Türkiye’nin dış politika çıkmazları; Suruç, IŞİD ve Suriye

"Uluslararası ilişkiler uzmanları olarak işimiz ülkelerin dış politikaları ile ilgili gelişmeleri analiz etmek, kamuoyunu bilgilendirirken geleceğe ilişkin öngörülerde bulunmaktır. Ancak, söz konusu olan Türk dış politikası ise bunu yapmak özellikle son on yılda çok güçleşti."

Türkiye’nin dış politika çıkmazları; Suruç, IŞİD ve Suriye
27 Temmuz 2015 Pazartesi 13:31

Doç. Dr. Sait Yılmaz / Dış Politika ve Milli Güvenlik Uzmanı

Uluslararası ilişkiler uzmanları olarak işimiz ülkelerin dış politikaları ile ilgili gelişmeleri analiz etmek, kamuoyunu bilgilendirirken geleceğe ilişkin öngörülerde bulunmaktır. Ancak, söz konusu olan Türk dış politikası ise bunu yapmak özellikle son on yılda çok güçleşti. Çünkü uluslararası ilişkilerin bazı temel kuralları vardır ve ülkelerin politikaları bu kurallar içerisinde anlamlandırılır. Bu kuralların olmazsa olmazı, en belli başlıcaları şunlardır;
- Ülkeler dış politikalarında rasyonel (akılcı) hareket eder yani gerçekçi politikalar izler ve ulusal çıkarlarına göre hareket ederler.
- Ülkelerin en önemli çıkarı hayatta kalmak, bunun içinde ülke birliği ve toprak bütünlüğünü sağlamaktır. Bunlarda pazarlık yapılmaz.
- Ülkelerin politikası meşru devlet politikasıdır ve normal olarak devletin tüm kurum ve kuruluşları ile kamuoyu ve medyası bu politikaların arkasındadır.
- Uluslararası ilişkiler devlet aktörlüdür yani devletler arası ilişkidir. Devlet dışı aktörler sistemde olmakla birlikte, resmi muhatap devletlerdir.
Türkiye’nin bu temel prensiplere rağmen son on yıldaki uygulamaları ise özetle şöyledir;
- Türk dış politikası ulusal çıkarlara göre değil, Sünni mezhep esaslı bir temelde Ortadoğu’da Sünni bir eksen oluşturulması, bunun için de Suriye, Irak, Mısır, Libya gibi ülkelerde Sünniler, özelde Müslüman Kardeşler’in iktidara getirilmesi için yapılmaktadır. Bu yüzden Irak ve Suriye’de Türkmenlerin asimile olması, PKK’nın boşluk bulması, Barzani’nin uydurma devletini büyütmesi hükümetin umurunda olmamış, Türk halkı hala Yeni Osmanlı masalı ile uyutulmaktadır. Davutoğlu’nun Mezopotamya hayali, Büyük Kürdistan’ın parçalarının şekillenmesine yaramıştır.
- AKP iktidarı, Avrupa Birliği için yaptığı reformlar ile PKK’nın siyasallaşmasının önünü açmış ve önceden hayalini bile kuramadığı pek çok şeyi vermiştir. Terörle mücadele yerine müzakere sürecine geçilerek ülkemizin birliği ve toprak bütünlüğü pazarlık meselesi haline getirilmiş, Oslo ve Dolmabahçe mutabakatları yapılmış, iş Anayasa değişikliğine gelince tıkanmıştır. Bugün, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’sunda KCK devlet olmuş, PKK serbest gezmekte, yabancı güçlerin manivelası HDP ise özerk devlet için pazarlık aracıdır. HDP/PKK, Türkiye’yi özerklik ve Kobani karşılığı iç isyan çıkarmakla tehdit etmektedir.
- Devlet, sadece iktidar partisi değildir; yasama (muhalefet partileri), yürütme ve yargısı ile devlet bir bütündür. Bunlar dışında medya, araştırma merkezleri, sivil toplum örgütleri gibi pek çok kurum da bu politikaların bir parçası olmalıdır. Türk dış politikası en başından beri Erdoğan’ın (çoğu zaman kindarlık seviyesine ulaşan) şahsi ihtiraslarına göre yürütülmektedir. Erdoğan’ın politikalarını, devlet kurumları içinde ve dışında sadece özel olarak oluşturulmuş yapılar ve yandaş basın desteklemektedir. İç ve dış politikada yeterli kamuoyu ve kurumsal destek olmadığı için amaç ve araç dengesi sağlanamamaktadır.
- Türk dış politikasının muhatabı devletler olmalı idi. Eğer öyle olsa idi, Irak ve Suriye’de devletlerin toprak bütünlüğünü koruması ve bu ülkelerin terör bataklığına dönüşmesi önlenmiş olurdu. Bunun yerine Barzani, PKK, IŞİD, Hamas, El Nusra, ÖSO gibi ortak özellikleri Sünni olmak olan devlet dışı yapılar muhatap alınmıştır. Suriye’de iç savaşmak çıkarmak için direnişçiler uluslararası hukuka aykırı olarak örgütlenmiş, eğit-donat programları yapılmış, lojistik destekleri sağlanmış ve bunlara devam edilmektedir. Terör örgütü fabrikası Türkiye’nin etrafında dost denebilecek hiçbir ülke kalmamış, Ortadoğu’nun en güvenilmez ülkesi olmuştur.
Şimdi, böyle bir ülkenin dış politikasını analiz ederken, son günlerde yaşanan bazı önemli ve hızlı gelişmelerin ne anlama geldiğini ortaya koymaya çalışacağız. Öncelikle gelinen aşama ile ilgili kısa bir özet yapalım;
- ABD, Ortadoğu’yu yeniden yapılandırmak istiyor ve önceliği Irak; kuzeyde Kürtleri, orta kesimde ise Şii güneye karşı IŞİD’i kullanarak haritayı şekillendiriyor. Esad, başından beri İran’a karşı bir koz olarak kullanıldı yani önceliği değil.
- Türkiye (Erdoğan) başından beri Esad’a takmış durumda ve bunun için tampon bölge oluşturarak Halep’i ve sonra Şam rejimini devirmeye çalışıyor. ABD ise Türkiye’nin isteklerini şimdiye kadar geri çevirdi ve Kürt Koridorunu destekliyor.
- ABD, Türkiye, S. Arabistan ve Katar’ın Suriye’de savaşan IŞİD ve Kürtler dâhil tüm gruplara silah ve donanım sağlıyor. Hepsinin kendi direnişçileri var, Esad’tan ziyade IŞİD veya kendi içlerinde savaşıyorlar yani birbirlerine kırdırılıyorlar.
- Hâlihazırda Kobani ve Cizire kantonlarını birleştiren PKK-PYD’nin, Cerablus’la Afrin arasındaki hattı da alması halinde Suriye’nin Türkiye sınırına bütünüyle hâkim olması ihtimali var.
- ABD’den destek bulamayan Türkiye, Allen başkanlığındaki ABD heyeti ile yürütülen müzakereler sonunda, güvenli bölge karşılığı İncirlik Üssü’nün kullanımı için bir mutabakata vardı.  
ABD ile mutabakatta; Suriye’nin kuzeyinde Kobani ile Afrin arasında henüz PKK/PYD güçlerinin eline geçmemiş olan Cerablus-Azez hattında yaklaşık 100 km. uzunluğunda ve 40 km. derinliğindeki güvenli bölge oluşturulacağı bilgisi basına yansıdı. Türkiye’nin Suriye topraklarına girmeden, sınırdan 40 km menzilli fırtına obüsleri ve ağır silahlarla bölgenin denetimini sağlayacak*. Böylece, hem bölgeye yönelik IŞİD ve PYD riskinin önlenmesi hem de Halep kaynaklı büyük göç dalgasına karşı önlem alınması hedefleniyor. Güvenli bölgede Türkiye’nin ya da ABD’nin kara birliklerinin bulunmayacak, ABD’nin uçakları güvenliği sağlayacak. Ancak, bu ABD ile henüz bir tam anlaşma olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, "Son haftalarda Türkiye ile IŞİD konusunu müzakere ediyoruz. Şu anda Türklerin ne yapmaya hazırlandıklarına ilişkin bazı değişiklikler gördük. Bölgede meşgul olduğumuz bazı şeylerde de değişimler oldu" dedi. İşin aslı önümüzdeki hafta Katar’da yapılacak toplantıda yeni dönem ile ilgili esaslar belirlenecek ve bu arada Kerry Doha’da Rusya dışişleri bakanı ile görüşecek. Rusya ile İran, ortak bir çözüm planına dâhil olmadan çok radikal değişimler beklenmemelidir. Öte yandan Pentagon, daha geçen gün IŞİD operasyonunun 10-20 yıl sürebileceğini söyledi. Şu an açık olan ABD’nin uzun süredir direttiği İncirlik üssünün açılması ve IŞİD ile mücadele konusunda ABD’ye teslim olduğumuzdur. Ancak bu, ABD’nin başından beri arkasında olduğu demokratik çözülme (!) sürecinin bozulmasına ve Türkiye’nin PKK operasyonlarına onay verdiği anlamına gelmiyor.
Bir yandan PKK tarafından yapılan haince saldırılar ve nihayetinde terör örgütlerine yönelik başlayan operasyonlar ve diğer yandan Suruç’taki patlama ve ardından IŞID’a yönelik hava harekâtı nelerin habercisidir? Öncelikle IŞİD’ın Suriye’de ki PYD/PKK ile sürdürdüğü savaş Türkiye’ye taşınıyor. Türkiye, biri PKK, diğeri IŞİD olmak üzere, iki cephede birden mücadele etmek konumuna geliyor. Özetle sınırın öbür tarafındaki şiddet, artık Türk topraklarına da sıçramış durumdadır. Hükümetin PKK’ya silah bırakma talebine PKK’dan itiraz geldi. PKK elebaşıları, Demirtaş’a kızarak, karar verici adresin kendileri olduğunu söylüyor ve bunu Öcalan’ın baskı altında olduğu gerekçesine bağlıyor. Gerçek ise büyük çoğunluğu ile şu an Suriye’de savaşan PKK’nın ne şimdi ne de gelecekte silah bırakmayacağıdır. Onların hayalinde Türkiye’de kurulacak Kürt devletinin ordusu olmak var. PKK sözcüsü ve Kobani’ye gitmek için gençlerimizi kandıran HDP, Suruç patlaması üzerine Parlamento’nun derhal şu üç gündem maddesi ile toplanmasını istemiştir;
- Çözüm süreci,
- Rojova ile ilişkiler ve
- Dış politika ve IŞİD.
Bu isteklerin anlamı Türkiye’nin içi ile Irak ve Suriye’nin kuzeyinde Büyük Kürdistan’ın kurulması için bugüne kadar çeşitli sözler veren hükümete baskı yapmak ve iç savaş şantajına devam etmektir. Bu taleplerin, bizzat arkalarında olan ABD ve İngiliz istihbaratı tarafından kendilerine söyletildiğine şüpheniz olmasın. Şu an Türkiye için en kötü senaryo, ülke içinde bölücülerin tetiklediği iç savaş, Suriye ve Irak’ta Kürt devleti kurulmasıdır. Bunların hepsinin arkasında olan ABD, kendi Ortadoğu planı için şantaj yapıyor, Erdoğan’ın deyimi ile ölümü gösterip, sıtmaya razı etmeye çalışıyor. AKP ile 2007’den beri yürüttüğü gizli pazarlıklar ve hükümetin tüm kirli çamaşırlarını iyi biliyor olması ABD’nin şantaj kabiliyetini artırmaktadır.
2007 yılından beri terörle mücadele etmek yerine müzakere eden hükümet, bugün Yeni Anayasa ile PKK isteklerini kendi ihtirasları ile birleştirme hayalinde daha fazla ileri gidemeyeceği bir tıkanma noktasına gelmiş ve sonunda ülke birlik ve bütünlüğünü hatırlamıştır. Gelinen aşamanın iki önemli sonucu var;
- PKK’nın yeniden eylem sürecine başlaması ile başlayan bölücü örgüte yönelik operasyonlar terörle müzakere sürecini şimdilik akamete uğratmışsa da bu sürecin bittiği anlamına gelmiyor. Kasım seçimlerine hazırlanan ve tek başına AKP iktidarını kendi geleceği için elzem gören Erdoğan, şimdilerde milliyetçilik ile oy toplamaya çalışıyor.
- Diğer yandan IŞİD’a karşı başlayan operasyonlar ve İncirlik ve diğer üslerin açılması; ABD isteklerine boyun eğmenin ötesinde yeni düşmanımızın IŞİD olması anlamına geliyor. Mutabakatta yer alan güvenli bölge aslında Türkiye’nin istediği tampon bölge değil ve sadece uzaktan silahla desteklenen bir bölgenin işe yaraması da mümkün değildir.
Önümüzde dönemde güvenlik güçlerimizin uzun bir süredir ara verdiği PKK’ya yönelik operasyonların başlaması ile PKK eylemleri artacak, KCK’nın ise sivil halkı iç isyana yönelik artan baskıları söz konusu olacaktır. Öte yandan PKK yanında IŞİD’in da düşman edilmesi ile Türkiye’nin hemen her yerinde sansasyonel eylemler beklenmelidir. İçinde olduğumuz zaman bölücü terör ile mücadelede kararlı ve birlik içinde olma dönemidir. Allah terörle mücadelelerinde asker, polis ve diğer tüm güvenlik güçlerimizin yanında olsun..
* Serpil Çevikcan: Mutabakatta ne var? Milliyet, (24 Temmuz 2015).

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.