‘Türkiye’nin 11 Eylül’ü’ olacaktı

Teröristler 103 kişinin öldüğü Ankara Tren Garı saldırısına kıyasla çok daha donanımlı ve çok daha büyük bir amaçla oradaydılar. Eylemi istedikleri yerde, istedikleri zamanda ve istedikleri şekilde yapsalardı, çok daha büyük bir travma, derin bir kaos yaşanacaktı

‘Türkiye’nin 11 Eylül’ü’ olacaktı
02 Temmuz 2016 Cumartesi 11:12

Abdullah Ağar / Emekli Özel Harp Subayı, Gazi Üsteğmen

Atatürk Havaalanı’na yapılan saldırının Dış Hatlar Terminal girişleri ile otopark arasına sıkıştığı görülüyor. Saldırının amaçlanan zirvesi bu değildi. Buna rağmen sonuçları korkunç: 44 can kaybı ve 250 civarında yaralı.
10 Ekim 2015 Ankara Tren Garı saldırısı, 107 kişinin hayatını kaybetmesi ve 500’ü aşkın insan yaralanmasıyla sonuçlandı. Bu eylem; açık alanda ve 2 intihar saldırganı tarafından yapıldı. Atatürk Havaalanı’nda ise; (1) Kendini patlatan 3 intihar eylemcisi, (2) Uzun namlulu silahlar, (3) El bombaları ve (4) Patlamaların etkisini kapalı alanda katlama arzusu var.
Yani çok daha güçlü bir donanımla ve çok daha büyük bir amaçla oradaydılar! Eylemi istedikleri yerde, istedikleri zamanda ve istedikleri şekilde gerçekleştirebilseler, çok daha büyük bir travmayla, derin bir kaosla karşı karşıya kalınacaktı. Adı da büyük olasılıkla; “Türkiye’nin 11 Eylül’ü” olacaktı.

BİNLERCE ŞARAPNEL PARÇACIĞI
Birkaç güvenlik görevlisinin teröristlerle eylemin amaçlanan alanı arasına girmesi, eylemin asıl zirvesine ulaşmasını engelledi. Teröristlerin; (1) İntihar eylemlerinin etkisini katlayan kapalı alana ve (2) İnsan yoğunluğuna ulaşma arzusu ile (3) Bu etkiyi uzun namlulu silahlar ve (4) El bombaları ile besleme amacı gerçekleşmedi. Bir başka detay (5) “İnsanlara birer mermi gibi saplanmak üzere” bomba yeleklerine gömülmüş, ama Atatürk Havaalanı’nın duvarlarına saplanıp kalmış binlerce şarapnel parçacığıdır.
Yapılan resmi açıklamalarda, “Yaşanan ağır kayba ağırlıkla uzun namlulu silahların neden olduğu, canlı bombaların kendilerini istedikleri yerde ve zamanda patlatamadıkları ve el bombalarını kullanamadıkları...” ifade ediliyor.
Burada, “Tren garı saldırına kıyasla kat be kat fazla, yüzlerle ifade edilecek can kaybını ve binlerle ifade edilecek yaralanmayı amaçladıklarını...” görmek gerekiyor.

‘ZAAFİYET’ PARANOYASI
Öncelikle Atatürk Havaalanı’nda yapılan eylemin amaçlarına bakalım:
1- Karar vericileri yönetmek ve yönlendirmek, mesaj ve gözdağı vermek.
2- Halkı, devletine ve güvenlik kuvvetlerine karşı inançsızlığa, güvensizliğe, öfkeye ve düşmanlığa sürüklemek.
3- Halkı korkuya, derin endişeye, gelecek kaygısına, travmaya, belirsizliğe sürüklemek. Duygu, düşünce ve reflekslerini istediği kıvama getirmek ve sonrasında yapacağı eylemler ve ortamda bu kıvamı kullanmak.
4- Halkın etnik ve mezhepsel çeşitliliği üzerinden, hassasiyetlerini, farklılıklarını ve fay hatlarını kaşımak, bunları derinleştirmek ve zamanla çatışmaya dönüştürmek.
5- Halkın kendi çözümlerini üretmeye kalkacağı karmaşa ortamını oluşturmak.
6- Oluşan infialin etkisiyle yapılacak kontrolsüz ve sonuçları belirsiz stratejik hamlelerle ülkeyi tuzakların, özellikle sınır ötesinde mezhepsel savaş ve çatışmaların içine çekmek.
7- Eylemin manivela etkilerinden yararlanmak.

FİZİKİ GÜVENLİK VE İSTİHBARAT YETMEZ
Irak devleti, ülkesine, “bilinen” en yüksek fiziki güvenlik yatırımını yaptı. Ancak sadece Bağdat’ta (2003 işgalinden-2015 Eylülüne kadar) tekli ve çoklu ölümle sonuçlanan tam 15 bin 189 terör saldırısı meydana geldi.
Suriye, dünyanın en güçlü İç İstihbarat Ağına sahip ülkesiydi. İç savaşı ve terörü engelleyemedi.
İstihbarat erkinin ya da fiziki güvenliğin anlamsız olduğunu söylemiyorum. Elbette taktik-operatif-stratejik kapsamlarda istihbarat ve fiziki güvenliğin anlamı, etkisi ve önemi çok büyük.
Ancak etnik ve radikal terörün yükselişi, bunların asimetrik işbirliği ve sadece yaptıkları eylemleri değil, bunlar üzerinden kamuyu ve halkı gütmek isteyen hibrit özellikleri, ezberlerimizin çok ötesindedir.
Asıl sorun ise artık; örgütlerle taban tuttukları halklar arasındaki bağı kopartacak kavramsal, felsefi, bilinç mücadelesinin yapılamayışıdır. Güvenlik ve istihbarat erkleri hariç diğer milli güç unsurlarının bir türlü devreye girememesi, girse bile aranan sonucu üretememesidir. Sınırı aşan sorunlarda ise bağımsız inisiyatif ve işbirliği üretememek, sonuç alıcı oyun kuramamaktır.

MAHALLEMİZE VE BİZE DAİR
Bugün bütün fiziki güvenlik ve istihbarat güçlerinin bilinçsiz-hoyrat etkinliğine ve gücüne rağmen Irak ve Suriye’nin temel gerçeği şudur: Her iki ülkenin de en başta devletinin kafasına vurulmuş devletleri dağıtılmış, ordularının kafasına vurulmuş orduları dağıtılmıştır. İnsanlarının ise ordu ve devletlerine inançları yitirmesi istenmiştir. Ve bir başka acı gerçekle ve çok daha karmaşık metotlarla, bunların bir başka benzerleri Türkiye’de uygulamaya konulmuştur.
Bugün hâlâ tehdidin büyüklüğünü, gücünü ve inisiyatiflerini kavrayamadığımız etnik ve radikal kökenli terör, terörün diğer bileşenleri ve bunların bileşik ve hibrit (karma-melez) paydasının temel hedefi, devlet, ordu ve halkı parçalamak, kendi gücünü kendine karşı kullanmasını sağlamaktır.
Şuursuz halimizin sonucuna örnek olsun: Musul şehrinin düşmesinin asıl nedeni; 600-700 kişilik radikal terörist gücü değil, devletine-ordusuna inanmayan, birbirine düşen, direnç üretmek yerine bir tarafıyla kaçmayı ve dağılmayı, diğer tarafıyla terör örgütlerine kucak açmaya ve kendi kaos çözümlerini üretmeye kalkmış halk, devlet ve güvenlik yapılanmalarıdır.

ORTAK EYLEM, BEKA SORUNU
Fiziki güvenlik ve istihbarat ile ilgili hassasiyetleri dile dolamak, bunlar üzerinden devlet-istihbarat ve fiziki güvenlik erkine inançsızlık üretmek, acımasızca bilinçsizce saldırmak ve yaftalamak, siyasi kavganın konusu yapmak; ‘halk deyimiyle’ kendi ayağına sıkmaktan, terör örgütlerinin ve onların arkasına saklanmış iradelerinin ekmeğine yağ sürmekten başka bir sonuç üretmeyecektir.
Unutmamak gerekiyor: Kendi içimizde kavga etmek için bile bir vatana, bir devlete ve bizi koruyan askere-polise ve istihbaratçıya ihtiyacımız var. Bugün bunları yitiren ülkelerin hali, hemen dibimizdedir.
Bugün PKK-IŞİD ve yancıları üzerinden karşı karşıya kaldığı Iraklaşma-Suriyeleşme ve kendi içine çökme tehdidi, siyasetin, siyaset üzerinden üreyen husumetin ya da sokak ağzının ucuz konusu değildir.
Ortak akıl, ortak ruh, ortak strateji ve ortak eylem üretmek zorunda olduğumuz ulusal güvenliğe, geleceğe ve varlığa dair bir beka sorunudur.

NE ZAMAN ZAFİYET VARDIR?
Sizin karşınızda, istihbarat ve İKK (İstihbarata Karşı Koyma) erki olmayan örgütler varsa ve bunlar eylem yapabiliyorlarsa, o zaman gerçekten bir istihbarat zafiyeti vardır.
Sizin karşınızdaki sizinkinden daha yüksek erki olan istihbarat servislerin desteklediği ve himaye ettikleri örgüt ya da örgütler yoksa, işte o zaman gerçekten bir istihbarat zafiyeti vardır.
Ya da profesyonel terörün fiziki güvenlik tedbirleriyle ilgili geliştirdiği etkin çözümlerden, gizlilikten, maskeden ve diğer kabiliyetlerden haberiniz yoksa, rahatlıkla ülkenin fiziki güvenlik yapılanmasını yerin dibine batırabilirsiniz.
Bir diğer taraftan, konunun birebir muhatabı olan Polis İstihbarat Teşkilatının “Paralellik üzerinden” yakın geçmişte nasıl kırılmaya uğradığını, hafıza ve erkinin nasıl zarar gördüğünü ve “İstihbarat zafiyeti” başlığının nasıl konusu olduğunu anlamak gerekiyor. Tabii bir de önlenemeyen bu olaylar üzerinden, bize olan büyük maliyeti!

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.