Sıranın Kandil’e gelmesi yakın

Bütün gelişmeler artık apaçık ortalığa dökülmüştü. Her türlü aşırılık terör örgütünün iyice şımarmasını körüklemekte, fiili bölünme, otonom yönetime geçildiği her gün dünyaya ilan edilmekteydi.

Sıranın Kandil’e gelmesi yakın
07 Temmuz 2016 Perşembe 11:28

Orhan Özkaya
Bütün gelişmeler artık apaçık ortalığa dökülmüştü. Her türlü aşırılık terör örgütünün iyice şımarmasını körüklemekte, fiili bölünme, otonom yönetime geçildiği her gün dünyaya ilan edilmekteydi. Aslında HDP’ nin belediye başkanlıklarına sıçrayan milletvekillerinin terör örgütüne hendek hazırlamakta yardım ve yataklık ettikleri gizlenmeyecek kadar açık oynanıyordu. Kendi Meclislerini kurmakta tereddüt etmeyeceklerini Demirtaş söylemekten çekinmiyor, ABD ve AB tarafından desteklendikleri kanısıyla, halkı gerekirse sokağa dökeceklerini açıklayıp duruyordu. Oysa onların, kendi çıkarları için kullanmayacakları alet olmadığını çok iyi biliyordu. Bütün bunlara karşın, girdikleri çıkmazdan vaz geçmeleri, geri dönüşleri söz konusu değildi.
İktidar ise, dükkânı kapatmış, dümenden ayrılarak, ABD ve AB’nin yol haritasını uygulamaya gönüllü görünüyordu. Öyle olmasa yüzlerce operasyon talebine ret yanıtı sadece valilerin verebileceği bir karar olamazdı. Nitekim bu durumu medya ve basında iktidar başı ikrar ederek; kendilerinin sürekli “kandırıldıklarını” ve “valilere bazı yumuşatıcı emirler verdiklerini” itiraf etmek zorunda kaldı. İşler uzun yıllar süren hendeklerin kazılması aşamasına gelip dayanmıştı. Ancak asker, 24 Temmuz’da, Lozan’ın yıl dönümünde ülkenin “tapu senedini” deldirmek niyetinde değildi. Nitekim de öyle oldu; bütün hendekler başlarına yıkıldı ve kırsala geri döndüler. Ancak orası da darmadağın ediliyor; sıranın Kandil’e ve Barzani’ye gelmesi yakın... TSK ve Türk halkıyla oyun oynanmayacağı ortada... Kandil ve Barzani maşaları da ortadan kaldırılmadıkça, bataklığın kurutulması olanaksız.

TSK, KURULAN TUZAKLARI BİRER BİRER YIKIYOR
ABD ve kuyruğuna takılan işbirlikçilerin İncirlik dayatmalarına karşın asker, dik duruşunu hiç saptırmadan sürdürüyor. PKK, PYD/YPG ve HDP’nin her türlü emperyalist kışkırtmalara ve Güneydoğu’da algı arayışları içerisine girmeye kalkmasına rağmen, bölge halkından beklediği desteği bulamadı. Oluşan askeri kıskaç ve terörün hendeklere gömülmesi, en önemlisi de; askerin devlet sıcaklığını, güvenini terörün elinde tutsak olan gençlere de yansıtması olağanüstü duygular yüklenmesine neden olmakta. Sonunda teslim olanların kendi öz kimliklerine kazandırılması halkın askere olan güven duygusunu coşturuyor. Atatürk ideolojisinin ne kadar sağlam olduğunu ortaya koyuyor. Bu da gösteriyor ki, emperyalistlerin terörle müttefiklik kurarak birlikte iş tutmaya çalışmasının eninde sonunda başarısız kalmaya mahkûm oluyor. Şemsiyesi altına alarak beslediği, büyüttüğü ve eğittiği terör, kendi kontrolünden de çıkarak, dizginlenemez savrulmalara, aşırılıklara, keyfiliklere ve insanlık dışı yolların esiri konumuna sürükleniyor. El kaide, Taliban, El Şebap, Boko Haram, Müslüman Kardeşler, İhvan, PKK, PYD, YPG, El Nüsra, Öso, İŞİD ve diğerleri gibi... Asker girdiği bu mücadeleden bir adım bile geri adım atmamaya kararlı, bu nedenle “Emasya” genelgesini yeniden geri aldı, İç Hizmet Yasası’nın kuşa çevrilen 35. maddesinin halkın talebi doğrultusunda gündeme getirilmesi gerekiyor.

31 MART HEVESİ
İktidar, bir yandan her türlü gerici, yobaz adımlarını sürdürmeye devam ediyor; Topçu Kışlası dayatması, Başkanlık rejimi, İstanbul’un yağmalanması, talanı ve küresel emperyalizmin emrine sokularak 20 milyonluk finans merkezi sömürgesi, kaos kente dönüştürme baskısı, şiddeti dolu dizgin sürdürüyor. Yargıyla da ateşle oynar gibi oynuyor. Bir yandan “Vatan, Millet, Bayrak” nutukları atmayı sürdürüyor. Diğer yandan “ümmet” arayışlarını ve laikliğin, Atatürk’ün, ilk dört maddenin anayasadan çıkartılması gerilimini tırmandırıyor. Namaz kılmayanın asılması, kesilmesi söylemleri hız kazanıyor. Kadınlara yönelik, “evde oturup, doğurganlık artışı malzemesi olsunlar” diye, üsttekinin fetvaları... Onuncu Yıl Marşı ile halkın sabrını zorlamayı sürdürerek ülkede şiddete, çatışmaya yönelik bir hava yaratıp kendi güçlerini kemikleştirme çabasına giriyorlar. Bölümeye giden yola taş döşemeye devam ediyorlar. Menderes’ in “Vatan Cephesi” çıkmazında ki gibi, ateşle dans ediyorlar.

ABD’NİN VİETNAM SENDROMU
Güneydoğu’da terör örgütünün yediği bozgundan sonra şimdi de ekonomik yönden çökertilmesine geldi sıra, bu nedenle Yüksekova uyuşturucu mafyası her türlü taktiği kullanarak operasyonları engellemeye, iftira kampanyası atmaya kalkışmakta. Metropollerdeki mafya bozuntuları endişeli bekleyiş içersinde. TSK’nın ödün vermeyen tavrı, iktidarın eski müttefiklerini İncirlik ve ülke genelindeki diğer üs ve tesislerde arkasına toplama tavrına rağmen kararlılıkla sürüyor. Halkın canı ve kanıyla ödediği bu mücadele hiç bir şekilde geri dönülemez noktaya gelmiş, eski “açılımlar” “bardak” olmuştur. Bu nedenle, yandaş basın ve medya “Öcalan’a ev hapsinde ABD ile anlaşma sağlandı” diye, başlık atarak askerin özgüvenini sarsmaya çalışıyor, gazeteci kılıklı terörden dönmeler, merasim kıtasında soytarılık yapıyor. ABD ve AB devamlı “açılım”a geri dönülmeli, “çatışmasız ortam tekrar başlamalı” diye, şarkı söylemeyi sürdürüyor. ABD, Ortadoğu’da yaşadığı “Vietnam sendromunu” halkından gizleyerek ve örgütlediği taşeron terör örgütleriyle yeni stratejiler geliştirerek, rotasını Pasifik Denizi’ne doğru yöneltmeye çalışıyor. Karadeniz’de dönek, devşirme devletçiklerle satranç tahtası kurmaya kalkıyor. Bütün bunlar, yıkılışın geri dönülmez belirtileri olarak gözlerden kaçırılamıyor.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.