Sadakatimiz millete

Evet, sistemin özü sadakat -güçlü ve içten bağlılık- idi. Eskiden sadakat Kral’a, Halife’ye veya Hükümdar’a idi. Modern çağda ise sadakat millete idi.

Sadakatimiz millete
16 Ağustos 2016 Salı 11:05

ASKERİ LİSELERİN ÖNEMİ-1

Rifat Yeniay / Emekli Binbaşı
Ben 1972-1975 yılları arasında Kuleli Askeri Lisesi’nde okudum. Lise hatıralarımdan birisi de, hafta sonu izinlerinin bitiminde okula dönüşle ilgilidir. Akşamüstü hava kararırken, özellikle havanın kapalı, gri bir gökyüzünün hâkim olduğu zamanlarda içim sıkılır, benim yaşımdaki diğer çocuklar evlerine giderken benim eve gidemiyor olmama kızardım. “Askeri liselere ne gerek var, bir çocuğu daha küçük yaşta ailesinden koparıp disiplinli bir ortama sokmak ne kadar saçma” derdim. Askeri liselerin olması kesinlikle anlamsız gelirdi. Fakat cevabını veremediğim bir soru da aklımı kurcalıyordu. Askeri liselere neden ihtiyaç duyuluyordu?
Askeri liselerin olmaması gerektiği düşüncem uzun yıllar devam etti. Yıllar sonra ilk düşünce değişikliğini Sokollu Mehmet Paşa’nın hayatını okuduğum zaman yaşadım. 1505 yılında Bosna’da doğan Sokollu, 14 yaşında iken, ailesinin de isteği ile devşirme yöntemi ile alınarak yetiştirilmişti. Çeşitli görevlerden sonra Kaptan-ı Derya’lık, Rumeli Beylerbeyliği ve 15 yıl boyunca Sadrazamlık yapmıştı. Üç Padişah ile çalışmış, döneminde imparatorluğun sınırları genişlemişti. Dikkatimi çeken konu, kendisinin çocuk yaşta devşirilmiş olması ve sadakatının Osmanlı’ya olması idi. Devşirme ve sadakat konuları ilgimi çekti, incelemeye değerdi.

DEVŞİRME SİSTEMİ
Devşirme sistemi; Osmanlı Devleti’nin fethettiği, özellikle Balkanlardaki Hıristiyan topluluklardan, genç ve yetenekli çocukların alınarak, önce Türk bir ailenin yanında Türk ve İslam kültürünü öğrenip, sonra yeteneklerine göre seçilerek yönetici veya asker olarak yetiştirilmeleriydi. Osmanlı tarihindeki vezirlerin, büyük devlet adamları ve komutanların çoğu devşirme sisteminden gelmekteydi.
Devşirme sistemi tarihte, Osmanlı Devleti’nden önce Roma, Bizans ve birçok İslam devletinde, Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletlerinde kullanılmıştı. İslam devletlerinden özellikle Abbasilerde Türk savaşçı köleler (Memlûk), bu sistemle yetiştirilerek Halife’nin muhafız birliklerini oluşturuyorlardı. Arap olmayan bir birlik, Arap kabilelerin aksine Halife’ye daha sadık oluyordu. Böylece Halife, Arap kabileleri arasındaki mezhepsel ve diğer çekişmelerden kaynaklanan güvenlik riskini ortadan kaldırılmış oluyordu. Sistem günümüzde de işlemektedir. Bugünkü Ürdün’de Kraliyet Muhafız Birliği Çerkezlerden oluşmaya devam etmektedir.

AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR
Gördüğüm sistemin çok eski, denenmiş, faydası kanıtlanmış ve kullanılışlı bir sistem olduğuydu. Fakat tam olarak çözemediğim bir soru vardı. Sistemin bu büyük başarısı nereden geliyordu?
Asıl düşünce değişikliğini bu sorunun cevabını bulduğumda yaşadım. Aradığım cevap Bernard Lewis’in “Ortadoğu” isimli meşhur kitabında vardı.
‘’17. yüzyıl ortalarında Türkiye’yi ziyaret eden İngiliz Paul Rycaut sistemin mantığını şöyle anlatmaktadır:
İmparatorluğun büyük makamlarına getirilecek gençler ya savaşlarda elde edilirler ya da uzak ülkelerden armağan olarak gönderilirler... Buradaki politika çok belirgindir. Bunlar başka ilke ve geleneklere göre yetiştirilmiş olan ana babalarından nefret edecekler, uzak yerlerden geldikleri için hiçbir tanıdıkları olmayacak, devlet okullarına girdikten sonra kendisine sadık olmak zorunda oldukları ve öyle yetiştirildikleri Efendilerinin dışında hiçbir akrabaları, çıkar birliği içinde oldukları hiç kimse olmayacaktır.” Köle askerin ilke olarak hükümdarından başkasına sadakati yoktu. Ancak uygulamada sadakati alayına ve komutanına gösterirdi.*
Evet, sistemin özü sadakat -güçlü ve içten bağlılık- idi. Fakat sadakat kime olacaktı? Eskiden sadakat Kral’a, Halife’ye veya Hükümdar’a idi. Modern çağda bunların hiçbiri yoktu. Bu sorunun cevabını biliyordum. Kendi yaşamım bunun tipik bir örneği idi. Sadakat millete idi.
Gerçektende ara veya yaz tatillerinde kendi memleketime gittiğimde eski arkadaşlarımla ilk birkaç gün hasret giderdikten sonra sıkılır, konuşacak bir şey bulamaz olurdum. Onların ortamları, ilgi alanları ve bakış açıları daha başkaydı. O eski canlılığı, samimiyeti, neşeyi bulamaz olurdum. Ben farklılaşmıştım. Birkaç gün sonra sıkılır ve tekrar eski ortamıma, kendi arkadaş grubuma dönmek isterdim. Döndüğüm zaman konuştuğumda diğer arkadaşlarda da aynı duyguları görürdüm. Her ne kadar kopmasak da, bir anlamda ailemizden ve eski ortamımızdan kopmuş, bizi yetiştirene, devlete bağlı ve sadık hale gelmiştik. Diğer bir ifadeyle sadakatimiz devleti oluşturan millete idi.
Demek ki binlerce yıllık sistem hala işliyordu. Ağaç yaş iken eğiliyordu. Ben de bu sistemin bir üyesi olmuştum. Bu bilgi ve bilinç düzeyine ulaşınca, askeri lisenin varlığının iyi olduğu ve devam etmesi gerektiği sonucuna vardım.

DİPNOT: * Bernard Lewis, Ortadoğu: Hıristiyanlığın Doğuşundan Günümüze Ortadoğu’nun 2000 Yıllık Tarihi, Çev. Mehmet Harmancı, İstanbul, Sabah Kitapları, 1996, s.155-156.

DEVAMI YARIN

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.