farklılıklarla zenginleşir. İnsanın amacı sadece dinini yaşamak değildir; hayatı yaşarken inandığı dinin temel ilkelerini bireysel olarak uygulaması bundan farklıdır.

DİNSEL ÖRGÜTLENME GAYRİMEŞRUDUR
Tarikat ve cemaatler, “iyi cemaat”, “kötü tarikat” diye ayrılmazlar. Bazılarının temelsiz iddialarına göre, “Ehl-i Sünnet’ten sahih İslam’ı temsil edenler farklıdır” yargısı, tarihsel bir cehalettir. FETÖ, Şii midir? Alevi midir? Mecusi ya da Nusayri midir? Düpedüz din işportacısı ve terör örgütüdür, hem de Sünni olduğunu iddia eden bir cinayet şebekesidir. Sorun, hangi cemaat ya da tarikatın Sünni ya da Şii olduğu, sahih İslam’ı temsil edip etmediği değil, dinsel bir örgüt olup olmadığıdır. Asıl problem, dini bir gurubun doğru ya da yanlış bir İslam’ı temsil edip etmediği değildir, sahih olsun olmasın, bir inanç ya da dini bir yorumun örgütlü bir güç olup olmadığıdır. Örgütlendikçe, kontrolden çıktıklarını sadece FETÖ ile değil, tarihte de çok görmekteyiz.
O halde güç, demokratik yöntemle seçilmişlere ait olmalıdır. Onlar ise, bu emanet halk gücünü, belli tarikat ve cemaatlerle değil, sayelerinde erk temsiline layık görüldükleri bütün halk kesimleri için kullanmak zorundadır. Siyasi otorite, benim tarikatım, senin cemaatin kavgasına ortak olursa, siyasi otoritesine de ortaklar peyda etmiş olur. Bu ortağın FETÖ ya da başka bir cemaat ya da tarikat olması fark etmez.
Öyleyse, Türkiye’de bütün cemaatler ve tarikatler, saydığım noktalarda birbirine benzer. Yok eğer “Atatürk ilke ve devrimlerine, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, sosyal ve laik bir devlet anlayışına, tam bağımsız ve başı dik bir Türkiye ülküsüne, emperyalizme karşı bilinçli bir duruşa sahibiz” diyen cemaat ve tarikat varsa, zaten cemaat ve tarikat olması için hiçbir nedeni kalmamıştır demektir.

EMPERYALİZMİN KÖLE ADAYI
Siyasi iktidar eğer mevcut cemaat ve tarikatların ilerde alternatif FETÖ’cükler olduklarını, şimdiki haklı mücadelesinde fark ederse, Türkiye ülkesi ve ulusuyla esenliğe çıkar; edemezse, FETÖ’nün rovanşını, onun sızdığı diğer cemaat ve tarikatlar istikbalde almaya kalkabilirler. Cemaatçilik ve tarikatçılık, artık bu gün emperyalizme açık dinciliklerdir. İyisi kötüsü yoktur, her biri gücüne göre müstakbel bir emperyalist efendinin köle adayıdır.
Bu kölelikten kurtuluşun yolu, bütün Türkiye Cumhuriyeti halkını tek ve bölünmez bir cemaat ve tarikat olarak gören Kemalizm’dir. Atatürk’ün kadim ve değişmez hedefi, XV. yüzyılda yitirdiğimiz İslam Rönesansı ve aydınlanmasını, genç Cumhuriyet’le birlikte Türk Rönesansı ve aydınlığı ile sürdürmektir.

TSK VE HALK KURTARDI
Bir insanın en büyük erdemliliği hatasını kalbi olarak ikrar, diliyle ifade etmesi ve bunu gerçekçi bir şekilde eyleme geçirmesidir. Cumhurbaşkanımızın bu haklı mücadelesi, haklılık ve kararlılığını bu erdemden devşirmektedir. Cemaat ve tarikatların kısıtlı ve baskıcı jargonuna kendi bütünleştirici, toplayıcı ve milli birlikliği sağlayıcı barış dilini kurban etmemelidir.
Benim bir filozof ve teolog olarak tanık olduğum bu günkü acı manzaradan çıkardığım sonuç şudur: Şu anda bile Cumhurbaşkanımızın çevresinde yakın ya da uzak gelecekte, FETÖ örneğinde olduğu gibi, kendisini ve ülkemizi uçurumun kenarına sürükleyebilecek siyasal cemaat ve tarikat sempatizanları bulunmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurtaran, TSK ve Türk halkıdır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın dostu, cemaat ve tarikatlar değil, Atatürk ilke ve değerlerine sahip çıkan vatansever TSK ve Türk halkıdır. -SON-

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.